“İslam Devrimi”nden önce İran

İran’da Aralık 2025 sonunda başlayan kitlesel protestolar, tekrardan Şah’ı gündeme getirdi. Devrik Şah’ın oğlu olan, 1980 yılında babasının ölümü üzerine Mısır’da kendini İran Şahı ilan eden Rıza Pehlevi, İslam Cumhuriyeti’nin muhalifi olarak İran diasporasında en çok sesi duyulan figürlerden biri. İran’da “barış” için Trump’tan ve ABD emperyalizminden medet uman, Siyonist İsrail’e desteğini esirgemeyen bu figürün ne vaat ettiği ortada. Peki 1979 İslam Devrimi öncesi nasıldı?

Şubat 1979 Devrimi, işçi sınıfının belirleyici bir rol oynadığı ve çok farklı güçlerin bir araya gelmesiyle oluşan kitlesel bir halk hareketiyle gerçekleşti. Devrimi hazırlayan uzun arka planda 19. yüzyılın sonlarından itibaren yabancı sermayenin ülkeye girişinden duyulan hoşnutsuzluklar, 1920’lerde Şah Rıza’nın işçi mücadelelerine yönelik ağır baskıları ve sendikaların etkisizleştirilmesi, 1940’larda yükselişe geçen sendikal hareketin ve etkili bir muhalefet haline gelmiş olan Tudeh partisinin İngiliz emperyalizmi yardımıyla bastırılması, 1950’lerle birlikte kapitalizmin pekişmesi, Tudeh’in halk cepheci bir anlayışla burjuva Ulusal Cephe ile ittifak yapması gibi kritik dönüm noktaları vardı.

1970’ler, Şah Rıza’nın yarattığı derin ekonomik ve siyasi krize karşı işçi sınıfı ve yoksul halkın büyük tepkilerine sahne oluyordu. 1977’de Şah’ın gecekonduları yıkma girişimine karşı 50 bin gecekondu sakininin direnişi rejime geri adım attırdı. Grev sayısı artıyor, işçiler fabrikaları ateşe veriyordu. Bir yandan da sürgündeki Ayetullah Humeyni liderliğinde, monarşik rejime karşı İslami bir muhalefet de örülmeye başlıyordu. Mollaların çağrısıyla örgütlenen protestolar yaygınlaşıyor, rejimden hoşnutsuz çarşı esnafı, tüccarlar ve kent yoksulları da bu dini muhalefette kendine yer buluyordu.

Eylül 1978’de ABD destekli Şah, sıkıyönetim ilan ederek binlerce göstericiyi katletti. Şah’ın Kara Cuma olarak anılan bu kanlı hamlesi protestoları bastırmak yerine işçi sınıfını daha da harekete geçirdi. Hemen ertesi gün Tahran’da yüzlerce petrol işçisi sıkıyönetimi ve katliamı protesto etmek için greve çıktı. Sonraki günlerde bunu İsfahan, Abadan, Tebriz, Şiraz ve Ahvaz’daki petrol işçilerinin grevi izledi. Ekim ayına gelindiğinde pek çok sektöre yayılan grevler hayatı felç ediyor; ekonomik ve siyasi talepler birleşiyor; işçiler ücret artışı, sosyal yardım ve hizmetlerin iyileştirilmesi, sıkıyönetime son verilmesi, Pehlevi rejiminin gizli polis örgütü SAVAK’ın dağıtılması ve siyasi tutukluların serbest bırakılmasını talep ediyordu. Humeyni de grevleri destekliyor, eylemleri sürdürmeye çağrısı yapıyor ancak bu kitlesel hareketin dini bir muhalefet olduğunu iddia ediyordu. Halbuki hareketin itici gücü yoksul halk ve işçilerdi, bu yüzden Humeyni işçi hareketinin denetimini ele geçirmeye çalıştı. Hareketi devrim olarak adlandırıyor, adaletten ve demokrasiden bahsediyor, geniş halk kitlelerinin taleplerine uyarlanarak Şah’a karşı muhalif konumunu güçlendiriyordu. Humeyni etrafında oluşan dini ağ ve politik faaliyetin camiler aracılığıyla da örgütleniyor olması Humeyni’nin işini kolaylaştırdı. Böylece mollalar sokak hareketi üzerinde egemenlik kurabildi ve grev komitelerinin gelişimi sınırlandı. Ulusal Cephe ve Tudeh’in etkili bir alternatif yaratamadığı, Fedayiin ve Mücahidin gibi fabrikalarda ayaklanmış işçilerden kopuk gerilla örgütlerin başarısız olduğu, dolayısıyla devrimci bir sınıf önderliğinin olmadığı bir durumda Humeyni bu iktidar boşluğunu değerlendirdi.

16 Ocak 1979’da Şah ülkeyi terk ederek Mısır’a gitti, Humeyni 1 Şubat 1979’da İran’a geri döndü. Daha önce grevleri destekleyen Humeyni bu sefer grevleri sona erdirmeye çabaladı, işçi hareketini yıkmaya girişti. Şah’ın kaçmadan önce tavizlerle ayaklanmayı söndürme umuduyla başbakanlığa getirdiği Ulusal Cephe’den Şahpur Bahtiyar hükümeti 11 Şubat’ta düşünce Humeyni, burjuva ve küçük burjuva temsilcilerden oluşan bir geçici hükümet atadı. Humeyni’nin hükümeti artık “Devrim bitti, yeniden inşa dönemi başladı,” diyordu. Kadın örgütlerinin, köylü meclislerinin ve işçi şuralarının gelişip güçlendiği ve yer yer kontrolü elinde tuttuğu, işçi hareketinin yeniden yükselişe geçtiği bir dönemde Tudeh’in Stalinist aşamalı devrim anlayışıyla (Stalinizm İran’da proletaryanın sosyalist devrim yapamayacağını düşünüyordu) Humeyni’nin atadığı geçici hükümete koşulsuz destek vermesi, gerilla örgütlerinin işçi sınıfının çıkarına bir tutum almaması, kısacası İran solunun tarihi bir fırsatı elinden kaçırması mollaların karşıdevrimiyle sonuçlandı.

Böyle bir arka plana dayanan tabloda Pehlevi ehvenişer midir? Molla diktatörlüğü karşısında monarşi mi seçilmeli? Şah dönemini “batı modernizmi” ve sekülerizm nostaljisiyle anmak yerine o dönemin İran işçi sınıfı açısından ağır bilançosunu unutmamalıyız. Mollaları da kralları da seçmek zorunda değiliz. İran’daki protestolarda “ne Şah ne Şeyh” diye yükselen sesler başka bir yolu işaret ediyor.

Yorumlar kapalıdır.