Kürt sorunu: “Bizim Büyük Çaresizliğimiz”

129

“Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çapmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir? Tanıklarla, kanıtlarla, uygun adım yürümek için ikide bir ayak değiştirme imkânı veren gerçeklerle ne kadar üstümüze gelseler, boşuna! İnanmayız. ‘Geçen bir şey yok!’ diye bağırırız. ‘Her şey tam şimdi yaşanıyor!'” Barış Bıçakçı nefis romanı Bizim Büyük Çaresizliğimiz‘e bu anıt sözlerle başlıyor. Kuşkusuz Bıçakçı romanında bizlere bir başka hikâye anlatıyor. Lakin bu sözler, içinden geçtiğimiz süreçte bizlerin halet-i ruhiyesini anlatmaya öylesine denk geliyor ki, kayıtsız kalamıyoruz: “Geçen bir şey yok! Her şey tam şimdi yaşanıyor!”

Evet, her birinin farklı bir gün, farklı bir yıl olduğunu düşünerek uzun bir zamanı geride bıraktık; daha doğrusu öyle olduğunu söylediler muktedirlerimiz. Oysa farklı olan bir şey yok, başladığımız noktaya geliverdik ya da zaten hep aynı noktada patinaj yapmaktaydık; daha önce de defalarca olduğu gibi… Her biri birbirinin tekrarı karabasanlarmış yaşadıklarımız; sadece, ne kadar yazık…

Farklı olabilir miydi? Oğuz Atay‘ın unutulmaz ironisini ödünç alarak söylersek, “üç tarafı denizler, dört tarafı düşmanlarla çevrili” Türkiye’nin yaşadığı karabasanlardan kurtulup, mutluluk rüyaları görmeye başlaması mümkün müydü? Şimdiden tarihin altın sayfalarına adını kazıdığı söylenen, şanlı Türk tarihinin modern dönem devrimcileri olarak işaret edilen Mustafa Kemal ve Turgut Özal’ın yanına yerleştirilen Recep Tayyip Erdoğan’a göre evet, mümkündü. Hatta ötesi, “hayaldi gerçek oldu”. Sizin de kulağınıza geliyor, değil mi? “Dünyanın 16. büyük ekonomisi olan ülkemiz kişi başına düşen şu kadar bin dolarlık gsmh ile tez zamanda…” Tabii gerçek, şakadan pek anlamaz; birilerinin dillerinde tüy bitti, insani gelişmişlik, demokrasi-özgürlük endekslerinde en altlarda sürünüyoruz demekten; ve siz bunları hep elinizin tersiyle iterek 2023 hedefleri koyarken bir de bakarsınız ki gencecik fidanlar toprağa düşüvermiş…

Adını koymaktan çekinmeyelim. Aslolan kasaları doldurmak ise hiç kimseler size başarısız diyemez, eyvallah! Çoğunluğumuz nasiplenememiş hatta biraz da yoksullaşmış ve şapşallaşmış olsa da eyvallah, cüzdan şişirmede üstünüze yok. Konu insanlara (tüm doğaya demek daha doğru ya, konuyu uzatmayalım) geldiğinde ise, Silvan’ın ardından olduğu üzere, “bizden artık iyi niyet beklemeyin” buyruğunuzla, inceldiği yerden koparmaya meylinizle aslında dokuz yılınızın bir özetini de biz tebaaya ifşa etmiş oldunuz. Evet, ne bekliyorduk ki? Kurtulduğumuzu sandığımız, “sözde vatandaş”ı ilelebet cumhuriyetin düşmanı ilan eden dilin, “kadın da olsalar, çoçuk da olsalar güvenlik güçleri gereğini yapacak…” diyen dil ile harmanlayarak yeniden hortlamasıyla ortaya barış nasıl çıkabilirdi ki?

Severken, gözyaşı dökerken “müslüman mı değil mi?” diyerek vicdanını teraziye koyanlardan, bizler için de bir “one minute” demelerini, görünen o ki daha çok bekleriz. Cellâdın, “merak etme, herşey yolunda gidecek” sözü karşısında, “ben de ondan korkuyorum” diyen kurban gibi karmaşık duygular içinde, hakkımızdaki hükmü beklerken, ustalık döneminin daha nelere gebe olduğu çıkarmaya çalışıyoruz. “Bizim büyük çaresizliğimiz” de ne yazık ki bu! Umutsuzca umuyor ve bekliyoruz!

Yorumlar kapalıdır.