Trump’ın İran’a yönelik yaptırımları başladı

2015’te Obama döneminde gevşetilen İran’a yönelik yaptırımlar, Trump döneminde yeniden ve daha şiddetli bir şekilde devreye giriyor. Trump’ın “tüm zamanların en ahmakça anlaşması” olarak nitelendirdiği uzlaşmaya göre, İran’ın Birleşmiş Milletler denetiminde nükleer faaliyetlerini kısıtlaması karşılığında uluslararası yaptırımların gevşetilmesi karar altına alınıyordu. Mayıs ayında ABD’nin anlaşmadan çekileceğini duyuran Trump iki aşamalı bir yaptırım programı açıklamıştı. Programın ilk aşaması Ağustos’ta devreye girdi ve buna göre, İran’ın dolar satın alması, İran’la altın ve diğer değerli metallerle ticaret yapılması ve İran’ın otomotiv sektörüne yatırım yapılması gibi başlıklara dönük yaptırım paketi devreye girdi. İkinci aşaması Kasım’da devreye girecek yaptırım programı İran’ın petrol ticaretini hedef alacak.

İran’a dönük yaptırımlar, 2010’da Obama’nın başkanlığı döneminde, İran’ın bağımsız bir nükleer programa sahip olduğu ve bu program çerçevesinde nükleer silah üretebileceği, dolayısıyla Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na uymadığı gerekçesiyle uygulanmaya başlamıştı. Bu anlaşma 1968’de ABD, Büyük Britanya, Fransa, Sovyetler Birliği ve Çin tarafından imzalandı ve yalnızca bu beş ülkeye “dünya barışını korumak” için “nükleer olarak silahlanmış ulus” olma hakkı tanıyordu. Dolayısıyla, diğer tüm ülkelerin nükleer silah elde etmesi yasaklanıyor ve emperyalizme tüm dünya ölçeğinde, nükleer çalışmalara ilişkin denetim hakkı sağlıyordu. Böylesi bir ikiyüzlülük ve eşitsizlik üzerinde temellenen bu anlaşma çerçevesinde, bir yandan Hindistan, Pakistan ve İsrail’in nükleer silah geliştirmesine bu ülkeler sessiz kalırken, İran ve Kuzey Kore’nin nükleer silah geliştirmesi ise emperyalizm tarafından yasaklanıyordu.

Hiç şüphesiz, tüm dünyayı yok etme kapasitesine sahip nükleer silahların ortadan kaldırılması ve bir daha asla üretilmemesi gerekir. Fakat bunun garantörlüğünü kendileri birer nükleer güç olan ve dünyanın jandarması rolünü üstlenen emperyalist ülkeler asla gerçekleştiremez. Yukarıda adı geçen ülkeler nükleer silahlara sahip olduğu müddetçe, diğer tüm egemen ülkeler de kaçınılmaz bir şekilde bu silahlara sahip olmak isteyecektir ve başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin, diğer ülkelerin kendi nükleer programlarını geliştirmesine müdahale etme hakkı asla söz konusu olamaz.

Obama döneminde nükleer silahlanma gerekçesiyle ilan edilen yaptırımlar, İran’daki molla rejiminin nükleer programından geri adım atmasıyla hafifletilmişti. Trump’ın ilan ettiği yaptırımların gerekçesi ise, Obama dönemindekinden daha geniş bir temele oturuyor. Trump yönetimi, “ekonomik baskıların Tahran’ın terörist gruplara verdiği desteği çekmesini ve bölgesel müdahalelerini sonlandırmasını” hedeflediklerini açıkladı. 2010’daki yaptırımlar gibi Trump’ın ilan ettiği yaptırımlar da ABD’nin haydut devlet niteliğini göstermektedir ve tamamen reddedilmelidir.

Aynı zamanda Trump yönetimi, molla yönetiminin devrilmesini teşvik ettiğine dönük iddiaları reddetmekle birlikte, yolsuzluk ve ekonomik kriz nedeniyle gelişen eylemlerin tamamen yanında olduğunu bildirdi. Esasında bu açıklama da ABD’nin ikiyüzlü ve halk düşmanı tavrının bir başka yönünü yansıtmakta. Gerçekten de gerici, baskıcı ve yolsuzluğa batmış molla rejimine karşı son bir yıldır İran’da işçiler, kadınlar, gençler ve ulusal azınlıklar ekonomik ve/veya demokratik hakları için kitlesel seferberlik halindeler. Ne var ki, ABD’nin yaptırım kararları, iki nedenle bu seferberlikleri güçlendiren değil zayıflatan bir etken haline geliyor. İlk olarak, ABD’nin yaptırım kararlarından en fazla etkilenecek olanlar İran’ın yoksul emekçi halkı olacak. Ekonomik yaptırımlar sonucunda ekonominin giderek yıkıma uğraması, İranlı emekçilerin işlerini kaybetmeleri, hayat pahalılığına maruz kalmaları ve temel tüketim ürünlerinden yoksun kalmaları anlamına gelecek. Bunun için, ABD’nin 1990’lı yıllarda Irak’a uyguladığı ambargo ve bunun yoksul emekçi kitlelerde yarattığı korkunç tahribatı hatırlamak yeterli.

İkinci olarak, ABD’nin bu politikası İran’da toplumsal desteğini ve meşruiyet zeminini giderek yitiren molla rejimine sözde antiemperyalist bir görüntü kazandırarak, bu çürümüş rejime ihtiyaç duyduğu meşruiyet temelini kazandırmakta ve ülke içinde toplumsal muhalefete dönük uyguladığı baskı politikaları için bir araç haline gelmekte. Yaptırımların uygulanmaya başlamasıyla her işçi grevi, her kadın eylemi rejim tarafından çok daha şiddetle bir şekilde “ABD işbirlikçiliği” ve “hainlikle” damgalanacak.

Bütün bu nedenlerden ötürü, İran’ın gerici ve baskıcı molla rejimine hiçbir politik destek vermeksizin ABD’nin yaptırım kararları reddedilmelidir. Türkiye hükümeti ABD’nin bu kararlarını tanımamalıdır. Aynı zamanda, baskıcı molla rejimine karşı mücadele eden işçiler, kadınlar ve gençlere dönük dayanışma eylemleri yoğunlaştırılmalı ve bu baskı rejiminden kurtulma mücadelelerinin koşulsuz biçimde yanında yer alınmalıdır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.