Tarihte bu ay: NATO kuruldu
Bundan 77 yıl önce, 4 Nisan 1949’da başını ABD’nin çektiği 12 emperyalist devlet Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü adını verdikleri gerici askeri ittifakları NATO’nun kuruluşunu ilan ettiler. Kökleri savaş sonrası ABD’nin müttefik ülkelerde “otoriter” tehlikelere karşı mücadelesini öngören Truman Doktrini’ne dayanan bu ittifakın görünüşte amacı şuydu: herhangi bir saldırıya karşı üye ülkelerin ortak savunma cephesini kurmak. Tabii ki gerçekte mevzubahis “otoriter” tehlikeler savaş sonrası dünyasında boy gösteren komünist partiler ve halk kitlelerinin mücadelesi, “saldırılar” ise tüm kayıplarına rağmen savaştan etki alanını genişleterek çıkan işçi devleti Sovyetler Birliği idi. NATO’nun kuruluşuyla birlikte zaten inşa edilen yeni dünya düzeni resmiyet kazandı; dünya Batılı NATO cephesi ve Doğu Bloku arasında artık ikiye bölünmüş, Soğuk Savaş resmen başlamıştı.
Dünyadaki bu köklü değişime Türkiye de kayıtsız kalamazdı. Çiçeği burnunda Demokrat Parti (DP) hükümeti, seçimini NATO’dan yana kullanma niyetindeydi. Serbest ticaret yanlısı ve Marshall Yardımı sevdalısı DP; Türk tarım ve ticaret burjuvazisinin ihtiyaçları doğrultusunda NATO’ya girmeye, “komünizm” tehdidini caydırmaya can atıyordu. DP hükümetinin NATO’ya girmek için aradığı fırsat 25 Haziran 1950’de Kore Savaşı’nın resmen başlamasıyla ayağına geldi.
Savaşın başlamasından yalnızca beş, DP’nin iktidar olmasından ise yalnızca 46 gün sonra, 30 Haziran’da Türkiye savaşa girme kararı aldı. DP açısından bu reddedilemez bir fırsattı; öyle ki meclise sormaya bile gerek olmadan Kore’ye asker gönderme kararı Bakanlar Kurulu tarafından alınmış, Adnan Menderes meclisin üzerinden atlama kararını “işin uzamaması” gerekçesiyle meşrulaştırmıştı. Savaşa girilme sebebinin açık bir Sovyetler Birliği tehdidi olmadığı, amacın Türkiye’nin “itibarını yükseltmek” ve NATO’ya girme fırsatı yaratmak olduğu da bizzat Menderes’in açıklamalarından belli oluyordu. İşte böyle bir bağlamda 15 bin Türkiye Cumhuriyeti askeri 17 Eylül’de cepheye yollandı. DP hükümeti sonunda istediğini aldı; Türkiye 18 Şubat 1952’de resmen NATO üyesi oldu ve emperyalizmin ileri karakolu olarak yeni dünya düzeninde yerini kaptı. Bu üyeliğin bedeli ise 700’den fazla askerin ölümü olarak tarihe geçti.
Artık yıl 2026; Sovyetler Birliği dağılalı çok oldu ama NATO hâlâ varlığını sürdürüyor. Sözde “savunma” için kurulan bu şer ittifakı üye ülkeleri korumak bir yana, bölgesel savaşlarda bizzat açık hedef haline getiriyor. Türkiye halklarının NATO üyeliğinden bir çıkarı zaten yoktu, artık bunun da ötesinde halkları yoksulluk ve ölümden başka bir şey vaat etmeyen bir savaşın içine sürüklenme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor; hem de yanlış cephede! Türkiye’nin NATO ülkesi olması demek emperyalist ABD’nin savaş suçlarına, Siyonist devletin soykırım ve işgal saldırılarına ortak olması demektir. Haksız bir savaşa sürüklenmemek ve tarihin yanlış cephesinde kalmamak için NATO’dan çıkılmalı, Siyonist İsrail’in kalkanı görevi gören Amerikan üsleri Kürecik ve İncirlik derhal kapatılmalıdır.
Yorumlar kapalıdır.