İran halkının diktatörlüğe karşı isyanının yanındayız! Emperyalizme, Siyonizme ve monarşiye geçit yok!
İşçi Demokrasisi Partisi’nin İran’da gerçekleşen kitlesel seferberliklere ilişkin açıklaması.
İran halkı ekonomik ve sosyal taleplerle ve diktatörlüğe karşı varoluş mücadelesi için bir kez daha ayakta. 28 Aralık’ta Tahran’da riyalin değer kaybına ve artan hayat pahalılığına karşı başlayan eylemler kısa zaman içerisinde ülkenin dört bir yanına yayılarak yeni bir rejim karşıtı isyana dönüştü. Bu isyan 2017’den bu yana gerçekleşen beşinci kitlesel seferberlik dalgasını oluşturuyor ve molla rejimi bir kez daha baskı ve şiddet yoluyla eylemleri bastırmaya çalışıyor.
Şu anda gerçekleşmekte olan halk isyanı, 2022 sonundaki “Jin, Jiyan, Azadi” ayaklanmasını rejimin kan denizinde boğarak ayakta kalmasının ardından ulusal çapta gerçekleşen ilk büyük seferberlik olması açısından büyük önem taşıyor. Aynı zamanda bu isyan, “On İki Gün Savaşı” olarak anılan ve geçtiğimiz yıl Siyonizmin ve ABD’nin ağır saldırılarının ardından gerçekleşmesi bakımından da kritik bir niteliğe sahip.
Emperyalizm, Siyonizm ve molla rejimi
Riyalin dolar karşısındaki oynaklığının ve olağanüstü değer kaybının ticarette yarattığı zorluklar, Aralık sonunda Tahran çarşısında küçük ve orta ölçekli tüccarların protestolarını ve kepenk kapatma eylemlerini tetikledi. Bu eylemler başkentte, artan hayat pahalılığından ve alım gücünün erimesinden bunalan emekçi kesimlere hızla yayıldı. Tahran’da filizlenen bu eylemler, “Jin, Jiyan, Azadi” ayaklanmasının yakın hafızasıyla da birleşerek kadınları ve diğer toplumsal kesimleri de seferber ederek, çeşitli üniversitelere ve diğer şehirlere yayılarak bir halk isyanı niteliği kazandı.
Eylemlerin molla rejiminin asli toplumsal tabanlarından birini simgeleyen Tahran çarşısında başlaması, geçmiş deneyimlerden farklı olarak, yönetimin eylemleri başlangıçta ılımlı bir tonda karşılamasını beraberinde getirdi. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan eylemlerin meşru olduğunu ve şiddetle bastırılmaması gerektiğini açıklarken, Merkez Bankası başkanı görevden alındı. Fakat eylemlerin giderek yayılmasıyla rejim eylemcilere dönük geleneksel söylemine ve tutumuna geri döndü. Hamaney eylemcileri “bozguncular” ve “dış güçlerin paralı askerleri” olarak nitelerken, 11 Ocak itibariyle eylemlerde hayatını kaybedenlerin 200’e, gözaltına alınanların 2500 kişiye yaklaştığı tahmin ediliyor. Rejimin geçtiğimiz hafta ortasından itibaren internet ve iletişim ağlarını kesmesi nedeniyle, eylemlere ilişkin kesin bilgilere ulaşmakta zorluklar yaşanıyor.
Öte yandan, Trump yönetimindeki ABD emperyalizmi, Siyonizm, Şah yanlısı monarşistler ve diğer sağ, faşizan kesimler halkın meşru taleplerini ve eylemlerini gasp etmek doğrultusunda yoğun bir faaliyet sürdürüyorlar. Faşist Trump “eylemleri desteklediğini” ve molla yönetimi halka saldırırsa ülkeye müdahale edeceğini belirtiyor. Soykırımcı Netanyahu, İran halkının “özgürlük ve adalet talepleriyle dayanışma içerisinde olduklarını” açıklıyor. Emperyalizm ve Siyonizm tarafından beslenen, “On İki Gün Savaşları”nda açıkça ABD’nin ve İsrail’in yanında yer alan devrik şahın oğlu Pehlevi, halkı sokaklara ve rejimi devirmeye davet ediyor. Siyonizmin fonladığı Pehlevi yanlısı medya, şah rejimi yanlısı sloganlar ekleyerek çarpıttıkları eylem videoları paylaşarak bir kampanya yürütüyor.
