Venezuela: “Trump’la petrolümüzün ve kaynaklarımızın daha fazla teslim edilmesini derinleştirecek bir anlaşmaya hayır!”

Trump Latin Amerika ve Karayipler’den defol! 

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) Venezuela seksiyonu Sosyalizm ve Özgürlük Partisi’nin (PSL) 10 Ocak tarihli açıklaması.

Geçtiğimiz 3 Ocak’ta, aşırı sağcı Donald Trump’ın hükümeti ülkemize yönelik korsanca bir saldırı gerçekleştirdi. Askeri operasyon sonucunda Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores kaçırıldı. Bu durumu şiddetle kınıyoruz. O gün gerçek bir katliam yaşandı. Aralarında sivillerin de bulunduğu 100’den fazla insan hayatını kaybetti, benzer sayıda kişi yaralandı. Önümüzdeki günlerde bu rakamların artması da muhtemel. ABD emperyalizminin bu saldırganlığı, aylardır María Corina Machado ve Venezuela’daki patron yanlısı muhalefetin diğer temsilcileri tarafından teşvik edilip destekleniyordu.

Venezuela’ya yönelik işgalin ardından yaptığı ilk açıklamalarla Trump’ın tek derdinin petrol ve ülkenin diğer doğal kaynakları olduğu açıkça ortaya çıktı. Karayipler ve Pasifik’teki devasa donanma yığınağı ve bombardımanlar hiçbir zaman gerçekten uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olmadı. ABD’nin demokratik özgürlüklerle, siyasi tutsakların özgürlüğüyle, Venezuela halkının ücretleriyle ya da yaşam koşullarıyla hiçbir ilgisi yoktur. 

Bu saldırı, Trump’ın küresel ölçekte yürüttüğü ve ABD’nin küresel egemenlik ve ekonomik krizini tersine çevirmeyi amaçlayan bir karşı saldırının ifadesidir. Bu girişim, emperyalist kapitalizmin küresel krizi bağlamında yürütülmektedir. Aşırı sağcı Trump, geçtiğimiz yılın ocak ayında iktidara geliş konuşmasında söylediği gibi, “Amerika’yı yeniden büyük yapmayı” hedeflemektedir. Ancak bugüne kadar bunu başaramamıştır. 

Venezuela’ya yönelik askeri müdahalenin ardından Trump, geçici devlet başkanı Delcy Rodríguez’in başında bulunduğu Venezuela hükümetinin taleplerine boyun eğmemesi halinde ülkemize ikinci bir saldırı düzenlenebileceğini söyledi. Artık ülkeyi kontrol ettiğini ve petrol ticaretini yöneteceğini iddia etti. Aynı zamanda Küba, Kolombiya, Meksika ve Grönland’ı da tehdit etti. 

Sosyalizm ve Özgürlük Partisi olarak, ABD’nin Monroe Doktrini ve onun Trump Zeyli (Corrolary) çerçevesinde ülkemizi yeniden sömürgeleştirme, petrolün çıkarılması ve pazarlanmasını kontrol altına alma planını reddediyoruz. Geçtiğimiz cuma günü, başlıca petrol tekellerinin CEO’larının Beyaz Saray’da Trump’la bir araya gelerek petrolümüzün kaderini belirlemeleri utanç vericiydi. 

Trump ile Venezuela hükümeti arasında bir anlaşma tehlikesi

Delcy Rodríguez’in başkanlık ettiği mevcut hükümete en ufak bir güvenimiz yoktur. Daha önce Maduro’ya ve Chávez’e de olmadığı gibi. Bugün gördüğümüz şey, mevcut Chavezci hükümetin Trump’ın taleplerine boyun eğmeye hazır olduğuna dair açık işaretlerdir. Trump, Venezuela’nın ABD’ye 30 ila 50 milyon varil petrol vereceğini açıkladıktan kısa bir süre sonra devlet kontrolündeki PDVSA (Venezuela Petrolleri), ABD’ye “büyük miktarlarda petrol” satmak üzere müzakereler yürüttüğünü kamuoyuna duyurdu. Bu durum Trump’ın sözleriyle tamamen örtüşmektedir. Ayrıca, ABD ile diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi yönünde adımlar atılmaktadır. Oysa yapılması gereken, ABD ile tüm ilişkilerin kesilmesi ve Venezuela’daki çıkarlarının hedef alınmasıdır. ABD’nin vahşi saldırısından yalnızca altı gün sonra, Kuzey Amerikalı yetkililerden oluşan bir heyet ülkeye gelerek başkentteki büyükelçiliğe gitti. Hatta Delcy Rodríguez’in Trump’la görüşme ihtimalinin bulunduğu bile gündeme gelmiştir. 

