Süreç: biraz gerçek, biraz -mış gibi

Tek Adam rejimi ve İmralı arasında yürütülen sürecin kamuoyuna duyurulması üzerinden bir buçuk yıla yakın zaman geçti. Kaynağını Kürt ulusal sorunundan alan silahlı çatışmanın on yıllardır ülkenin siyasi hayatına damga vurmakta olduğu gerçeğine paralel olarak “süreç”, Bahçeli’nin 22 Ekim 2024’te yaptığı meclis konuşmasından beri gündemin ilk sıralarında kalıcı bir yer edindi.

Geride bıraktığımız haftalar içinde bu kapsamda önemli bir gelişme yaşandı ve TBMM çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunu tamamlayarak 6 aydır süren faaliyetini noktaladı.

Komisyon raporunda ne var?

Komisyon raporunda; ele alınan meselenin “güvenlikle sınırlı bir alan olmanın ötesinde çok katmanlı ve çok yönlü olduğu” ve çözümün “kök sebeplerin ortadan kaldırılmasına bağlı” olduğu ifade edilse de bu sorunun adını koymaktan dahi imtina ediliyor ve hedefin “Terörsüz Türkiye” olduğu ilan edilerek şimdiye dek sorunların kangrenleşmesinden başka sonuç üretmeyen güvenlikçi yaklaşım korunuyor. Keza, raporda “eşitlik” yerine egemenlerin içini her daim kendi çıkarına göre doldurma lüksüne sahip olduğu “kardeşlik” retoriğine başvuruluyor.

Raporun “demokratikleşme ile ilgili öneriler” başlıklı kısmında AİHM ve AYM kararlarına uyumun sağlanması; hasta ve yaşlı tutuklular için infaz ertelemesinin uygulaması; Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun hak ve özgürlükleri genişletecek şekilde yeniden düzenlenmesi; Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve ilgili mevzuatın ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi; belediye başkanlarına görevden el çektirilmesi durumunda belediye meclisi tarafından seçim yapılması hususunda mevzuatın düzenlenmesi gibi öneriler yer alıyor.

Siyasal özgürlükler bahsinde her biri atılması gerekli hayati birer adımı işaret eden bu önerilerin bazılarının fiiliyata dökülmesi için hiçbir yasal düzenlemeye dahi ihtiyaç olmaması, aksine mevcut yasalara uyulmasının kâfi oluşu ve rapora imza atan çoğunluğun o yasaları işine geldiğince yok sayan AKP-MHP’ye mensup olduğu ortada. Dolayısıyla raporun bu kısmına, mevcut rejimin antidemokratik karakterini tescilleyen bir belgenin ironik şekilde meclis eliyle tarihe not edilmesi demek yerinde olur.

Gerçekçi olmak gerek

Belli ki rejim, Kürt sorununun varlığını zımni olarak kabul etse de resmiyette onu “terör sorunu” olarak çerçevelemeye devam edecek. İmralı ile uzun süredir pazarlık yürütüyor olmasına rağmen seçmeni nezdinde ortada bir pazarlık yokmuş gibi davranmayı, silah bırakan örgüt üyelerinin sürecin doğasına uygun olarak cezadan muaf tutulması icap ederken “cezasızlık algısı yaratmamak” adına üstenci bir dil kullanmayı sürdürecek. Ola ki gerekirse masayı devirmeyi de daha kolay kılan tüm bu “-mış gibi yapma” oyunu sürdürülürken atılacak ufak tefek ama somut adımların da Kürt halkını tatmin etmesi beklenecek. Elbette o rızayı tesis etme sorumluluğunu üstlenecek olan esasen Öcalan’dır.

Öcalan, başta Kürt halkı olmak üzere tüm kamuoyunun önüne demokratik entegrasyon olarak adlandırdığı bir geçiş süreci ve demokratik toplum olarak adlandırdığı reformist bir siyasi program teklifi ile çıkıyor. Bununla birlikte, Türkiye sınırları içerisinde kısa vadede kendisinin ve örgüt üyelerinin legal siyasi yaşama entegre olmasının önünün açılması dışında bir “kazanım” elde edemeyeceğinin ve ötesinin ancak ilerideki siyasi mücadelenin konusu olabileceğinin farkında ve bunu ölçülü bir dille ifade ediyor. Aylardır olduğu gibi bundan sonra da bir yandan Kürt siyasi hareketinin içindeki çeşitli özneler zaman zaman “demokratikleşme” ihtiyacından dem vuracak, hükümeti eleştirecek. Diğer yandan ise sürecin masada kabul edilmiş sınırlı çerçevesi, bu eleştirilerin “-mış gibi yapma” oyununun Kürt halkını motive etmek için sergilenen kısmından öte anlam kazanmasını imkânsız kılacak.

Sonuç yerine

Çözüm sürecinin başından itibaren şeffaflıktan uzak yürütülüşü ona damgasını vurmuştur. Masanın iki tarafının da başta kendi destekçileri olmak üzere kamuoyunu manipüle etmek için şeyleri olduğu gibi adlandırmaktan kaçınan tutumu barizdir. Açık olan şudur, bu süreçten demokratikleşme veya Kürt sorununun çözümü gibi sonuçlar çıkamaz. Bununla birlikte, devlet ve Kürt siyasi hareketi arasındaki silahlı çatışmalar sona erecek olursa bu, ülkemizdeki tüm işçiler, emekçiler ve başta Kürt halkı olmak üzere tüm halklar için faydalı olacaktır. Ancak bu yolun da dikensiz olmadığı, masanın bir tarafındaki AKP-MHP’nin dayatma ve şantajlarına açık olduğu da herkesin malumudur.

Yorumlar kapalıdır.