G20’nin ardından…

26

Nisan başında yapılan, Türkiye’nin de katıldığı G20 sanayileşmiş ülkeler zirvesi, IMF’ye kaynak aktarımı kararıyla son buldu. Buna göre rezervleri kısıtlı bulunan IMF’nin kaynakları üç katına çıkarılacak. Aynı zamanda özel bankalardan kredi alması da mümkün olacak.

Ekonomik krize yönelik çözüm önerisi olarak getirilen bu paket, gerçekten de Amerikan ve Avrupalı sermayedarlar için harika bir reçetedir.

Kredi verecek işletme bulamayan bankalar için IMF’den iyi müşteri düşünülebilir mi?

Peki ya uyguladığı stand-by anlaşmalarında sıkı mali disiplin öneren, yani harcamaların kısılmasını isteyen IMF’nin finansörleri neden ülkelerinde kamu harcamalarını görülmemiş düzeylere çıkartıyorlar? Bunun nedeni açıktır, devasa bloklar halinde sermaye ihracını mümkün kılan, çok büyük bir aracı kuruluş olan IMF, genel olarak fonlarını sağlayan ülkelerin çıkarlarını temsil eder.

Bugün ise bu çıkarlar çevre ülkelerde gezinen sermayenin geri dönmesini gerektiriyor. Öyleyse IMF, anlaşmalarına bu doğrultuda hükümler koymalıdır…

Başlangıçta karışık görünen bu durum aslında Mortgage kredisi furyasına benzer, yalnız bu defa dünya ölçeğinde gerçekleşiyor olması farkıyla. Hatırlayalım; Amerika’da sanayi yatırımları azalmaya başlayıp sermaye finans piyasalarına yöneldikçe, bankalar bu fonları değerlendirmek için yüksek faizli ve yüksek riskli krediler dağıtmaya başlamıştı. Bugün G20 tarafından onaylanan esnek kredi sistemi gibi…

Türkiye’nin durumu ise oldukça karmaşık; ülkenin zayıf mali yapısı göz önüne alındığında, muhtemelen bomba etkisi yapacak önlemleri almasını öngören bir bir stand-by anlaşmasını imzalamakla yüzyüze olan hükümet, bir yandan da bu anlaşmanın tarafına kaynak yaratma kararı almak durumunda…

AKP, ecdat yadigârı seçim ekonomisini son dönemde de bolca uyguladıktan sonra bugün fellik fellik kredi arıyor, IMF ise ona reddedemeyeceği bir teklif yapıyor. Yaşanan süreç böyle özetlenebilir.

Bu krediler, stand-by hükümleri ve yetkililerin demeçlerine bakılırsa kamu harcamalarına gitmeyecek. Öyleyse kimin kullanımına sunulacak? Daha önemlisi geriye kimin sırtından ödenecek?

Cevaplanması dereken sorular bunlardır…

Yazan: Şefik Sandıkçı (28 Nisan 2009)

Yorumlar kapalıdır.