Trump’la bir anlaşma tehlikesi karşısında bugün söz konusu olan şey, ABD’nin Venezuela petrolü üzerindeki kontrolünün ve tahakkümünün daha da artmasıdır. Trump’ın kendi sözleriyle plan, üretimi artırarak petrol fiyatlarını düşürmektir. Zaten düşüş eğiliminde olan fiyatlar daha da aşağı çekilecektir. Bu nedenle Trump’la yapılacak her türlü anlaşmayı reddediyoruz. Net olmak zorundayız. Emperyalizmle anlaşma yapılırsa sonuç daha fazla yoksulluk, kaynaklarımızın yağmalanması olur ve emekçi halk için hiçbir kazanım sağlanmaz. 

Bu emperyalist saldırıdan ve Venezuela üzerindeki sömürgeci tahakküm planlarından kimsenin olumlu beklentisi olamaz. ABD’nin kıtamızda ve dünyanın başka bölgelerinde gerçekleştirdiği askeri müdahalelerin uzun bir tarihi vardır. Bu müdahaleler yalnızca ölüm, yıkım ve emperyalizme ve büyük şirketlerine daha fazla bağımlılık bırakmıştır. ABD ve onun çokuluslu şirketleriyle ne refah gelir ne de daha iyi ücretler. Bu şirketler emekçi halkın ihtiyaçlarını zerre kadar umursamaz. Aşırı sağcı Trump da, petrol tekelleri de sorunlarımızı çözmeyecek. Tam tersine, sömürüyü ve ortak doğal varlıklarımızın talanını derinleştirecekler. Haklarımızı ancak sabırlı örgütlenmemiz, mücadelemiz ve her işyerinde, her eğitim kurumunda ve mahallelerde vereceğimiz seferberlikle geri alabiliriz. 

Chavizm her zaman çokuluslu şirketlerle uzlaştı 

Şunu hatırlatmak gerekir ki çokuluslu şirketler Venezuela’dan hiçbir zaman gitmedi. 2007 yılında Chávez, petrol tekellerini karma şirketler modeli aracılığıyla PDVSA’ya ortak etti. Bu anlaşmaya Chevron, Repsol, Shell, Total, China National Petroleum ve Petrobras dahil oldu. Daha sonra Mitsubishi, Lukoil, Gazprom ve Rosneft de bu yapıya katıldı. Karma şirketler anlaşmasını yalnızca Exxon Mobil ve Conoco Phillips imzalamadı. Onlar ülkeyi terk etmeyi tercih etti. 2010 yılında Chávez, dünyanın en büyük ham petrol rezervi olan Orinoco Petrol Kuşağı’ndaki birçok bloğu çokuluslu şirketlere tahsis ederek petrolümüzün teslimini daha da derinleştirdi. 

Benzer anlaşmalar gıda, telekomünikasyon ve bankacılık gibi diğer sektörlerde de yapıldı. Nestlé, Coca Cola, Movistar, DHL, Citibank gibi çokuluslu şirketler ve Cisneros Grubu gibi büyük yerli sermaye grupları bu süreçte yer aldı. 

Venezuela, 1999 ile 2014 yılları arasında petrol ihracatından 960 milyar dolardan fazla gelir elde etti. Bu devasa kaynağın çok küçük bir bölümü işçilere ve halk kesimlerine ulaştı. Yalnızca sınırlı sosyal yardım politikaları ve zamanla etkisini yitiren Misyonlar uygulandı. Paranın büyük bölümü kirli pazarlıklara, yolsuzluğa, silah alımlarına ve büyük çokuluslu şirketlerle yapılan sözleşmelere aktı. Bunların tümünü 2018 yılında yayımladığımız “Chavizm neden başarısız oldu? Sol muhalefetten bir bilanço” adlı kitabımızda ortaya koyduk.

