Suriye’de anlaşmanın bir ayı

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile geçiş hükümeti arasındaki anlaşmanın yürürlüğe girmesinin üzerinden bir ay geçti, ancak uygulamaya ilişkin bazı maddeler hâlâ belirsizlikle dolu.

28 Ocak’taki son anlaşmanın her iki taraf için de kaygan bir zemin oluşturduğu gizli değil. Taraflardan her biri, medya aygıtlarının aktif katılımıyla ayrı ayrı zafer ilan etti. Herkes kendi türküsünü söylemekle birlikte bu denklemde sesleri duyulmayan ise bölgenin halkları: Araplar, Kürtler, Süryaniler ve diğerleri.

Öte yandan, askeri ve güvenlik alanındaki entegrasyon süreci ilerliyor. Haseke’de üç Kürt tugayı ve Kobani’de bir tugay güvence altına alındı. Anlaşma ayrıca Asayiş’in genel güvenlik teşkilatına dahil edilmesini de öngörüyor. Hükümet güçleri sınırlı sayıda Haseke’ye, ardından Kamışlı’ya girdi. Büyük şehirlerde ve sınır noktalarında konuşlandılar.

Uygulamada her aksama yaşandığında, iki taraf da anlaşmanın hamilerine, yani ABD ve Türkiye’ye şikâyetlerini sunmak için adeta yarışıyor. Bu durum, bu entegrasyonun içeriden ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Zira bu süreç, halkların ve bölgenin ihtiyaçları temelinde şekillenmiyor; onların haklarını, taleplerini ve ekonomik sorunlarını önceliklendirmiyor.

On yıl boyunca SDG, Fırat’ın doğusunda tüm bileşenlerin haklarını güvence altına alan demokratik bir proje olduğunu Suriye halkına ve uluslararası topluma kabul ettirmeye çalıştı. Kendini çoğulcu ve ilerici bir yönetim olarak sundu. Ancak ilk gerçek sınamada, bu söylemlerin gerçeklikle çeliştiği açık biçimde ortaya çıktı. Uzun vadeli hedefler kısa vadeli kazanımlara, halkların ekonomik ve demokratik hakları aygıtın çıkarları ve sürekliliğine tabi kılındı.

Diğer yandan yeni Şam hükümeti kendisini tüm Suriye halklarının tek güvencesi olarak sundu ve söylemini yeniden inşanın başlangıç noktası olarak Suriye topraklarının merkezden birliği üzerine kurdu. Ancak krizler art arda derinleşiyor. Başta fiyatların yükselmesi ve yaşam koşullarının kötüleşmesi, iş olanaklarının azlığı ve gizli işsizlik geliyor. Buna ek olarak Esad rejiminin kalıntılarıyla, özellikle burjuva unsurlarıyla yapılan uzlaşmalar artıyor. Kayırmacılık ve akraba kayırma yayılıyor. Tüm bunlar Heyet Tahrir el-Şam çevresinde dönüp duruyor.

Böylece Suriye halkının durumu yeniden başlangıç noktasına dönmüş oldu. Milyonları onur ve özgürlük talebiyle meydanlara iten nedenler hâlâ ortada durmaya devam ediyor.

Esad çetesinin ortadan kalkması, Suriye halkının devrimci hedeflerinin gerçekleştirilmesi yolunda büyük bir dönüm noktası oluşturdu. Ancak emperyalist güçlerin ve yerel burjuvazinin yeniden konumlanarak ve yeni saflaşmalarla politik süreci tamamen denetimi altına alması, halkın devrimci taleplerinin çalınması anlamına gelecek. Mevcut durum, Suriye halklarının “özgürlük ve onur” taleplerini temsil eden devrimci bir siyasal programın ve seçeneğin inşasını hayati hale getiriyor.

Yorumlar kapalıdır.