Suriye-Türkiye: Çözüm değil kriz derinleşiyor!
Geçen sayıdaki yazımızda “Süreç rölantide, gözler Suriye’de” demiştik. Aradan geçen bir aylık süre zarfında Suriye’de uzun zamandır devam eden fırtına öncesi sessizlik, yerini silahların gürültüsüne bıraktı.
Erdoğan ve Şara’nın “emperyalizmle sıfır sorun” politikası izlediği koşullarda ABD, Suriye sahasında kendisine yakın bir denge unsuru olarak gördüğü Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) ihtiyacı kalmadığını alenen deklare etti. Siyonizm ise mevzubahis coğrafyada kurulmaya girişilen yeni denge içerisinde ABD tarafından yalnız bırakılmayacağını gayet iyi bildiği için Kürt halkının ne kazandığı veya kaybettiği ile ilgilenmediğini açık etti.
İşte bu koşullar altında Kürtler zorlu bir sınav ile karşı karşıya kaldı. SDG için bugüne dek belli ölçüde korunmuş olan emperyal güvencelerin hızla buharlaşması ile eşzamanlı olarak sahadaki çatışmaların dozu da yükseldi.
Ortadoğu’ya başarılı bir model olarak sunulan ve özyönetimlere dayandığı iddia edilen organizasyon günler içerisinde dramatik bir başarısızlığa uğradı ve başından beri birer pazarlık unsuru olarak görülen ve o şekilde ilişki kurulduğu açık olan Arap nüfusun yoğun olduğu topraklar hızla Kürt siyasi hareketinin nüfuz alanı dışına çıktı. Pekâlâ kimsenin onurunu zedelemeden devir teslimi yapılabilecek bu bölgelerin bir bozgun havası içerisinde terk edilmek zorunda kalınışı teknik bir basiretsizlik olmaktan öte ciddi bir siyasi öngörüsüzlüğün sonucuydu.
Bu öngörüsüzlüğün açığa çıkışı ve çatışma bölgelerinden yansıyan travmatik görüntülerin üst üste yayınlanması ile Kürt kamuoyunda haklı bir infial meydana geldi. IŞİD tarafından kuşatılan Kobane’nin ancak çok büyük bedeller ödenerek kurtarılabildiği günlerin anısı hafızalarda halen tazeyken, yıllar süren bölgesel iktidardan sonra başlanılan yere dönüleceği endişesi bulundukları her yerde Kürt halkını sokağa döktü.
30 Ocak itibarıyla detayları kamuoyuna yansıyan yeni Şam-SDG anlaşması, Kürt halkının kitlesel seferberliğinin dünya kamuoyunda bir etki yarattığını ve kadim Kürt şehirlerine dönük bir harekâtın kanlı bir iç savaşa dönüşmesinin kendi Ortadoğu planlarını da bozabileceğini düşünen emperyalistlerin yeniden masaya ağırlıklarını koyduğunu gösteriyor. Bu anlaşma öncekiler gibi kadük mü kalacak yoksa hayata mı geçecek henüz net değil. Net olan, Kürt halkının bu darboğazda kendi özgücünden ve diğer halkların kendileriyle dayanışmayı yükseltmesinden başka sağlam bir dayanağı olmadığıdır.
Suriye haritasındaki renk değişimlerinin Türkiye’deki “sürecin” gidişatını da büyük oranda belirleyeceği ortada. Nitekim Suriye’de SDG’nin askeri gerileyişine paralel olarak Türkiye’de tüm burjuva basın Suriye Kürtlerine küfür korosunda birleşti. İmralı’dan dışarıya yeni bir haber ulaşmazken Öcalan ile komisyon arasındaki görüşmenin tutanağı özenle seçilmiş bir uğrakta ve tahrif edilerek kamuoyuna servis edildi.
Rejimin borazanları Suriye’deki son gelişmeler üzerine zafer çığırtkanlığı yaparken şovenist histeri, Rojava’daki kadınlarla dayanışma göstermek için saçını ören kadınların gözaltına alınmasına kadar uzandı. Fakat Kürtler ile ipleri daha fazla germeye yönelmesi Tek Adam rejimi için işleri içinden çıkılmaz hale getirecektir.
Şayet muktedirler seçimli işleyişin ortadan kalktığı bir eşiği aşma hülyasına kapılmadıysa rejimin devamını güvenceye almak için halen Kürtler ile CHP’nin bir arada hareket etmesini engellemek gibi bir mecburiyetleri var. Rojava’nın tümden tasfiye edilerek tarihe karıştığını görmek isteyen sömürgeci saplantı ile bunun başarılamayacağı ise açık.
Süreç hâlâ rölantide, gözler hâlâ Suriye’de ve ekranlardan savrulan zafer naraları rejimin aşamadığı siyasi krizi aşmasına yetmiyor.
Yorumlar kapalıdır.