Emperyalizmin ve Siyonizmin mutlak denetimleri altında olacak bir kukla yönetim istedikleri, bunun için de gerici, yoz sözde muhalefet kesimlerini kullanmaya çalıştıkları oldukça açık. Eylemciler arasında şah yanlısı, ırkçı, faşizan kesimlerin bulunduğu ve maalesef geçmiş seferberliklere kıyasla daha görünür oldukları da bir gerçek. Bununla birlikte, bugün bir kez daha yaşamı pahasına sokağa çıkan halk kitlelerini emperyalizmin, Siyonizmin, monarşinin destekçileri olarak göstermek tam da molla rejiminin arzuladığı sahte bir ikiliğin yaratılmasına hizmet ediyor.
Molla rejimi de bu bahaneyle halkın meşru taleplerini kanla bastırarak çürümüş varlığını devam ettirme çabası içerisinde. Rejim ekonomik yaptırımların ve emperyalist ambargonun faturasını daha fazla kemer sıkma ve sosyal kesintilerle emekçi halka keserek sefaletin boyutlarını katlanılmaz bir düzeye yükseltiyor. Öte yandan Molla rejiminin bu iktisadi politikaları, İran’ın Çin emperyalizmine olan bağımlılığını daha da derinleştiriyor. Aynı zamanda, yolsuzluğa ve çürümeye batmış rejim temsilcileri ve etraflarındaki oligarşik kesimler, ikili döviz kuru, karaborsa ve devalüasyonlarla zenginliklerini katlayarak artırıyor. Dolayısıyla yaptırımların bedelini antiemperyalizm ve antisiyonizm söylemini dilinden düşürmeyen ülkenin egemen sınıfları değil emekçiler ve yoksul halk ödüyor.
Mollalar eylemcileri “dış güçlerin ajanı” olmakla suçlamaya devam ederken, “On İki Gün Savaşları” asıl ajanların nerede olduğunu ve rejimdeki çürümenin vardığı boyutu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermişti. Siyonizm, ajanlaştırdığı rejim yöneticileri vasıtasıyla, Haziran 2025’te gerçekleştirdiği askeri operasyonlarda rejimin en tepe yöneticilerini aşağılayıcı biçimde katletmişti. Halkını ve kendi yöneticilerini dahi Siyonizmin ve emperyalizmin saldırılarından korumayı başaramayışı, molla rejiminin çürümüşlüğünün vardığı noktayı göstermesi açısından ibretlikti.
Tam da bu nedenle molla rejimi en büyük meşruiyet kaybını yaşadığı, tarihinin en zayıf döneminden geçiyor. Eylemlerin rejimin kalbi sayılan Tahran kapalı çarşısında başlaması, rejimin kaleleri sayılan Meşhed, Kum gibi kentlerde kitlesel seferberliklerin gerçekleşmesi, rejimin kendi sosyal tabanında da yaşadığı prestij kaybını gösteriyor.
Bu sırada dünya solunun bir kesimi halen molla rejiminin antiemperyalist, “Direniş Ekseni”nin bir parçası olduğunu iddiasıyla bu çürümüş, kanlı diktatörlüğün yanında yer almaya, İran halkının meşru eylemlerine sessiz kalmaya devam ediyor. Molla rejimi yalnızca İran halklarına değil, aynı zamanda mezhepçi, ırkçı ve araçsallaştırıcı karşıdevrimci politikalarıyla bölge halklarına da zulmederek tarihin çöplüğüne gitmeyi çoktan hak etmiştir.
Çözüm geçmişte değil, geleceğin inşasında!
İran halkları bir kez daha kendi kaderini kendi ellerine almak, diktatörlük rejimine son vermek için sokaklarda. 2017’den bu yana gerçekleşen seferberliklerde binlerce kişi güvenlik güçleri tarafından katledilmiş olmasına rağmen, İran halkları ekonomik, sosyal ve demokratik haklarını kazanmak için yeniden siyaset sahnesinde. Bu sürecin en temel sorunu bir kez daha emekçilerin ve ezilen halkların taleplerini temsil edecek bir siyasi alternatifin bulunmuyor olması. İran halkları şu anda mevcut diktatörlük rejimiyle, 1979’da görkemli bir ayaklanmayla devirdiği Şah diktatörlüğünün yeniden tesisi arasında bir deli gömleğine sokulmaya çalışılıyor.
Şahçılar, emperyalizm ve Siyonizm İran halklarını yeniden boyunduruk altına almaktan başka hiçbir şey vaat etmiyor. İran halklarının meşru talepleri ancak, tıpkı 1979’un şuraları örneğinde olduğu gibi, kendi özörgütlenmelerini geliştirmeleri ve bu talepleri siyaset sahnesinde temsil edecek bir devrimci önderliğin inşasıyla gerçekleşebilir. Bu doğrultuda dünya solunun görevi, tüm egemen güçlerden bağımsız bir temelde, İran halkının mücadelesiyle dayanışmayı geliştirmek olmalıdır.
İşçi Demokrasisi Partisi
11 Ocak 2026
Yorumlar kapalıdır.