1 Eylül Dünya Barış Günü’nün Anlamı

15

Bir üretim sistemi düşünün. Bu öyle bir sistem olsun ki onun ana dinamikleri olan insan, doğa ve teknoloji bir avuç insanın çıkarları için seferber edilebilsin; hatta bununla da kalmayıp o, bir avucun ihtiyaçları doğrultusunda bu dinamikler yerle bir edilebilsin! Mesela yeri geldiğinde o cefakeş çoğunluk kendi kardeşinin gırtlağını o cefakar çoğunluğun arzusu doğrultusunda sıkabilmeli ya da yeri geldiğinde sözde insan için üretilen teknoloji rant için doğanın katlinde kullanılabilmeli! Bu sistemin adı kapitalizmdir. Kapitalizmin doğası gereği yarattığı büyük bunalımlarda sıklıkla başvurduğu toplumsal yıkımlara neden olmuş kaçınılmaz çözümü ise emperyalist savaşlardır. Bugün 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü ilan eden Birleşmiş Milletler (BM) de İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrasında kurulmuş sermayenin diplomasi aygıtıdır.

BM, sözde kuruluş amacına baktığımızda, dünya barışını, güvenliğini korumayı ve uluslar arasındaki ekonomik, toplumsal ve kültürel iş birliğini oluşturmayı gaye edinen uluslararası bir örgüt olarak tanımlanmaktadır. Esasında sermayenin işçi sınıfı ve/veya doğal kaynaklar üzerindeki çıkarları çatıştığında diplomatik yöntemlerle, savaşsız bir çözüm üretmek ana görevlerindendir. Aynı zamanda kapitalist sınıf BM gibi “sivil toplum” aygıtlarının ürettiği projeler ile toplumun ezilen kesimlerinin sömürüye ve yok oluşa olan tepkisini, onun güdümünden hiç ayrılmayacak platformlar içerisinde tutmayı amaçlamıştır. Yani kendisini kötü yönetilen dünyanın barış elçisi ilan eden BM’, onun kurucusu ve sağlayıcısı olan uluslararası sermayeye göbekten bağlıdır. Bu sebeple de bağımsız hareket etmesi beklenemez.

Bugün bu akıl ve insanlık dışı sistemden çıkar sağlayan sermaye sınıfı kendi içerisindeki rekabetten dolayı Birinci ve İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşları, Afrika’daki kabile savaşları, Amerika’nın Vietnam, Irak ve Afganistan işgalleri vs. gibi toplumsal yıkımlara sebep olmuş haksız savaşlarla dünyada terör estirmiştir ve hâlâ estirmektedir de. Sadece Amerika’nın 2001 Irak işgalinde 1 milyondan fazla Iraklı öldürüldü ve 1,5 milyon Iraklı ise ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Aynı zamanda kapitalizm içerisinde kendine yer bulan uluslararası bir sektör olan insan kaçakçılığı ile sadece Suriye’de 50 binin üzerinde Iraklı kadın fuhuşa zorlandı. Liste tüm ayrıntılarıyla daha da uzatılabilir. Bir tarafta sermaye düzeni dünyayı yok oluşa götürüyorken diğer taraftan da onun finanse ettiği kuruluşlar ile sözde çözüm girişimlerine tanık oluyoruz. Bu kapitalizmin iki yüzünün birbirinden farklı olmadığını gösterir.

Dünyada hal böyleyken kapitalist sistemin bir parçası olan Türkiye’de de doğal olarak durum farksızdır. Nitekim bugün Türkiye, uluslararası sermayenin askeri müdahale organı olan NATO’nun sürdürdüğü bölgesel savaşlara askeri ve lojistik anlamda bugüne kadar desteğini esirgememiştir. Komşuları ile olan sorunlarını diplomatik yöntemlerle çözmeye çabalayan, Ortadoğu barışı konusunda güç harcayan Türkiye kendini bölgenin barış elçisi olarak ifade etmektedir. Lakin diğer yandan Kürtlere karşı yürüttüğü haksız savaş barış elçiliği anlayışı ile çelişmektedir.

Özetle her kapitalist sivil toplum kuruluşu gibi BM de Dünya Barış Günü girişimi ile sistem kaynaklı sorunu ya kötü yönetimlere ya da kötü kişiliklere indirgemektedir. Bu şekilde bireylere çözümün yine kapitalizm içerisinde olduğunu, kapitalizmin altında insanca yaşanabilir bir dünyanın örgütlenebilineceğini telkin etmektedir. Oysaki kapitalizm altında güncelliğini her daim koruyan küresel yok oluş, insan ve doğa sömürüsünden temellenen sermaye hâkimiyetinin bir sonucudur. Bu nedenle de gerçek dünya barış günü, insanı ve doğayı sömürülebilir bir kâr kaynağı olarak gören sistemin yerine, odak noktası insan ve tabiat sevgisi olan bir sistemin geçmesiyle; yani işçiler ve toplumun diğer ezilen kesimlerinin hâkimiyeti ile mümkün olabilecektir.

Yorumlar kapalıdır.