Operasyonlar Durdurulsun!

118

PKK’nin tek taraflı ateşkesi sonlandırdığını açıklamasının ardından yeni çatışmalar döneminin içine girdik. Kürt sorununun en önce ve en fazla bir terörle mücadele sorunu olduğu görüşü etrafında bir yandan operasyonlar artarken, diğer yandan da şovenizmin seferberliğine hız verilmiş durumda.

Kürt ve Türk gençler ölmeye devam ediyor. Toplum, körüklenen Kürt düşmanlığı odağında yeniden bir girdabın içine çekiliyor.

Savaş baltaları yeniden gömüldükleri yerden çıkıyor. Devlet Bahçeli son 26 yılda ölen 46 bin insana rağmen daha sert önlemler için olağanüstü hal istiyor… Kemal Kılıçdaroğlu Kürt sözcüğünü ağzına almadan Kürt sorununu çözmekten bahsediyor… Başbakan Erdoğan sorumlular olarak BDP ve PKK’ye işaret ediyor. Devletse sütten çıkmış ak kaşık! Cumhuriyet’in kuruluşundan beri inkâr, baskı ve imha politikalarıyla Kürt halkının özgürlük ve eşitlik mücadelesini sindirmeye çalıştığı gibi, gelinen noktada da, Kürt halkının taleplerine yine en iyi bildiği yolla, şiddetle karşılık veriyor.

Açılımın diğer yüzü

Çünkü, sürecin en başından bu yana söylediğimiz gibi bir devlet/hükümet projesi olarak “Açılım” öncelikli olarak Kürt hareketinin ve önderliğinin tasfiyesi planını içeriyor. Bu nedenle, süreç en başından beri bir muhatapsızlaştırma, etkisiz bırakma, yıldırma ve açıkça görüldüğü gibi yok etme politikası üzerinden ilerliyor.

Burjuva medya ise, bu politikaları, söylemine yerleştirdiği milliyetçi vurgularla meşrulaştırıyor. Bu kanallar vesilesiyle şovenizm toplum içinde yaygınlaştırılıyor.

Sermaye sınıfının onayıyla sürdürülen bu ikircikli politikanın sonuçları ise emekçi kitlelerin hayatında beliriyor. Kürt ve Türk emekçi kesimler arasındaki ayrım derinleştirilip talepler ayrıştırılırken, mücadeleler de yalnızlaşıyor.

Bu vesileyle, çıkarları, anti-demokratik uygulamalara karşı rejime ve sermaye sınıfına karşı mücadele etmekten geçen kesimler; çıkarları yalnızca daha fazla kâr olanlara karşı güçsüzleştiriliyor.

Bu politikalar karşısındaki tek direnç noktamız, kan ve gözyaşı üzerinden süren siyaset karşısındaki tek mevziimiz ise “Halkların Özgürlüğü, Emekçilerin Birliği” şiarından geçiyor. Bu şiar, birbirine eklemli iki olmazsa olmazı ifade ediyor: “Halkların özgürlüğü için emekçilerin birliği” ve “Emekçilerin birliği için halkların özgürlüğü”.

Halkların Özgürlüğü, Emekçilerin Birliği!

Kürt halkına karşı yıllardır yürütülen savaş, sermaye sınıfının icazetinde ve çıkarına sürdürülen bir savaştır. Bugün aynı sınıfın çıkarları bu sorunu daha fazla görmezden gelemeyecek aşamaya vardığında, bu sefer bu, yine sorunun bizzat kaynağı olan, bu sınıfın çözümü konuşulmaya başlamıştır. Bu çözüm görüldüğü gibi, inkâr-baskı ve imha politikalarını yadsımaz, yalnızca bunları birtakım demokratik-gericilik politikaları ile birlikte sürdürür. Yani bir yandan havuç uzatır, bir yandan sopayı vurur. Amaç, sindirmek ve kendi çözümlerine ikna etmektir. Bir kez daha amaç, Kürt sorununu çözmek değil, kontrol altına almaktır. Bu, kitle hareketini ve seferberliklerini de kontrol altına almayı gerektirir. Ve elbet tersi de doğrudur.

Durum böyle olunca sorunun tek çözümü, “gönüllü, özgür ve eşit birliktelik” unutturulmaya, bu amaca hizmet eden her çaba bastırılmaya çalışılır.

Bugün başta Türkler olmak üzere tüm emekçilerin hatırlaması ve hatırlatması gerekense bu gerçek çözümdür.

Bu çözüm etrafında bir mücadelenin örülmesi için ise tüm emekçi kesimlerin,

1. Operasyonların durdurulması,

2. Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınması,

3. Kürt halkının her türlü demokratik hakkının anayasa ile güvence altına alınması talepleri etrafında Kürt halkıyla mücadelesini ortaklaştırması gerekmektedir. Bugün gerçek çözümün ve şovenizme karşı mücadelenin yolu ancak bu taleplerle döşenebilir.

Yazan: İşçi Cephesi, 7 Temmuz 2010

Yorumlar kapalıdır.