Baykal ve Bahçeli’den erken seçim çalışmaları

93

Ocak ayından itibaren CHP ve MHP erken seçim taleplerini çeşitli biçimlerde dile getirmeye başlamıştı. Şubat ayında ise, ordu ve yargı içerisindeki operasyonların derinleşmesi ile beraber bu iki parti AKP’ye karşı oluşan tepkileri oya çevirme çalışmalarını hızlandırdı.

Ancak iki partinin bu atağının esas amacı mecliste daha fazla sandalye sahip olarak yeni anayasanın hazırlanacağı döneme daha güçlü bir şekilde girebilmek.

Erken seçim demokrasi getirir mi?

Taraflardan biri AKP yönetiminin çürümüşlüğünden dem vurup, erken seçimin demokrasiyi tazeleyeceğini söylerken, AKP ise demokratik seçimlerin anayasada belirtilen süreler içerisinde yapılması gerektiğini, erken seçime gitmenin demokrasiye darbe vuracağını belirtmekte.

Erken seçim tartışmasının bu şekilde sınırlandırılması dahi tartışmanın demokrasiyi geliştirmek için yapılmadığını gösteriyor. Çünkü gerçek anlamda bir demokrasi için, seçilenlerin her daim denetlenebildiği ve görevden alınabildiği bir demokrasiden yani işçi demokrasisinden bahsetmek gerekirdi.

Buna karşın CHP ve MHP’nin erken seçimlerin gerekliliğine dair sundukları argümanlar ise, tamamen kendi güçlerini arttırmak ve işçilerin kendi alternatiflerini oluşturmalarını engellemek üzerine kurulmuş durumda.

Yeni anayasa tartışması, CHP ve MHP

CHP ve MHP erken seçim propagandalarını aynı anlama gelen farklı sözcükler ile ifade ederken bir noktada yine uzlaşıyorlar: Yeni anayasa.

Bugüne kadar Ergenekon, Kürt açılımı, YÖK, Cumhurbaşkanlığı ve Yargıtay atamaları konusunda AKP’ye karşı cephe almış olan bu iki parti, her şeye rağmen burjuvazinin ihtiyaçlarını karşılayan AKP’nin en temel programına karşı çıkmıyorlar. Bu bağlamda, bir yandan halk içerisinde AKP’ye karşı oluşabilecek herhangi bir hoşnutsuzluğa (hatta itfaiye ve TEKEL işçilerinde olduğu gibi zaman zaman işçi direnişlerine bile) destek verir gibi görünerek tabanlarını güçlendiriyorlar. Ancak bu dönemlerin hiçbirinde AKP’nin burjuvazinin ihtiyaçlarına cevap veren politikalarını doğrudan reddeden bir plan oluşturmuyorlar.

Bu doğrultuda burjuvazinin yeni bir anayasa talebi de yine CHP ve MHP tarafından doğal olarak desteklenmekte. Görünen o ki, yeni anayasa tartışmasının önünü tıkayabilecek yargı ve ordu güçlerinin törpülenmesinin ardından anayasa tartışması gündeme ağırlığını koyacak. Bunun farkında olan CHP ve MHP ise bu sürece daha güçlü girebilmenin yolunu gözlüyorlar.

İşçi ve emekçilerden yana yeni bir anayasa

Tartışma yeni anayasa ile beraber, yeniden, demokrasi sorununa kilitleniyor. Ancak AKP’nin başını çektiği ve CHP-MHP’nin de belirleyen olmaya çabaladığı yeni anayasa tartışması gerçek anlamda bir demokrasi değil, esnek ve güvencesiz çalıştırmanın demokrasisi anlamına gelmekte. CHP’nin, erken seçim için TÜSİAD’ın da desteğini alarak güç toplamaya çalışırken elindeki en büyük hazırlığının “CHP iktidarında yapılacak ekonomik girişimler” olduğu ve bu programın da güvencesiz çalışmayı asla dışlamadığı hatta derinleştirdiği aşikâr.

Derinleşen demokrasi gediği ve işçi ve emekçilerin özlük haklarına yapılan saldırıların artığı bu koşullarda ne burjuva çerçevedeki bir anayasa değişikliğinin, ne de böyle bir meclisin sorunlarımızı çözmeyeceği ortada. Buna karşın geriye tek seçenek kalıyor: İşçi ve emekçiden yana yeni bir anayasanın oluşturulabilmesi için bir kurucu meclisin toplanması.

Yazan: Sedat D., 1 Mart 2010

Yorumlar kapalıdır.