Gey Onuru mu, Piyasa mı?

23

Sydney Mardi Gras Gey Onur Haftası etkinliklerinin Avustralya ekonomisine katkısının 40 milyon dolar olduğu düşünülürse, pembe pazar alanının sermayedarlar ve devletler açısından ne kadar cazip, gey onurunun da ne kadar ‘fonksiyonel’ olduğu kavranılabilir.

Haziran 1969’da New York’ta baskılardan muzdarip bir grup isyankâr eşcinsel, polisle giderek büyüyen bir çatışma içerisine girdi. Çatışmaların içinden adına ‘Eşcinsel Özgürlük Hareketi’ diyebileceğimiz sosyal ve siyasal bir hareket ortaya çıktı. Eşcinseller siyasal sahnede ilk kez, hak ve özgürlüklerini elde etmeye yönelik örgütlenen ve gerektiğinde çatışabilen bir özne oldu.

Evvelinde eşcinsel özgürlüğü temasıyla tanımlanan on yıllık yürüyüş, ilk kez 1995 yılıyla birlikte San Francisco’da ‘gey onuru’ perspektifine devşirildi. 21. yüzyılla birlikte de Türkiye dahil onlarca ülkede gey onur yürüyüşleri her yılın haziran ayının son pazar gününde Stonewall İsyanı anısına gerçekleştiriliyor. Gey onuru ya da orijinal kökeniyle ‘gay pride’ kavramı, Heteroseksüellik dışı cinsel yönelimlerin utanılıp saklanılacak bir mesele değil de üstüne onur duyulacak bir varoluş tarzı olduğuna işaret ediyor.

Özgürlüklerini ve cinselliklerini parçası oldukları sosyal devrimden ayrı tutmayan bir toplumsal hareketin ‘gay pride’ şenlikleriyle evrildiği eksenin, yüzlerce çokuluslu şirketin üstüne uluslararası çapta milyonlarca dolarlık fonlar aktardığı bir piyasa alanı olduğu apaçıksa, söz konusu olanın liberal gey kimlik politikalarının ideal bir boyutu olduğunu söylemekte beis yok. Ancak eşcinsellere yönelik akademik ya da aktivistik yazında bu durumu problematize eden ekonomi-politik bir bakıştan çok, esen rüzgârın yönünde temsil, söylem ve kimliğin fazlasıyla ön plana çıkarıldığı söylenilebilir.Gündelik yaşam alanının ya da fiziksel sınırlılıkların her hücresine nüfuz etmesi bakımından kapitalizm, öncesinde erişmediği muazzam bir genişlemeye erişmiş olsa da cinsellik ve cinsel kimlikler söz konusu olduğunda ekonomi-politik analiz pek tercih edilir değil. Çağın cinsellik kuramcıları, isimleri gibi görkemli iktidar ilişkileri analizleriyle, ilgililerine eşitsizliklerin sonuçlarıyla mücadele etmek ya da küresel güç ilişkileriyle çatışmak zorunda olunmayan bir kafa konforu sunuyor.

Yazarın diğer yazıları

Oysa post-kapitalist ülkelerde yaşayan eşcinsel kardeşlerimiz, devletin yerine piyasanın, yurttaşın yerine de tüketicinin geçtiği küresel pazar alanında uğradıkları aşırı ticarileştirilmeye karşı; ‘gey onuru’ liberalizasyonuna karşı yaklaşık on yıldır ‘gey utancı’ içerisinde. Ana akım GLBT hareketine alternatif olarak çıkan çeşitli ‘Gey Utancı’ (Gay Shame) inisiyatifleri, ismini üstüne çokuluslu şirketlerce milyonlarca dolarlık fonlar aktarılıp sponsorluklar kurulan ‘gey onur’ şenliklerinin ve bu şenlikleri temellendiren tüketime endeksli orta sınıf burjuva gey kültür ideolojisinin radikal bir teorik-pratik eleştirisi ihtiyacından alıyor.

Yalnızca Sydney Mardi Gras Gey Onur Haftası etkinliklerinin Avustralya ekonomisine ortalama katkısının 40 milyon dolar olduğu düşünülürse, pembe pazar alanının sermayedarlar ve sermaye devletleri açısından ne kadar cazip, gey onurunun da ne kadar fonksiyonel olduğu kavranılabilir.

Ancak neo-liberal bir kültür söylemi olarak gey onuru, gey kültür ideologlarının sığ bir ideolojik kurgusudur. Gey olmaktan onur duymak; gey onuru, tıpkı günümüzde “Ne Mutlu Türk’üm diyene” söyleminde olduğu gibi ya da ‘oğlak burcu olmaktan onur duymak’ gibi anlamı kendinden menkuldür. Zira, evrensel ve insan türüne özgü bir etik çerçeve olan onur, hiçbir topluluk kimliği ile bağdaştırılamaz.Gerçi devrimci olmanın onuru olabilir; bu eşit ve özgür bir dünya gibi homojen bir insanlık ideali uğruna savaşmaktan gelir. Ancak geyler gibi cinsel yönelim dışında sınıfsal, siyasal, düşünsel, duygusal, etik, estetik hiçbir ortaklığı olmayan fazla heterojen bir sosyal grup ile onur bağdaştırılamaz. Malcolm X, hiçbir zaman siyah olmanın onurundan ya da hoşgörüden söz etmedi. Onun tek talebi, sosyal ve siyasal eşitlikti.

Fakat görülüyor ki 1990’lardan sonra ana akım haline gelen GLBT hareketi, daha liberal bir düzlemde ufkunu belirliyor. Siyasal eşitlik ve sosyal özgürlük ekseninden çok, piyasayla rabıtası kuvvetli olan kişisel ve aktivistik bağ, hareketin reel çerçevesinde daha geçerli görünüyor. Geleneksel müşteri kitlesini kaybetmek istemeyen büyük şirketler pazarlama stratejisi çerçevesinde sadece ‘gey dostu’ imajı olan yan-markalar icat ediyor ve gey dergileri de düzenli olarak en gey dostu ilk 10 şirket listeleri yayınlayarak gey tüketicilerin marka tercihlerinde hassasiyet göstermelerini mesajlıyor.Tüm dünya metropollerinde olduğu gibi geçtiğimiz hafta İstanbul’da da gey onur haftası kapsamında çeşitli etkinlikler düzenlendi. Pazar akşamı İstiklal Caddesi’ndeki üç bin civarında kişinin katılımıyla gerçekleştirilen onur yürüyüşünde kabaca özetlemeye çalıştığım tüm bu düşüncelerime karşın ben de bulundum. Çünkü her hafta bir eşcinsel cinayeti haberi ile sarsıldığımız bu fazla fundamental coğrafyada, onur-utanç tartışması ya da liberal gey-devrimci eşcinsel politikaları tartışması siyasal coğrafyamızın dışarısına düşüyor.Eşcinsellere yönelik ayrımcılığın ve nefret cinayetlerinin bu kadar yoğun ve meşru olduğu bu ülkede, temennim tüm devrimci demokratların, aydınların, sanatçıların, biliminsanlarının ve işçilerin eşcinsellerin ezilmesine karşı duyarsız kalmaması ve elbette ki eşcinsellerin ve eşcinsel hareketin de geyliğin ekonomi-politik eleştirisini odağına alan bir politizasyonu.

Yazan: Birol Dinçel (1 Temmuz 2009)

Yorumlar kapalıdır.