Açılım sürerken

47

Şimdiye kadar, Kürt halkının çektiği acıları anlatmak ve çözümler aramak için çıkan onlarca gazete kapatıldı ve yasaklandı… Günlük gazetesi, bunlara rağmen, susmamak daha çok duyurabilmek hedefi ile inadına çıktı. Aynı gazetenin 22 Ağustos tarihli sayısına gelen tepki ise, bu gazetenin de kendinden öncekilerin makûs tarihini paylaştığını gösterdi.

Gazetenin bahsedilen tarihte yayımlanan sayısında yer alan dilbilimci Prof. Dr. Amir Hassanpour’un, Gelişen Dünya Dilbilim Düzeninde Dilsel Haklar; Devlet, Pazar ve İletişim Teknolojileri başlıklı araştırma yazısını ve gazetenin 8. sayfasında yer alan bazı haberleri ‘örgüt propagandası’ sayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi hızlı bir kararla Günlük gazetesine bir aylık kapatma cezası verdi.

Bu karar, Kürt sorununda demokratik açılımın tartışıldığı bir süreçte alındı. Üstelik bu, Günlük gazetesinin ilk kapatılışı da değildi. Bu kararla beraber Günlük gazetesi ikinci kez kapatma cezası almış oluyordu. Ayrıca bu olay, Kürt halkına karşı sansür ve baskının açılım sürecinde de, tam gaz ilerleyebildiğini gösterdi.

Açılımın ikili ve aslında çözmeye değil kontrol etmeye yönelik gerçek yüzünü görebilmek adına hafıza tazeleyip, diğer örneklere de bakmakta fayda var. Bunun öncesinde, ağustos ayı içerisinde, yine “açılım” sürecine denk gelen dönemde başka neler oldu? 14 Ağustos tarihinde, Kartal ve Ataşehir’de yapılan ev baskınlarında yedi DTP’li gözaltına alındı. Gözaltı terörüne maruz kalanlardan üçünün ise nerede tutulduğu dahi uzunca bir süre öğrenilemedi.

Buna karşın 18 Ağustos tarihinde ise, Mardin’in Nusaybin ilçesinde bu gözaltıları protesto etmek için yapılan mitinge polisin sert müdahalesi oldu. Haber ajanslarına göre iki kişinin daha bu süre içerisinde gözaltına alındığı bildirildi. Bu olaylara ilçedeki esnafın tepkisi ise, kepenk kapatmak oldu. Böylece de “demokratik açılım” sürecinde, değişmeksizin kapanan tek şey, Kürt gazeteleri olmadı. Bir hoşnutsuzluk ifadesi olarak kepenkler de, açılım sürecinde tıpkı geçmişteki gibi kapanmaya devam etti.

Bu basit üç haberin bizlere anlattıkları açık değil mi? Öncelikle, yaramız kanamaya devam ediyor. Ancak durumumuz yine de umutsuz değil, bu haberler burjuvaların samimiyetsizce başlattıkları çıkar açılımına karşı gerçek, samimi ve güvenilir bir çözüm için gerekenin ne olduğunu da bizlere yine hatırlatıyor. Muhatapları tek tarafın belirlemediği gerçek bir kardeşleşme ve güven temeli üzerinden, ayrılma hakkı dâhil tüm demokratik hakların tanındığı bir çözümün yaratılması ancak Türkiyeli işçi ve emekçiler ile, yoksul Kürt halkının üreteceği ortak çözümden geçebilir. Ancak böylesi bir birliktelik, tüm Ortadoğu’ya uzanan barışa doğru bir açılım yapacaktır.

Yazan: Sedat D. (31 Ağustos 2009)

Yorumlar kapalıdır.