Dünden bugüne ICE: ABD’nin göçmenlere saldırı aygıtı
ICE (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı), 11 Eylül saldırılarını takiben çıkarılan Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında 2002’de kuruldu. Kendisinden önce benzer alanlarda faaliyet gösteren kurumların yerini aldı. Bu açıdan ICE, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD genelinde özellikle Müslümanlara karşı ırkçılığı körükleyen toplumsal travmanın kurumsal yansıması olarak görülebilir. Kuruluşundan itibaren eleştirilerin hedefi olsa da Trump’ın ilk döneminden itibaren daha fazla tepki çekmeye başladı.
Şu günlerde ICE uygulamalarındaki sertleşmeler ve hükümetin federal kolluk gücü işlevi almasıyla dünya gündeminde daha görünür biçimde yer alıyor. Ancak Batı medyasında liberal demokrat rüzgârların hâlâ hâkim olduğu 2020 öncesinde de ailelerinden ayrılan çocuklar ve toplama kamplarıyla pek çok protestonun, hatta silahlı eylemlerin hedefi olmuştu. 7 Mayıs 2018’de Trump, göçmenlerin çocuklarının ailelerinden koparılmasına izin veren “sıfır tolerans” politikasını başlattı.
Bu dönem, ailelerinden ayrıldıktan sonra derme çatma toplama merkezlerinde hapsedilen çocukların görüntülerinin getirdiği yankıyla ülke genelinde 700’den fazla şehirde ICE’a karşı protestolar düzenlenmişti. Ardından Trump, tabandan gelen baskıyla ailelerin ayrılması politikasından geri adım attı. Ancak bu geri adım ICE’ın faaliyetlerini genel anlamda durdurmadı. Kurumlar, ailelerin ayrılması vakalarını raporlamaya devam etti. İşyerlerine yönelik baskınlar; onlarca, yüzlerce tutuklamanın yapıldığı kapsamlı operasyonlar ve hastane, okul çevrelerinde yapılan tutuklamalarla ICE göçmen karşıtı faaliyetlerini sürdürdü. Bu dönemde de toplama merkezlerindeki aşırı kalabalık, hijyen eksikliği, tıbbi yetersizlik gibi konular insan hakları kuruluşlarının raporlarının konusu oldu. 2020’de Georgia eyaletinin Irwin kentindeki ICE toplama merkezinde göçmen kadınlara rızaları dışında jinekolojik operasyonlar yapıldığına ve bazı kadınların zorla kısırlaştırıldığına yönelik iddialar ABD Kongresinde soruşturma konusu oldu ve ülke çapında skandal yarattı.
Tüm bu şartlar altında ülke genelinde ICE karşıtı protestolar devam etti. 2018’de “aileler bir arada kalmalı” yürüyüşleri kadar yoğun ve kitlesel olmasa da Portland’da “OCCUPY ICE!” (ICE’ı işgal et) hareketi başladı ve Detroit, New York, Los Angeles, Washington, Chicago gibi kentlere yayıldı. Eylemciler ICE ofislerinin önlerinde barikatlar kurup ICE’ın faaliyetlerini engellemek için uzun süreli protestolar düzenledi. 2019’da Washington eyaletinin Tacoma kentinde Willem van Spronsen, ICE’a ait bir toplama merkezine çeşitli yanıcı silahlarla bireysel bir saldırıda bulundu. Ancak eyleminde başarılı olamadı ve öldürüldü.

