Zor olan çalışmak mı yoksa işsizlik mi?
Mehmet Şimşek politikalarının faturası ilk olarak işçilere kesiliyor. Patronlar için yurtdışından ve yurtiçinden kaynaklar yaratılıyor. Yıllardır uygulanan yanlış ekonomi politikalarının ve patronların kârını koruma yöntemlerinin sonucu olarak işçiler daha büyük bir yoksulluğa itiliyor.
Gerçek enflasyonun hâlâ bu kadar yüksek seyretmesi elbette alım gücümüzü her geçen gün düşürmeye devam ediyor. Asgari ücrete yılda bir kere yapılan zam da daha üzerinden birkaç ay bile geçmeden açlık sınırının altına geriliyor.
İşten atmalar yasaklansın!
Şu anki ekonomik durumun en büyük yansıması birçok sektörde yaşanan işten çıkarmalar oldu. Şirketler kâr oranlarının düşmesini bahane göstererek çalışanların işlerine son vermeyi hızlandırdılar. Birçok işletme bu yöntem ile binlerce çalışanı kovdu bile.
Özellikle metal sektöründeki daralma sonucu işten çıkarılan çalışanların sayısı on binler olarak nitelendiriliyor. Örneğin Vestel firması son birkaç ayda binlerce çalışanı işten çıkardı.
Peki işsizler geçimini nasıl sağlıyor?
Son üç yıl içerisinde 600, 900 veya 1080 günü sigortalı geçiren ve işten çıkarılan insanlar birkaç aylığına işsizlik maaşı alabiliyor. Bu maaşlar maksimum 20.646 lira olabiliyor. Böyle bir durumda da açlık sınırının altında, kısa süreli bir gelir elde etmiş oluyorlar. Kiraların bile 20-25 bin liradan başladığı bu dönemde, verilen işsizlik maaşı ile geçinilmesi bekleniyor. Bu emekçiler yeniden iş bulana kadar kayıtsız, sigortasız yani güvencesiz ve güvenliksiz günübirlik işler yapmak zorunda kalıyorlar.
İşsizliğin artması patronlar için ise ucuz işgücü fırsatı demek. Eninde sonunda çalışmaya mecbur olan işsizler düşük ücretleri ve uzun çalışma saatlerini kabul etmek zorunda kalıyor. Elbette ucuz işgücü yalnızca işsizlerden oluşmuyor; mülteciler, kadınlar ve birçok dezavantajlı grup da ucuz işgücü olarak kullanılıyor.
Olağan bir dönemde ortalama bir maaş vererek istihdam edecekleri bir işçiyi, işsiz sayısının yüksek olmasını kullanarak çok daha düşük ücretlerle çalıştırıyorlar. Örneğin bir işe başvuru yapıyor ve görüşmeye çağrılıyoruz. Önce maaşı olması gerekenden çok daha düşük söylüyorlar, sonra “Öğle arası, sigara molası yok, masanda hızlıca yemeğini ye” diyorlar ve bizi günde en az 9-10 saat aktif mesaide tutmaya çalışıyorlar. Çünkü biliyorlar ki maddi durumumuz sıkışık ve bir işe ihtiyacımız var. Bu sıkışıklığımızı kullanarak üzerimizdeki sömürüyü maksimum düzeye çekmeye çalışıyorlar.
İşsizliğe karşı işten atmaların yasaklanması, çalışma saatlerinin düşürülerek daha fazla işçinin istihdam edilmesi; vergilerin işçilerden değil zenginlerden ve şirketlerden alınması, işyerlerinin işçi denetimine açılması ve muhasebe kayıtlarındaki kâr-zarar hesaplarının gerçek haliyle işçilere sunulması gibi talepler etrafında mücadelemizi birleştirmeliyiz.
Yorumlar kapalıdır.