Okul saldırıları sisteme dair ne söylüyor?
Türkiye geçtiğimiz ay iki okul saldırısıyla sarsıldı. Bu iki elim saldırının birbirinin ardı ardına gerçekleşmiş olması, bu saldırıların münferit olmadığını kanıtlar niteliktedir. Bu yazıda bir çocuktan katil yaratan bu karanlığın maddi kökenlerini irdelemeye çalışacağız.
Ana akım medya, saldırılardan sonraki süreçte saldırıların arkasında yatan sistemik sorunların konuşulmasını engellemek için, benzer olaylarda her zaman yaptığı gibi saldırganların kimliklerine odaklanıp hedef şaşırtmaya çalıştı. Ancak yapılması gereken yegâne şey, birer çocuk olan saldırganları bu eylemlere iten mekanizmaları soruşturmak, değiştirmektir.
Okul saldırılarının en sık yaşandığı ABD’deki veriler ortaya koyuyor ki bu saldırılar genelde yüksek yoksulluk oranlarına sahip kentlerde yaşanıyor. Örneğin 2022’de 22 kişinin katledildiği Robb İlkokulu saldırısı, yoksulluk oranlarının yüzde 30’a yaklaştığı Uvalde kentinde yaşanmıştı.
Kapitalizmin krizleri derinleştikçe sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda okullar bugün MESEM gibi uygulamalarla çocuk işçiliğinin kurumsallaştığı yerler haline geldi. İSİG Meclisi’nin verilerine göre Türkiye’de 15-17 yaş arasındaki çocukların yüzde 25,5’i, yani yaklaşık 981 bin çocuk ücretli olarak çalışmakta ya da iş arıyor. Yaz aylarındaysa bu sayı 3 milyona ulaşıyor. Yine İSİG Meclisi verilerine göre 2013-2026 yılları arasında 852 çocuk işçi iş cinayetinde hayatını kaybetti. Şanlıurfa, Türkiye’nin en yüksek çocuk nüfus oranına sahip ili olmakla birlikte çocuk işçi ölümlerinin en fazla yaşandığı il. Saldırıların ilkinin Siverek’te yaşanması da bu veriler doğrultusunda tesadüfi görünmüyor.
Bu tablonun devlet eliyle nasıl örgütlendiğini görmek için MESEM verilerine bakalım. Mesleki eğitim adı altında 500 bin civarında çocuk, haftanın dört ya da beş günü, asgari ücretin üçte biri ile yarısı arasında bir ücretle çalıştırılmakta. Günlük fiili çalışma süreleriyse çoğunlukla sekiz saatin üzerinde. Bu ücretlerse patronların cebinden değil, İşsizlik Fonu’ndan karşılanıyor. Son üç yılda bu kaynaktan patronlara aktarılan miktar 80 milyar liraya yakın. 2025’ten beriyse bu uygulamanın ortaokul düzeyine, 10-11 yaşa kadar indirilmesi için adımlar atılıyor.
Bunların yanı sıra, çocuk gelişiminde en örseleyici şeylerden biri olan, okulda ve evde fiziksel şiddeti de konuşmamız gerekir. 2010 yılında 988 üniversite öğrencisiyle yapılan bir araştırma, katılımcıların yüzde 53’ünün çocuklukta tekme, yumruk, yanık ya da kemik kırığı gibi ağır fiziksel şiddete maruz kaldığını ortaya koydu. Bu oran erkeklerde yüzde 64’e, kadınlarda yüzde 41’e ulaşıyor.
Hem evde hem okulda şiddete maruz kalan çocuklar özneleşemezken, bir yandan devlet ve aile eliyle çocuklar işçiliğe sürükleniyor ya da akranlarının çocuk işçiliğe sürüklenişine tanık oluyorlar. Tabloya çocuk işçi ölümleri de eklenince, kapitalizm ve patriyarkanın boyunduruğundaki dünyanın vaat ettiklerinin bunlar olduğunu gören çocuk için yabancılaşma kaçınılmazdır.
Ruh sağlığı anlatısı bu yapısal tabloyu örtmekte. Patolojiyi bireye indirgemek, onu üreten toplumsal ilişkileri görünmez kılıyor. Her saldırıdan münferit bir vaka, her failden “ruhsal sorunlu” bir birey olarak bahsediliyor. Oysa bu saldırılar yalnızca hayatın her alanına sirayet etmiş gündelik şiddetin en uç örnekleri. Toplumsal ve sınıfsal olan, bireysel trajedilerin arkasına gizleniyor.
Rejimse bu saldırıları güvenlik politikalarını derinleştirmek için bir fırsat olarak görüyor. Üst aramaları, X-ray cihazları, sınıflarda polislerle okulu bir güvenlik aygıtını dönüştürmeyi hedefliyor. Çocuğu potansiyel tehdit olarak konumlandıran bir güvenlik rejiminin tahsisi, tam da sistemin üretmeye çalıştığı şiddeti besleyen koşulları pekiştiriyor. Yapısal sorunlar gündemden düşürülürken meşru toplumsal öfke yönetilebilir bir güvenlik sorununa indirgeniyor ve daha derin güvenlik politikalarının rızası inşa ediliyor.
Bu sorunların kaynağına, yani kapitalizm ve patriyarkayı yıkmaya yönelik olmayan her çözüm önerisi ya onlara hizmet etmeye ya da boşa düşmeye mahkûmdur. Çocuklara işçilikten, şiddetten ve ölümlerden başka bir şey vadetmeyen bu sistemi alaşağı etmek için mücadeleyi büyütelim!
Yorumlar kapalıdır.