Trump’ın ardından gelen Demokrat Biden döneminin başlarındaysa ICE’ın faaliyetleri görece kısıtlandı. İşyeri baskınları sınırlandırıldı, toplama merkezleri kapatıldı ya da düzenlendi. Rıza dışı kısırlaştırmalarıyla ünlü Irwin Toplama Merkezi kapatıldı. ICE’ın tutuklamaları, suç işlemiş ya da ABD güvenlik aygıtı tarafından tehlikeli olarak damgalanmış kişilerle sınırlandırıldı. Ancak bu durum ilerleyen süreçte değişti. Biden yönetimi, ICE’ın göçmen tutuklama kapasitesinde tarihi bir artış yapan bütçeyi onayladı ve ICE’ın tutuklama kapasitesi 41.500 kişi civarına çıktı. Pek çok kurum ve kişi bunu protesto etti. İnsan hakları örgütleri bir açık mektup yayımlayarak Biden’ı bu politikadan dönmeye çağırdı. Biden dönemi sona ererken ICE’ın faaliyetleri ve tutuklamaları Trump’ın ilk döneminin üzerine çıkmıştı. Biden dönemi, Demokratların diğer pek çok konuda olduğu gibi göçmen politikası ve ICE konusunda da Cumhuriyetçilerin en sağ kanadının uygulamalarından geri dönmek söz konusu olduğunda bile oluşturulan utanç tablosuna mavi kurdele takmanın ötesine geçemediğini gösterdi.
Trump’ın 2. dönemi ise durumu çok daha kötü bir hale getirdi. Trump göreve gelir gelmez göçmenlikle ilgili oldukça kapsamlı bir kararnameye imza attı. Bu kararnamenin adı bile yeni dönemin uygulamalarının ardındaki zihniyeti algılamak için yeterliydi: “Amerikan Halkını İşgale Karşı Korumak” Bu kararnameyle yasadışı göç bir “ulusal güvenlik meselesi” olarak tanımlandı. ICE’ın bütçesi, yetkileri ve operasyonel kabiliyetleri artırıldı. ICE’ın faaliyet bölgesi sınırların bir miktar içine kadar sarkarken, bu dönemde ülkenin her köşesinde aktif, silahlı ve anonim birimlerden oluşan bir federal kolluk gücü haline getirildi. Plakasız araçlarla, maskelerin ardında gizlenen yüzleriyle ve federal hükümetin korumasıyla çalışmalarına devam etti. ICE’a personel alımlarına yönelik düzenlemeler değiştirildi. Muhalifler bu değişikliklerle pek çok radikal sağcı Trump yandaşının ICE’a katıldığını ve Trump’ın silahlı polisi olarak faaliyet göstermeye başladıklarını söylüyordu.
ICE’ın operasyonları giderek büyüdü, daha askeri biçimler almaya başladı. Göçmenlerin ICE gibi kurumlara teslim edilmediği ve yerel hizmetlerden faydalanabildiği “sığınak şehir” denen kentler federal yaptırımlarla tehdit edildi. Pek çok muhalif ICE’ı Trump’ın federal kolluk gücü olmakla ve demokrat kentlere karşı bir baskı aygıtı olarak kullanılmakla eleştirdi. ICE, sığınak şehirlerde büyük operasyonlar düzenleyerek adeta fiili bir işgal durumu yarattı. Bu süreçte yerel kurumlarla federal yönetim arasında derin bir ayrışma yaşandı. Demokratların elindeki hedef alınan yerel yönetimler ICE’ın yasadışı uygulamalarını işaret ederek işbirliğini reddettiler.
Şubat 2025’te Los Angeles’ta başlayan büyük tutuklama faaliyetleri kentte bazı protestoları tetiklemişti. Haziran ayında ise tutuklamalar daha büyük bir isyan dalgasını tetikledi. On binlerce kişinin sokaklara döküldüğü bir seferberlik süreci yaşandı. Trump yönetimi isyanı bastırmak için kente ulusal muhafızların konuşlandırılacağını ilan etti ve 2000 asker gönderdi. Takip eden dönemlerde pek çok farklı eyalette ve şehirde Trump yönetimini ve ICE uygulamalarını hedef alan protestolar düzenlenmeye devam etti. Devam eden protestolar, Reddit üzerinden doğan 50501 hareketi gibi ulusal çapta yayılan hareketlere de ev sahipliği yaptı.
