Türkiye’de rejim, seçimler ve değişim dinamikleri

Türkiye iki yıldan kısa süre içinde sandık başına gidecek. Yeni bir cumhurbaşkanı seçilecek. Yeni bir meclis oluşacak. Seçilecek cumhurbaşkanı ve oluşacak meclis bileşimine göre sadece yeni hükümet değil mevcut rejimin yönü de şekillenecek. Nitekim Türkiye bu doğrultuda adı henüz konmamış bu seçim sürecine dolaylı olarak girmiş durumda. CHP ve İmamoğlu’na yönelik devam eden siyasi/yargısal operasyonlar, çok sayıda ihtimali ve eğilimi içinde barındıran “Terörsüz Türkiye” hamlesi bu minvalde atılmış adımlar. İktidarla iç içe geçmiş sermaye gruplarından medyaya dek süren kara para ve uyuşturucu operasyonları da seçim sathı mailine girilirken iktidar için hem bir iç hesaplaşma ve yeniden bölüşüm hem de safralardan kurtulma girişimi. Milletvekili transferleri ise zamanı geldiğinde olası bir erken seçim kararının alınabilmesi ya da seçimleri doğrudan etkileyecek bir anayasa değişikliğinin yapılabilmesi için zaruri ön hazırlık kapsamında hamleler. Bütün bu süreçler son ana kadar devam edecek ve seçim sonrasını da kapsayacak şekilde çok sancılı olacak. 

İktidar bloku

Rejimle büyük oranda bütünleşen ve devletin hemen bütün imkânlarını sınırsız kullanabilen iktidar bloku önceki seçimlerde olduğu gibi yine çok avantajlı. Seçimlerin en eşitsiz ve adaletsiz koşullarda gerçekleşeceği bir sır değil. Bununla birlikte iktidar blokunun aşması gereken iki kritik eşik var. İlki, Erdoğan’ın artık mevcut yasalarla normal koşullarda aday olamaması. Erdoğan’ın aday olabilmesi için ya meclisin erken seçim kararı alması ya da bu amaçla bir anayasa değişikliği yapılması gerekiyor. Her ikisi için de şu an iktidar blokunun sayısı yetersiz. Milletvekili hamleleri bunun için kritik önemde. İktidar bloku için ikinci kritik sorun, uzun süredir cumhurbaşkanlığını kazanmak için gereken yüzde 50 oyun çok gerisinde görünmesi. İktidar bloku muhtemelen bu sorununu, önceki birçok seçimde yaptığı gibi, 2027 yılında da seçimler öncesi para musluklarını açarak çözmeye çalışacak. Seçim ekonomisi bu kez çalışacak mı, giden seçmen geri dönecek mi, burnundan soluyan başta emekliler ve asgari ücretli çalışanlar olmak üzere emekçiler ikna olacak mı? Göreceğiz! İktidarın işi, elindeki tüm güç ve imkânlara rağmen, hiç olmadığı kadar zor görünüyor. İktidar blokunun bir diğer zorluğu Cumhur İttifakı’nın iki taşıyıcı ana sütunu Erdoğan ve Bahçeli’nin ilerlemiş yaşına karşılık tüm renkleriyle muhalefetin çok daha genç ve dinamik bir adaylar listesine sahip olması. İktidarın çeyrek asırlık aşınma ve yarattığı bıkkınlık da bu tabloya eklenmeli.

Muhalefet

Devlet imkânlarından tamamen azade durumdaki muhalefet için ise zorluklar ve imkânlar bir arada duruyor. Muhalefet için en büyük zorluk rejimle büyük oranda bütünleşmiş, devlet güç ve imkânlarını sonuna dek kullanan bir iktidarın varlığı. Muhalefet için en büyük imkân ise iktidarın ekonomi karnesinin olağanüstü başarısızlığı. İktidar, yarattığı bu ekonomik yıkımın faturasını 2024 yerel seçimlerini kaybederek ödemişti. Diğer yandan iktidar, yerel seçimlerden farklı dinamiklere sahip olan 2023 milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini zor da olsa kazanmıştı. Dolayısıyla ekonomik yıkımın kendi başına olası 2027 seçimlerinde muhalefete seçim zaferini otomatik olarak getirmesi beklenmemeli. İktidar, elindeki imkân ve güçlerle zaaflarını telafi etmeye çalışacaktır. Bu doğrultuda iktidarın 2023 seçimlerinde olduğu gibi muhalefeti birbirine düşürme, çeşitli cazip vaatlerle kimi muhalif kesimleri yanına çekme ya da tarafsızlaştırma girişimlerinde bulunması sürpriz olmaz. Bu anlamda iktidar blokunun seçim kampanyasını hangi ana eksen üzerinden yürüteceği halen netlik kazanmış değil. Ekonomi alanında para muslukları 2027’de açılacak ve bir seçim ekonomisi uygulanacak. Buna kesin gözüyle bakabiliriz. Ama iktidarın demokratik alanda seçim sürecinde izleyeceği politika CHP ve İmamoğlu davası ve “Terörsüz Türkiye” hamlesinin alacağı biçimlere göre şekillenecektir. İktidar bloku gidişata göre vites değişikliği yapacaktır.

Hangi olasılık söz konusu olursa olsun emekçilerin ve ezilenlerin temel talebi hayat pahalılığının, gelir eşitsizliğinin ve yoksulluğun son bulması, siyasi demokrasi üzerindeki fiili ve yasal baskıcı engellerin kalkması olmaya devam edecektir.

Yorumlar kapalıdır.