Gazze saldırısının ardından iki yıl

27 Aralık 2008’de başlayan ve 22 gün süren kanlı saldırının ardından iki yılı geride bıraktık. Saldırıda 352’si çocuk 1.417 Filistinli öldürüldü ve 5.300 kişi sakat kaldı; kullanımı yasaklı Beyaz Fosfor dahi Gazze topraklarına salındı. Sonrasında gerçekleşen sayısız incelemenin her birinde İsrail’in burjuva hukukunu dahi aşan ihlaller gerçekleştirdiği tespit edilmiş olsa da, İsrail’e hiçbir yaptırım uygulanmadı. Bu boyutları ile incelendiğinde İsrail’in bu saldırısının Gazze’de yaşanan diğer katliamlarla kıyaslandığında dahi tarihi büyüklükte olduğu ortaya çıkıyor.

Saldırı amacına ulaşamamıştır

Ancak tüm bu vahşete rağmen İsrail hedeflerine ulaşamamıştır. Saldırının esas amacı direnişi kırarak Ortadoğu’daki saldırganlığı sürdürmekti. Ancak her ne kadar saldırının ardından bir üçüncü intifada gelmemiş olsa da, saldırı, değil direnişi bitirmek, Filistinli Arapların direnişe daha da bağlanmaları sonucunu doğurdu. Kitlelerin bu basıncı uzlaşmacı FKÖ’nün kitle üzerindeki denetimini azaltırken, Hamas’ın da uzlaşma eğilimlerini frenledi.

Uluslararası yansımalar

Saldırının emperyalizm adına olumsuz olan bir diğer bilançosu ise uluslararası arenada yaşandı. Saldırının ardından dünyanın pek çok ülkesinde Gazze halkı ile dayanışma amacı ile kampanyalar düzenlendi. Zor yolu ile geri gönderilen pek çok yardımın yanı sıra, 21 Ekim günü 150 kamyonluk yardım filosunun Gazze’ye giriş yapması ile abluka iki yıl içerisinde beşinci kez delinmiş oldu. Bu yardımlar bir yandan direnişe nefes aldıracak insani kaynak sunarken, bir yandan da İsrail hükümetine uluslararası bir basınç oluşturmaya başladı. Bu durum İsrail’e verilen açıktan destekleri azalttı.

Türkiye-İsrail ilişkileri

“One minute” şovu ve Mavi Marmara saldırısının ardından, koltuk krizi ve İsrail Dışişleri’nden özür talebine uzanan pek çok olay, İsrail-Türkiye ilişkilerinin kopmakta olduğu yönünde yorumlara yol açtı. Ancak Fetullah Gülen’in uyarısı, İsrail’den Heron uçaklarının alımının gerçekleşmesi ve iş ortaklıklarının yüzde 30 oranında artması iki devletin de ilişkileri koparmaktan yana olmadığını göstermiş oldu. Nitekim İsrail’deki orman yangınını fırsata çeviren Erdoğan ve bu fırsatı iyi değerlendiren Netanyahu karşılıklı teşekkürler ile ilişkileri normalleştirdi. Son olarak İsrail’deki Türk konsolosluğunda verilen şatafatlı yeni yıl resepsiyonu da ilişkilerin iyiden iyiye onarıldığını göstermekte.

Her ne kadar Gazze bombardımanı direnişi sonlandırma amacına ulaşmamış ve de ABD’de Obama ile demokratik gericilik yöntemlerinin ağırlık kazandığı bir dönemde İsrail Ortadoğu’da eski ağırlığında bir rolü üstlenmiyor olsa da, Türkiye-İsrail ilişkilerindeki bu kararlı yapı iki önemli sonucu işaret etmektedir. Emperyalizm İsrail’i gözden çıkarmamıştır ve İsrail’in Ortadoğu’daki vazgeçilmez konumu sürmektedir. Türkiye’nin ise, emperyalizmin Ortadoğu projesinde üzerine düşen görevi yerine getirebilmesi için İsrail ile iyi ilişkiler içerisinde kalması bir zorunluluktur.

Olasılık

2008 saldırısı henüz mazide kalmamış, ne İsrail’in ne de ABD’nin bölgedeki vahşeti ehlileşmemiş, yalnızca bir bataklığa saplanmıştır. Her şeye rağmen bu vahşet onların ellerindeki tek politika olmayı sürdürmekte ve Türkiye gibi ülkelere de bu politikaya ortak olmak dışında başka bir yol kalmamaktadır. Bu yüzden, hem Filistinli Arap halkının yaşamını garanti altına almak, hem de Ortadoğu’daki saldırganlığı azaltarak işbirlikçi-milliyetçi (Mısır, Suriye, Suudi Arabistan gibi) hükümetlerinin güçlerini kırmak ve ülke proletaryalarının kardeşliğini sağlayabilmek için, İsrail’in yıkılıp laik ve demokratik tek bir Filistin’in kurulması, saldırının iki yıl sonrasında da hayati önemini korumaktadır.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.