Afişlerle örtülen enkaz, Antakya’nın gerçeğini gizleyemez
Cumhurbaşkanı’nın Antakya’yı ziyaret edeceği açıklanır açıklanmaz, yetkililer kentin gerçeklerini afişlerle, brandalarla gizleme telaşına kapıldı. Ama bu telaşın hepsi Antakya’nın yaralarını sarmak için değil, yaraları görünmez kılmak içindi. Antakya’nın yaralarını sarmaya, insanlara güvenli bir yaşam kurmaya ya da yıkımın sorumluluğuyla yüzleşmeye yönelik değildi. Enkaz kaldırılmadı, acılar hafiflemedi, sorumlular yargılanmadı, güvencesizlik sona ermedi; yalnızca yıkımın üzeri renkli görsellerle kapatıldı. Antakya, bir kez daha yaşadığı felaketle değil, iktidarın göstermek istediği görüntüyle temsil edilmeye çalışıldı. Günler boyunca koca bir şehir afişlerle donatıldı. Enkazın önü brandalarla kapatıldı. Yıkımın üstü örtülmeye çalışıldı. Medya gerçekleri görmesin, yayınlamasın diye Antakya’nın gerçeği izole edilmek istendi.
Bu bir beceriksizlik değil.
Bu bilinçli bir tercihtir.
Ve bu tercih politiktir.
Ziyaret öncesi kurulan sahnede Antakya’nın gerçekliği yoktu. Enkaz kadraj dışına itildi, kameralar afişlerin önüne yerleştirildi. Medya, bu sürecin aktif bir parçası oldu. Kentin yaşadığı yıkımı göstermek yerine, iktidarın görmek istediği görüntüyü servis etti. Sorular sorulmadı, mikrofonlar enkazın başına uzatılmadı; barınamayanların, göç etmek zorunda kalanların, hâlâ güvende olmayanların sesi duyulmadı. Medya, kamunun haber alma hakkını değil, iktidarın görüntü ihtiyacını önceledi. Bu suskunluk bireysel bir tercihten değil, iktidarla kurulan yapısal ilişkiden kaynaklandı. Ve bu ilişki, Antakya’nın gerçeğini bir kez daha görünmez kılmanın aracına dönüştü.
Buradan konuşuyorum. Antakya’nın içinden. Bu sokaklarda yürüyen, bu şehirde sevdiklerini toprağa veren, hâlâ aynı korkuyla uyanan bir yerden. Konteyner kentleri brandayla kapatarak, yıkımın en derin yaşandığı kent merkezini afişlerle donatarak hayat normale dönmüyor. Yeni yapılan binaların dayanıklılığından bile şüphe ederken afiş asınca evimiz olmuyor. Kentin genelinde hâlâ güvensizlik kol gezerken afiş asınca güvende hissetmiyoruz. Ya da bir günlüğüne tüm yetkililer sahaya inince 6 Şubat ve devamındaki günlerde terk edildiğimizi unutmuyoruz.
Antakya’da enkaz hâlâ duruyor. Beton da duruyor, acı da. Ama asıl ağır olan, görünmeyen enkaz. Güvensizlik duruyor. Yoksulluk duruyor. Belirsizlik duruyor. İnsanlar hâlâ barınma sorunu yaşıyor. Hâlâ göç etmek zorunda kalanlar var. Çocuklar travmayla büyüyor, yaşlılar yalnız bırakılıyor. Bunların hiçbiri süslü görsellerde, renkli afişlerde yer almıyor.
Bu yıkım bir gecede olmadı. Bu enkazın altında yılların ihmali var. Denetlenmeyen yapılar var. Bilim insanlarının uyarılarına rağmen sürdürülen bir yapılaşma düzeni var. Rant uğruna verilen imar izinleri var. “Bir şey olmaz” denilerek ertelenen sorumluluklar var. Bugün afişlerle kapatılmak istenen tam olarak bu: Bu yıkımın politik sorumluluğu.
Bu bir kader değil.
Bu, bilinçli alınmış kararların sonucudur.
Merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin, denetim mekanizmalarının ve müteahhitlik sisteminin bu tabloda çok büyük payı var. Ama bu pay konuşulmuyor. Hesap sorulmuyor. Yüzleşmek yerine görüntü düzeltiliyor. Enkaz gözümüzün önünde dururken “normalleşme” sahnesi kuruluyor. Bu, Antakya’ya yapılan yeni bir haksızlıktır.
Biz dekorla avutulacak bir halk değiliz. Acımız bir vitrin malzemesi değildir. Yasımızı bile tutamamışken, adalet yerini bulmamışken, sorumlular hâlâ cezalandırılmazken, insanlar hâlâ güvensiz koşullarda yaşarken sahte afişler asmak gerçeği değiştirmiyor. Sadece gerçeğin üstünü örtüyor.
Dünyanın en büyük afişini de assalar, yarattıkları bu enkazı kapatamazlar. Çünkü bu enkaz sadece yıkılan binalar değil. Bu enkaz, insanların yönetenlere olan güveninin yıkılmasıdır. Bu enkaz, insanca yaşama hakkının ertelenmesidir. Bu enkaz, cevapsız bırakılan soruların ağırlığıdır. Bu enkaz, devletin afetlere hazırlıksız olduğunun en büyük kanıtıdır. Bu enkaz, rant odaklı politikaların en büyük mezar alanıdır.
Biz ne istiyoruz?
Güvenli konut istiyoruz.
Şeffaflık istiyoruz.
Bu yıkımın hesabının sorulmasını istiyoruz.
Güvenli bir şehir istiyoruz.
Demografik yapının bozulmamasını, bilakis korunmasını istiyoruz.
Antakya’yla ilgili kararların masa başında değil, bu şehirde yaşayanlarla birlikte alınmasını istiyoruz.
Süslü afişler değil, gerçek çözümler istiyoruz.
Antakya sahte afişlerle ayağa kalkmaz. Bu şehir makyajla iyileşmez. Antakya ancak gerçeklerle yüzleşildiğinde, sorumluluk alındığında, adalet sağlandığında toparlanır.
Biz kabul etmiyoruz.
Unutmuyoruz.
Normalleşmiş gibi yapmıyoruz.
Afişlerle örtülen enkaz, Antakya’nın gerçeğini gizleyemez.
Ve herkes duyana kadar bu gerçeği yazmaya devam edeceğiz.
Yorumlar kapalıdır.