2025’in Aralık ayındaysa Trump, Somalileri “çöp insanlar” olarak tanımlayarak onları kovmak istediğini söylediği açıkça ırkçı söylemlerde bulundu. Hedef, 80.000 civarı Somalilinin yaşadığı Minneapolis kentiydi. Çoğu vatandaş ya da yasal göçmen olan bu kitleye yönelik söylemler büyük bir tepki yarattı. Ocak ayı geldiğinde Minneapolis-Saint Paul Metropol bölgesine 2000 ICE ajanı gönderilerek devasa bir operasyon başlatıldı. ICE ajanları uzun bir süre boyunca kentte göçmen avını sürdürdü ve bu süreç boyunca protesto edilmeye devam etti. Yasal bir gözlemci olarak ICE operasyonlarından birinin yakınında bulunan Renee Good, ICE ajanlarının uyarısıyla arabasının içinde uzaklaşmaktayken ICE ajanı Jonathan Ross tarafından vurularak öldürüldü. Videolar ve tanıklıklara karşın Trump yönetimi 37 yaşındaki, üç çocuk annesi Good’u terörist ilan ederek göçmen avcısı federal terör aparatlarını korumaya aldı.
Cinayet ulusal çapta bir protesto dalgasını tetikledi. Ülkede 80 yıl sonra ilk defa bir genel grev düzenlendi. Tehlikeli kabul edilebilecek derecede düşen sıcaklıklar ve fırtınalara karşın Minneapolis başta olmak üzere pek çok kentte kalabalık protestolar düzenlendi. Aradan yalnızca 17 gün geçmişti ki, aynı şehirde ICE ajanlarının şiddet gösterdiği bir kadını korumaya çalışan hemşire Alex Pretti vahşice katledildi. Yine her şey videoya alınmıştı. Altı ajan tarafından dövülerek etkisiz hale getirilip belindeki yasal olarak taşıma ruhsatı bulunan silahı alındıktan sonra üzerine ondan fazla mermi boşaltılarak öldürülmüştü. Tüm kanıtlara rağmen Trump yönetimi ICE ajanlarını savunmaya devam etti. Bu ikinci cinayet tepkileri daha da ivmelendirdi. Kitlesel protestolar ve genel grevin yanında yerel kurumların tepkileri de keskinleşti. Tepkiler Trump’ı sembolik de olsa bir geri adım atmaya ve Minnesota’daki operasyonların kilit ismi Gregory Bovino’yu kentten geri çekmeye zorladı. Bu dönemde yapılan anketler, ABD vatandaşlarının giderek artan bir çoğunluğunun ICE’ın tamamen kaldırılmasından yana olduğunu gösteriyordu. Cumhuriyetçiler içinden bile itirazlar gelmeye başladı. Ancak anketlerin gösterdiği bir diğer şeyse, genele kıyasla azınlık olarak da kalsa Trump’ın göçmen politikalarının tamamen arkasında olan bir Cumhuriyetçi kitlenin varlığıydı.

Bugün ICE, Trump’ın silahlı federal kolluk kuvveti olarak faaliyet göstermeye devam ediyor. İlerleyen süreçte daha fazla ölüm ve devlet şiddetiyle karşılaşma olasılığımız kadar, daha etkili kitlesel direnişlere tanıklık etme olasılığımız da oldukça yüksek. ICE devletin ve Trump hükümetinin imkânlarını tamamen arkasına almış olsa da yerel kurumlar ve sokaklara dökülen kitleler çeşitli biçimlerde direnmeye devam ediyor. İnsanlar ICE ajanlarının kaldığı otellerin önünde gece gündüz ses yaparak dinlenmelerini engelliyor, her hareketlerini kaydediyor, maskelerin ardında gizledikleri kimliklerini ifşa ediyor. Göçmenlerle dayanışma ağları kuruluyor. Demokratlar, taban tarafından bu Nazi özentisi uygulamalara daha açık şekilde karşı çıkmaya zorlanıyor. Trump tarafından şu anda olduğu noktaya getirilen ICE, şüphesiz önümüzdeki birkaç yıl boyunca ABD’nin temel gündemlerinden biri olacak ve siyasetin akışını belirleyecek.
Yorumlar kapalıdır.