Kolombiya: Latin Amerika’da merkez solun bir başka yenilgi örneği
Venezuela Sosyalizm ve Özgürlük Partisi (PSL) ve İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal (İUB-DE) liderlerinden Miguel Angel Hernández yazdı.
21 Haziran Pazar günü, Kolombiya cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu gerçekleştirildi. Ön sayımın tamamlanmasının ardından açıklanan sonuçlara göre, aşırı sağcı aday Abelardo de la Espriella 12.959.542 (%49,66) oy alarak, Devlet Başkanı Gustavo Petro ile aynı partiden, Tarihsel Pakt’ın adayı Iván Cepeda’nın 12.708.712 (%48,70) oyuna karşı seçimi kazandı.
Latin Amerika’da bir kez daha aşırı sağcı bir adayın zaferi somutlaşıyor. De la Espriella, Alvaro Uribe ve onun partisi Demokratik Merkez’in bile sağında yer alıyor. ABD’li aşırı sağcı Donald Trump’ın ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin fanatik bir hayranı olan bir patron. Soykırımcı Netanyahu’nun dostu. Şiddet yanlısı ve paramiliter yapılarla bağlantılı biri.
Kolombiya’da ortaya çıkan bu sonuç, son dönemde Latin Amerika genelinde görülen diğer örnekler gibi, “ilericilik” ya da merkez sol olarak adlandırılan Gustavo Petro ve Tarihsel Pakt hükümetinin yenilgisinin ifadesidir. Bu hükümet, büyük beklentilerle ve 2021 yılında yaşanan kitlesel bir işçi ve halk isyanının ardından başkanlık konutu olan Nariño Sarayı’na gelmişti.
Son yıllarda bu hareketlerin birçoğu, halklara karşı ağır kemer sıkma politikaları uygulayan ve kimi zaman Şili’de Piñera’ya, Kolombiya’da Iván Duque’ye, Peru’da Dina Boluarte’ye karşı olduğu gibi büyük halk isyanlarına yol açan liberal ve sağcı hükümetlerin yenilgisi sonucunda iktidara geldi. Brezilya örneğinde ise bu durum, aşırı sağcı Bolsonaro hükümetine karşı sandıkta kendini gösterdi.
Bu süreçlerin sonucunda Şili’de Gabriel Boric, Peru’da Pedro Castillo, Kolombiya’da Gustavo Petro ve Honduras’ta Xiomara Castro gibi merkez sol hükümetler ortaya çıktı. Daha önce, 2020 yılında Bolivya’da Evo Morales liderliğindeki MAS, Luis Arce aracılığıyla yeniden hükümete gelmişti.
Bunların hepsi burjuvazi, emperyalizm ve patronlarla uzlaşan, işçilerin ve halk kesimlerinin yaşadığı ağır sorunların hiçbirini çözmeyen hükümetlerdi. Sol ya da sözde ilerici söylemler kullanırken işverenlerle ve emperyalizmle anlaşan, krizin faturasını işçilere ve halka ödetmek için kesintiler uygulayan ikiyüzlü kapitalist hükümetlerdi. Kendi ülkelerinin emekçi halkına bu kesintileri dayatabilmek için baskı yöntemlerine sarıldılar ve çoğu durumda yolsuzluk batağına saplandılar.
Latin Amerika’da, merkez sol hareketlerin ve liderlerin, bölgemizdeki işçilerin ve halk kesimlerinin yaşamını belirleyen yoksulluk ve eşitsizlik gibi ağır yapısal sorunlara tatmin edici bir yanıt verememesi nedeniyle, seçmen eğiliminin sağa kaydığına tanık oluyoruz.
Ne yazık ki merkez solun iflası ve devrimci sosyalist alternatiflerin zayıflığı karşısında halklar, geleneksel liberal sağ partilere ya da aşırı sağcı partilere oy veriyor: Arjantin’de açıkça Siyonist bir faşist olan Milei, Şili’de Pinochetçi Kast, Honduras’ta Donald Trump’ın açıkça desteklediği Nasry Asfura, Ekvador’un en zengin adamı Alvaro Noboa’nın oğlu Daniel Noboa gibi. Hatta Peru’da, diktatör Alberto Fujimori’nin kızı Keiko Fujimori’nin seçimi kazanma tehlikesi bile var. Ve şimdi de Kolombiya’da Abelardo de la Espriella vakası yaşanıyor.
Bununla birlikte halklar, ne “ilerici” hükümetlere, ne de bu yeni merkez sağ ve aşırı sağ hükümetlere açık çek veriyor. Bunun bir örneği, Bolivya’da henüz altı ay önce göreve gelen Rodrigo Paz hükümetine karşı gelişen büyük işçi ve halk isyanıdır.
Bugün küresel emperyalist kapitalizm çok derin bir kriz içerisinde. Bu yeni hükümetler, dünyanın birçok başka ülkesinde de yaşanan siyasi krizler ve halk isyanları ortamında iktidara geliyorlar. Kuşkusuz emekçi halka yönelik kemer sıkma politikalarını derinleştirecek; kadınların, lgbti+’ların ve yerli halkların haklarına yönelik saldırılarını genişletecek; kesintileri hiçbir engelle karşılaşmadan uygulayabilmek için baskıcı önlemlerini sertleştirmeye çalışacaklardır. Ve hiç şüphesiz halkların direnişiyle karşılaşacaklardır.
Kolombiya’da, seçimlerin ilk turunun ardından, aşırı sağa karşı büyük bir halk hareketinin yükselişini şimdiden gördük. Bu hareket en net ifadesini, olası bir “de la Espriella” hükümetinin taşıdığı tehlikenin bilincinde olan üniversite gençliğinde buldu.
Bu bağlamda, Kolombiya’da ve diğer ülkelerde, kitle hareketine ve gençliğe yönelik baskılara ve saldırılara karşı hazırlıklı olmalıyız. Bu hükümetlerin haklarımızı tasfiye etme girişimlerine karşı seferber olmalıyız.
Ancak sağ ya da aşırı sağ hükümetler ile sözde sosyalist hükümetler arasındaki bu kısır döngünün sürmemesi için devrimci sosyalist alternatifler inşa etmenin zorunlu olduğu kuşku götürmez.
Yeni sağcı hükümetlerin uygulamaya çalışacağı işçi ve halk düşmanı politikalar, mücadele ve direnişleri şiddetlendirecektir. Bolivya örneğine bakmak bile yeterlidir. Toplumsal kutuplaşma daha da derinleşecektir. Yeni çatışmaların, seferberliklerin ve isyanların gelmesi muhtemeldir. İUB-DE olarak bizler, bu mücadelelerin ateşinde ortaya çıkacak yeni önderleri ve aktivistleri, ihtiyacımız olan devrimci alternatifleri inşa etmek için bir araya getirmemiz gerektiğini savunuyoruz.
24 Haziran 2026
Yorumlar kapalıdır.