Halep’te hükümetin askeri operasyonları derhal son bulmalı, Suriye halklarının demokratik hakları koşulsuz biçimde tanınmalıdır!
Şam hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında süregelen müzakerelerin başarısızlığa uğramasının ardından Halep bir kez daha askeri çatışmaların merkezine dönüştü. Müzakerelerin 4 Ocak’ta sonuçsuz kalmasının hemen sonrasında Şam hükümeti Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini operasyon bölgesi ilan etti. Kürtlerin çoğunlukta olduğu ve SDG ile bağlantılı Asayiş tarafından kontrol edilen bu mahalleler bir süredir merkezi yönetimin ablukası altındaydı. Hükümetin operasyon ilanının ardından ise ondan fazla sivil hayatını kaybederken on binlerce kişi de evlerini terk etmeye zorlandı.
Son günlerde Halep’te yükselen askeri tırmanışın arkasında, Şara hükümeti ve SDG arasında imzalanan ve hayata geçmeyen 10 Mart Anlaşması’nın zayıf, kırılgan niteliği yatıyor. Aslında bu anlaşma imzalandığı anda başarısızlığa mahkûm bir temelde doğdu. Çünkü bu anlaşma özünde Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtlerin ve Arapların demokratik haklarını ve güvenliğini güvence altına almak için imzalanmadı. Aksine, SDG ile geçiş hükümetinin kısa vadeli çıkarlarını koruyan bir örtü işlevi gördü. Dahası, başta Amerikan emperyalizmi ve Türkiye olmak üzere, dış güçlerin nüfuz paylaşımını halkların demokratik hakları pahasına tahkim etmek bağlamında şekillendi.
Bu bağlamda Şeyh Maksud Mahallesi, taraflar arasında mesaj alışverişi için ideal bir alana dönüştü. SDG son açıklamasında mahalledeki Asayiş güçleriyle ilişkisini reddederken, Suriye devriminin başlangıcından bu yana Esad rejimine en çok karşı çıkan ve direnen mahallelerden biri olan bu mahalle, Şam yönetimi tarafından, havuç ve sopa politikasıyla SDG’yi 10 Mart Anlaşması’nı uygulamaya zorlamak için bir baskı aracı olarak kullanılıyor.
Öte yandan bu süreçte Türkiye’nin rolü de göz ardı edilemez. Son dönemde Dışişleri Bakanı Fidan’ın Şam’a yaptığı ziyaret ve 10 Mart Anlaşması’na ilişkin açıklamaları Türkiye’nin müdahalesini daha da görünür hâle getirdi. Türkiye’de Kürt siyasi hareketiyle müzakere sürecinin Suriye’deki gelişmelere ne denli bağlı olduğu ve Tek Adam rejiminin Kuzey ve Doğu Suriye’de özerk bir Kürt yönetiminin kurulmasından duyduğu kaygı ortadadır. Bu nedenle, SDG’yi müzakere masasına oturmaya ve taleplerinin çıtasını düşürmeye zorlayarak bu anlaşmada temel bir rol oynamaya çalışmaktadır.
Kürtlerin, Arapların ve Suriye halklarının şu anda Halep’te sürmekte olan çatışmalardan hiçbir çıkarı yoktur. Bu çatışmalar, Esad rejiminden miras kalan ırkçı ve mezhepçi bölünmeleri yeniden üretmektedir. Bu bağlamda, öncelikle Şam hükümeti, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine dönük başlattığı askeri operasyonları durdurmalı ve bu mahallelere dönük uyguladığı ablukaya son vermelidir. Kürt halkının ulusal ve demokratik hakları herhangi bir pazarlık konusu yapılmadan tanınmalıdır.
Buna karşılık, SDG’nin kısa vadeli çıkarlara, bölgesel ve küresel güç dengelerine dayanan politikalara değil Kürtlerin, Suriye ve tüm bölge halklarının barış içinde bir arada yaşamaya dayalı uzun vadeli çıkarlarına göre hareket etmesi bir zorunluluktur. Emperyalizmin, Siyonizmin ve bölgesel güçlerin Suriye’ye müdahalesi de ancak halkların demokratik ve sosyal haklarının tanınması ve güçlendirilmesiyle engellenebilir. Bu nedenle, Suriye’de halkların demokratik haklarının güvence altına alınmasıyla dış müdahalelere karşı mücadele kopmaz bir biçimde birbirine bağlı hale gelmiştir. “Tüm demokratik hak ve özgürlüklerin garanti altına alınabilmesi için, Bağımsız ve Egemen bir Kurucu Meclis” talebi çerçevesinde yürütülecek mücadele, güncel ve merkezi önemini korumaya devam etmektedir.
Yorumlar kapalıdır.