Taht savaşları ve emekçilerin tarafı

Türkiye siyasi gündemi yeni bir bombardımanın içinden geçiyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı adeta fazla mesai rekoru kırarak, her gün yeni bir operasyona girişiyor. Uyuşturucu, fuhuş, bahis, nitelikli dolandırıcılık, kara para aklama, şirketlere el koyma, kayyum atamaları… Sayısı artırılabilecek bu anahtar kelimeler, magazinel bir sosa da bulanarak adliyelerde ve anaakım medyada havalarda uçuşuyor.

Baş döndürücü bu operasyonlar silsilesi devam ederken, emekçilerin ve ezilenlerin temel gündemi artan sefalet ve antidemokratik saldırılar olmayı sürdürüyor. Bununla birlikte, açlık sınırının altında açıklanan asgari ücret zammı, metal toplu sözleşme sürecinde MESS’in sefalet dayatması, siyasi tutsaklar, Kürt meselesi, Gazze’de devam eden soykırım… Bütün bu başlıklar, Saray’ın tayin edebilmeyi başardığı gündem içerisinde boğuluyor. Öte yandan, Habertürk genel yayın yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un gözaltına alınmasıyla birlikte hızlanan bu süreci, buna da hizmet etmekle birlikte, yalnızca Saray’ın gündem değiştirme hamlesi olarak okumak fazlasıyla yetersiz ve yanlış olur.

“Temiz Eller” operasyonu mu?

Toplumun geniş çoğunluğu, yaşanan bu operasyonlar silsilesinin bir “Temiz Eller” operasyonu olmadığının farkında olacak uzunlukta AKP iktidarı altında yaşadı. Dolayısıyla asıl soru işaretleri, adliyeye taşınan bu suç isnatlarının nasıl olabildiğinden öte, neden ve niye şimdi yargının konusu haline getirildiği üzerine yoğunlaşıyor. Bu bağlamda, iki temel başlık öne çıkıyor. Bunlardan ilki, İmamoğlu davasına toplumsal meşruiyet yaratma çabası. İkincisi ise, iktidar bloku içi hesaplaşmalar ve tasfiyelerle güç dengelerinin yeniden inşası.

Yargı kılıcı

Cumhur İttifakı’nın içinde bulunduğu durum ortada. Görece adil ve özgür koşullarda gerçekleşebilecek seçimleri kazanma ihtimali oldukça zayıf görünüyor. Bu nedenle, yargıyı bir kılıç gibi kullanarak, seçimleri kazanabilecek adayları tasfiye, kriminalize etmek öncelikli hedefi. 2024 yerel seçimlerinin galibi CHP ve İmamoğlu, bu bağlamda, bir yılı aşkın süredir ağır bir kuşatma altında. Öte yandan, 19 Mart’tan beri tutukluluğu devam eden İmamoğlu’na ilişkin hazırlanan iddianame, Cumhur İttifakı’nın kendi tabanını dahi ikna edemiyor. Dolayısıyla, Saray’ın bu bağlamdaki yeni hamlesi, sözde yolsuzluk operasyonlarının çok daha geniş bir kesimi kapsadığı, “kimsenin gözünün yaşına bakılmadığı” izlenimini uyandırmak. Böylece kendisi de çok fazla şaibeli dosyanın içerisinde yer alan, hakkında çeşitli dava dilekçeleri bulunan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek ve ekibi, davaların nitelikleri yerine niceliklerini artırıyor. Kamuoyunun yolsuzluk operasyonları bombardımanına boğulmasıyla, hem İmamoğlu davasının geri planda kalmasını, hem de bu davaya ilişkin toplumsal meşruiyeti artırma çabasına girişiyorlar.

Ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayına dönük boyutunun yanı sıra bu operasyonların bir diğer işlevi, Cumhur İttifakı içerisinde güçler dengesini yeniden inşa etmek. İttifak içerisinde çeşitli kliklerin bulunduğu, bu kliklerin Erdoğan sonrası döneme hazırlandığı, klikler arası ölümüne mücadelenin gerek bürokrasi içerisindeki güçler dengesinde, gerekse de aday isimler etrafında cereyan ettiği herkesin malumu.

Erdoğan’a en yakın isimlerden Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un birkaç ay önce görevden alınmasının ardından, bu operasyonların başlamasıyla Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörünün istifa etmesi; son aylarda gerçekleşen yeni atamaların neredeyse tamamının Bilal Erdoğan’a yakın isimlerden oluşması ve bu gelişmelere eşzamanlı olarak Bilal Erdoğan’a ilişkin sosyal medyada yükselen halkla ilişkiler kampanyası, iktidar bloku içerisindeki taht kavgalarında yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.

Filler tepişirken…

AKP iktidarı doğal ömrünü çoktan tüketmişken, gerek iktidar bloku içerisinde gerekse de iktidar ile düzen muhalefeti arasında nefes nefese bir taht kavgası yaşanıyor. Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçilere ve ezilen, sömürülen kesimlere de bu burjuva kamplar arası çekişmede bir taraf olması dayatılıyor.

Bu tepişme altında ezilen çimenler konumundan çıkabilmemiz, burjuva kamplardan bağımsız bir siyasi seçenek üretebilmemize, emekçilerin siyasetin aktif öznesi haline gelmesine bağlı olacak. Yolsuzlukla mücadele, Kürt halkının haklarının tanınması, sefalete karşı topyekûn seferberlik, insan onuruna yaraşır çalışma ve yaşam koşullarının sağlanması… Bütün bu başlıkları burjuva partilerin kendi iktidarları için araçsallaştırmasından kurtarmalı, toplumsal eşitlik ve özgürlüğü gerçek anlamda tesis edecek emek siyasetinin asli gündemleri haline getirmeliyiz.

Yorumlar kapalıdır.