İşçi önderleri Orlando Chirino ile José Bodas’ın öncülük ettiği devrimci sosyalist akımımız, 2002’de Chávez’e karşı gerçekleştirilen darbe ve patron grevine karşı mücadelenin içinde yer aldı. Her zaman bu politikalara karşı çıktık. İşçi yönetimi ve denetimi altında yüzde petrolün yüzde 100 kamulaştırılması için mücadele ettik. Gerçek bir sosyalist çıkış, emekçilerin iktidarı için kavga verdik. 

Bu tutum Maduro döneminde de sürdü. Maduro, ABD ve onun çokuluslu şirketleriyle anlaşmaya her zaman hazırdı. Nitekim defalarca ABD hükümetine ve dünyanın başka bölgelerindeki yatırımcılara seslenerek petrol zenginliklerimizi sundu. 

Haziran 2024’te Nicolás Maduro, yabancı sermayeyi petrol sektörüne yatırım yapmaya davet etti. O açıklamasında şunları söyledi: “ABD’den, Asya’dan, Afrika’dan, Latin Amerika ve Karayipler’den ve dünyanın her yerinden yatırımcılar bilmelidir ki Venezuela fırsatlar ülkesidir. Yatırımlar büyümek ve uluslararası enerji piyasasına güvence ve istikrar sağlamak için garanti altındadır.”

ABD emperyalizmiyle her türlü anlaşmaya hayır diyoruz 

İnsan onuruna yaraşır yaşam koşulları için ücretlerin ve emekli maaşlarının artışı yönünde derhal seferber olunmalıdır. Emekçi halka yönelik kemer sıkma politikalarına son! Ücretlerin primlere bölünmesine son! Toplu sözleşmeler yenilensin, grev hakkı ve sendikal özgürlükler güvence altına alınsın. Temmuz 2024’teki seçim hilesine karşı protestolar sırasında tutuklananlar dahil olmak üzere tüm siyasi tutsaklar serbest bırakılsın. Meclis Başkanı Jorge Rodríguez’in duyurduğu tutuklu tahliyeleri derhal hayata geçirilsin. Özellikle de, mücadele ettiği, yolsuzluğu teşhir ettiği ya da siyasi nedenlerle tutuklanan işçilerin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Halen cezaevinde tutulan 120’den fazla petrol işçisi görevlerine iade edilmelidir. İşten atılanlar derhal geri alınsın ve geriye dönük maaşları ödensin. Baskı ve takiplere son verilsin. Olağanüstü hal kararnamesi derhal kaldırılsın. Kapatılan medya kuruluşları yeniden açılsın. Emekçi halk için tam siyasal haklar sağlansın. Sol ve demokratik partiler yasallaştırılsın. Karma şirketler ve çokuluslu tekeller olmaksızın yüzde 100 devlet petrolü istiyoruz. Tüm çokuluslu şirketler ve büyük yerli sermaye için artan oranlı vergiler getirilsin. Bu kaynaklar ücret artışlarına, sağlığa, eğitime ve gıda ile ilaç üretimine aktarılsın. 

ABD emperyalizmiyle her türlü anlaşmayı reddediyoruz. Delcy Rodríguez hükümeti, ABD ile pazarlık yapmak yerine Kolombiya Devlet Başkanı Petro’yu, Brezilya Devlet Başkanı Lula’yı ve Meksika Devlet Başkanı Sheinbaum’u, Trump’ın Venezuela’ya dayatmak istediği tahakküm planına karşı kıtasal ve küresel çapta büyük bir seferberlik örgütlemeye çağırmalıdır. ABD işgaline karşı ve Venezuela’yla dayanışma için birçok ülkede gerçekleştirilen kitlesel protestoların yolu izlenmelidir. 

Yorumlar kapalıdır.