Newroz ve sonrası

2026’da Newroz’a katılım her yerde güçlüydü. Bu etkinliklerin tarihsel referansların belirlediklerinin ötesinde bir de güncellik tarafından belirlenen anlamları var kuşkusuz.

Kürt halkının Öcalan’a ve baş yürütücülerinden olduğu çözüm sürecine verdiği destek meydanlarda bir kez daha görünür oldu. Kürt siyasi hareketi bu süreçte ajandasını neredeyse örgütün ve kadroların ihtiyaçlarına daralmış bir içerikle sınırlıyor olsa da halk desteğini koruduğu ortada.

Bu desteğin harekete ama özellikle de DEM kadrolarına yönelik hoşnutsuzlukları ortadan kaldırmadığı aşikâr. Amed’de kürsüden yapılan kariyerizm vurgusu ile kitlelere eleştirilerinin dikkate alındığı mesajı verildi. Bu tablo, tabandaki rahatsızlığın yabana atılamayacak düzeye geldiğini gösteriyor.

Newroz’a gölge düşüren şey ise kavganın, çatışmanın, çatışmaya çağrının olmadığı, tam da bayram havasında geçen kutlamaların ardından yüzlerce gözaltının, onlarca tutuklamanın yapılmasıdır.

Kâh sloganlar kâh posterler bahane edilerek bir bardak suda fırtına koparılmak istendiği her durumda, rejimin ilk hamlesi, Kürtlere bedel ödeterek ırkçı milliyetçiliğe biraz daha alan açmak oluyor. Sorunun adına “terör” demekte ısrar edenlerin bu tutumları da şaşırtıcı değil.

Şimdiye dek dura kalka ilerleyen çözüm arabası da bu sıralar yine bekleme halinde. Meclis komisyonunun açıkladığı ortak raporun ardından sıranın yasal düzenlemelere gelmesi gerek. Ancak ortada net bir tarih yok. Hükümet ipe un seriyor, şimdilik yaz ayları işaret ediliyor.

Hatırlanacaktır, Suriye’de merkezi hükümet ile SDG arasında anlaşma imzalanana ve hayata geçmeye başlayana kadar hükümet mecliste top çevirmiş ve komisyon faslını uzatmıştı. Şimdi de benzer bir oyalama ile İran-İsrail-ABD arasında kopan ve bölgeye yayılan fırtınanın dinmesi bekleniyor mu demeliyiz?

İyi ama beklenecek ne var? Zaten başta Bahçeli olmak üzere rejimin tüm sözcüleri sürecin temel gerekçesinin “iç cepheyi tahkim etmek” olduğunu, bölgeyi dizayn etmek isteyen güçler karşısında yarım asırlık kavgayı bitirmenin gerektiğini söylemediler mi?

İşte hayatın bu senaryoya yakınsadığı günlerden geçiyoruz. İran, ABD emperyalizmi ve Siyonizm tarafından vuruluyor. ABD ve Siyonistler İran’daki muhalif Kürt örgütlerini savaşa itmek için can atıyor ama beklediği karşılığı bulamıyor. Türk egemenler cephesinden bakınca tam da adım atılacak zamanda değil miyiz?

En azından Demirtaş, Yüksekdağ, Atalay gibi siyasi tutsakları serbest bırakmanın, kayyum atanan belediyeleri halkın seçtiği isimlere teslim etmenin önünde ne engel var? Şu koşullarda barış hasretiyle meydanları dolduran Kürt halkının yüreğine su serpecek en ufak somut adımlar dahi neden atılmaz?

PKK örgütün feshi, silahların sembolik imhası, sınırların dışına çıkılması gibi önemli adımları attı. Suriye’de ise YPG Şam’a entegre olmaya başladı.

Hal böyleyken bu kadar ağırdan alınması hayra alamet olabilir mi? Bilmiyoruz. Bildiğimiz o ki, kimi zaman Bizans’a kimi zaman siyasi usullerini Bizans’tan devralan Osmanlı’ya yakıştırılarak söylenen söz aslında her devrin egemenleri için geçerlidir: Onlarda oyun bitmez.

Yorumlar kapalıdır.