Ateşkesin ardından: teknokrasi kıskacında Gazze ve yeniden inşanın siyaseti
Ateşkesin siyasi doğası gereği, Gazze’de olağanüstü hal bir idari yönetim biçimine dönüştürüldü. “Şiddetin sona ermesi” olarak sunulan bu durum, aslında politik mücadelenin yerini idari kontrole bıraktığı yeni bir yönetim tarzının başlangıcı oldu. Uluslararası arabulucular ve bölgesel güçler; yetkiyi bağışçıların denetimindeki komitelere, uluslararası kurullara ve günlük işleyişten sorumlu bir Filistinli teknokrat yönetimine devreden modeli uygulamaya koydu. Verimlilik, istikrar ve kapasite inşası gibi kavramlar ise bu modelin asıl amacını gizlemeye yaradı: yeniden inşa sürecini siyasetten arındırmak ve halk egemenliğini savaş sonrası gündeminden tamamen çıkarmak.
Ateşkes sonrası kurulan teknokrat hükümetin başına, uluslararası bağışçılar ve bölgesel arabulucularla derin bağları bulunan, El Fetih yanlısı eski Filistin Yönetimi bakanı Ali Şaat atandı. Şaat’ın bu göreve getirilmesi tesadüf değil. Kendisi Batılı ve bölgesel güçler nezdinde güvenilir, çatışmadan uzak, silahlı direnişle bağı olmayan ve siyasetten ziyade idari dile hâkim makul bir isim olarak görülüyor. Amaç Filistin egemenliğini yeniden tesis etmek değil, Gazze’yi idare etmek ve politikasını kontrol altına almak.
Bu kaosun içinde Filistin Yönetimi ve yerel elitler, karar verici olmaktan çıkarılıp yalnızca birer yöneticiye indirgenmiş durumda. Filistin Yönetimi’nin seçimler ve reformlarla ilgili yenilenen söylemleri, dışarıdan dayatılan yönetimi meşrulaştırma işlevi gördü. Elit kesimlerin bir kısmı için teknokrasi, fonlara erişimi ve itibarı geri kazandırdı; daha geniş kesimler içinse iktidardan dışlanmanın devamı anlamına geliyordu.
Bu sırada Batı Şeria’daki mülksüzleştirme süreci kesintisiz bir biçimde sürmekte. Yerleşimci şiddeti, yıkımlar ve arazi gaspları artarak Filistin topraklarını daha da parçaladı. Gazze’deki yeniden inşayı ön plana çıkaran teknokratik uzlaşı, diğer bölgelerdeki hak gasplarının normalleşmesi riskini doğuruyor.
Türkiye’nin bu dönemdeki rolü, insani diplomasinin enerji siyasetiyle nasıl iç içe geçtiğini gözler önüne seriyor. Ankara’nın Mayıs 2024’te İsrail’e ticaret ambargosu ilan etmesinden hemen sonra, Ceyhan limanından en az 57 ham petrol sevkiyatı İsrail limanlarına ulaşmaya devam etti. Bu transferler, gemilerin izleme sistemleri kapatılarak ve varış noktaları gizlenerek gerçekleştirildi ve bu şekilde İsrail ordusunun Gazze operasyonlarında kullandığı yakıta dönüştürülen petrol sağlanmış oldu. Soykırım döneminde İsrail’in petrol ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı, ambargoya rağmen Türk altyapısının bu akışı kolaylaştırmasıyla, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından gerçekleşti.
Ateşkes sonrası dönem, hümaniteryenizm ve teknokrasi kavramlarının sınırlarını açığa çıkarıyor. Gazze’yi siyasi bir topluluktan ziyade bir proje alanı olarak gören yeniden inşa, tahakkümü yeniden üretiyor. Teknokrasi; direnişi etkisiz hale getirmek, iyileşmeyi metalaştırmak ve sermaye için yeni alanlar açmak gibi hedeflere hizmet eden bir strateji işlevi görüyor. Kurtuluş ise idari vesayeti reddetmeyi ve siyasetin kendisini geri kazanmayı; yeniden inşayı halk egemenliğine dayandırarak işgal, emperyalizm ve kapitalist sömürüye karşı yürütülen daha geniş mücadeleyle birleştirmeyi gerektiriyor.
Yorumlar kapalıdır.