Şantajı kabul etmek ya da etmemek, işte bütün mesele bu
Sürecin bir parçası olarak mecliste kurulan komisyonun faaliyeti sona erdiğinden beri iktidar ayak sürüyor. Beklenen yasal düzenlemeler yapılmadığı gibi siyasi tutsakların serbest bırakılması, kayyum uygulamalarına son verilmesi gibi hayati adımlar da atılmıyor. Hedefin Kürt sorununu çözmek olmadığı, rejimin de böyle bir iddia öne sürmediği ortada. Gel gelelim iktidar kendi sunduğu haliyle “terörsüz Türkiye” projesinde dahi samimi davranmıyor.
Münfesih örgüt PKK’nin yetkilileri sürecin iktidar tarafından dondurulduğunu ifade ederken bir gerçeğe işaret ediyor: Binlerce kişilik silahlı bir gücün mensupları sadece hayatta kalmak istiyorlarsa dahi kendilerine herhangi bir hukuki güvence verilmeden silahlarını tamamen bırakamaz.
Kürt siyasi hareketi bugün kendi tarihsel-politik evriminin sonucu olarak silahlı mücadeleyi sonlandırmak istiyor ve bunu yapabilmek için ulusal-demokratik taleplerini büyük ölçüde ilerideki yasal mücadelesinin konuları olarak formüle etmeye hazır. Siyasi-hukuki güvence altında gerçekleşecek topyekûn yasallaşmayı bu yeni dönemin temeli olarak kabul etmeye razı. Ancak siyasi şantaj ile karşı karşıya. Rejim, silahlara veda etmek isteyen Kürt hareketinin bu isteğini esasen kanın durması için değil ondan rejimin ömrünü uzatacak ödünler koparmak için fırsat olarak görüyor.
Peki bizi ne bekliyor?
Kamuoyunda dolaşıma giren “devletin demokratik kanadı olmak” gibi tasavvurlar ham hayalden ibarettir. Rejim, bu süreci beraber örmekte olduğu Öcalan’ı yer yer bilhassa Bahçeli’nin ağzından onore etse de onu bir muhatap olarak kabul etmektense memur olarak görevlendirmek ve Kürt halkını kolektif haklarını tanıdığı bir kurucu unsur olarak tanımaktansa “bonkörce” gönlünden kopanları bahşettiği edilgen tebaası olarak konumlandırmak istiyor.
Kürt siyasi hareketinin Öcalan’a statü talebi anlaşılırdır fakat bu statünün çerçevesinin iyi çizilmesi ve rejimle siyaseten ortaklaşmak anlamına gelmeyecek şekilde deyim yerindeyse sökülüp alınması gerekir. Çünkü rejimle siyaseten ortaklaşmak ve onun kendini kalıcılaştırma hesaplarının parçası haline gelmek kısmen de olsa demokratikleştirmeye bir katkı sağlamaz ancak rejimin madenciye atılan tekmeden, Varto’da kurulmak istenen santralin doğaya vereceği zarara dek tüm suçlarının sorumluluğuna ortak haline gelinmesine sebep olur.
İyi ama Tek Adam rejimi kendi devamlılığını garanti altına alacak sonuçlar üretmeyeceğine ikna olursa süreci ikinci kez rafa kaldırır mı? Muhtemelen. Böylesi bir durumda Kürtleri sürecin bitişinden sorumlu tutacak bir bahane bulmakta, gerekiyorsa imal etmekte zorlanır mı? Hayır. Seküler, ırkçı milliyetçilere ek olarak AKP-MHP’nin geleneksel seçmen tabanı da sürecin bitişini onaylar mı? Onaylar. Tüm bunlar biraz da sürecin baştan beri en dar zeminde, Öcalan-devlet yetkilileri arasında kurulmasının ve sürdürülmesinin, gerçekleşmesini kolaylaştırdığı sonuçlar olur.
Peki Kürt siyasi hareketi CHP’ye güvenerek ve onun müstakbel iktidar partisi oluşuna bel bağlayarak, sürecin tamamına ermesi için onunla yol yürümeyi tercih edebilir mi? Bu da birçok sebepten olumlu cevap vermenin imkânsız olduğu bir soru. Birincisi Özgür Özel’in yer yer sergilediği ılımlı-demokrat tutumları, CHP’de kökleşmiş, partinin bütününce içselleştirilmiş politikaların uzantısı olarak görmek zor. CHP, Kürtlerin gönül rahatlığıyla “bu sorunu çözerler” diyebileceği bir yapı değil. İkincisi, bir ehven-i şer mantığı ile “en azından AKP’den daha iyisini yapabilirler” denilse dahi tabiri caizse bu ata oynamak akıl kârı değil çünkü CHP, AKP-MHP iktidarının tüm yıpranmışlığına rağmen onun sona erdirilmesine öncülük edebileceği konusunda topluma ve müttefiklerine güven veremiyor.
Kürtler çözümsüz mü? Elbette hayır. Ancak kısa vadede ve mevcut rejim sınırları içerisinde kayda değer bir çözüm elde edilebileceğini söylemek de mümkün değil. Emek ve özgürlüğe ilişkin taleplerin bir arada ele alındığı birleşik bir mücadelenin büyütülmesi Kürt halkı için de kalıcı kazanımların elde edilmesine uzanabilecek yegâne seçenek olarak görünüyor.
Yorumlar kapalıdır.