Biten mi vardı ki, başlayan olsun!

51

Silvan saldırısı ve Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) demokratik özerklik programını ilan etmesinin, AKP hükümetinin en azından bir dönem boyunca açıkça dillendirilmekten kaçındığı savaş ve şiddet uygulamasının başlamasına/yoğunlaşmasına vesile olduğu söyleniyor.

Aslında AKP hükümetinin bugüne kadarki uygulamaları içinde bol miktarda sınır ötesi harekât ve yoğun hava bombardımanları var. Nitekim bugüne kadar üç sınır ötesine taşmış askeri harekât ve sayısı 10’ları aşan sayıda yoğun bombardıman bizzat AKP hükümeti tarafından yönetilmiş idi.

Yeni olan, bugün için, bu savaş ve şiddet döneminin Sri Lanka çözümü diye adlandırılan bir topyekün imhayı da içerecek kararlılıkta dillendiriliyor oluşu.

Oysa bu savaş ve “artık kemiğe dayandı” dili çeşitli hükümetler tarafından, çeşitli başka ittifaklar ile defalarca denendi. Bu savaş ve şiddet yöntemi, sınır ötesi harekâtlar, bombardıman vs. Kürt siyasi hareketini bastıramadı. Tam tersine, her seferinde Kürt siyasi hareketi giderek daha da fazla kitleselleşerek bu süreçten çıktı. Bizim için malum olan bu durumun, en azından sistemin ideolojik yeniden üreticileri açısından da malum olduğu bir gerçek.

Kandil bölgesine yapılan sınır ötesi hava bombardımanı, PKK kuvvetlerine zarar vermediği gibi sivil ölümlere ve bir süredir suni olarak sütliman halde duran Kuzey Irak Kürt Federe Devleti ile Türk devletinin ilişkilerinin gerilmesine neden oluyor. Ayrıca uluslararası planda, Ortadoğu diktatörlerine, demokrasi havarisi rolünü oynayan ve şiddeti bırakarak halkının sesine kulak vermesini salık veren Türk Dış Politikasının, uluslararası kamuoyu nezdinde iflasına da neden oluyor.

Nereye, Neden?

AKP hükümetinin başlarda öyle adlandırılmasından beis duymadığı “Kürt açılımı”, aslında sadece Türk liberalleri ile evvelden bu yana çıkarları gereği Türk burjuvazisine yedeklenmiş durumda olan Kürt burjuvaları dışında kimseyi ikna etmeye yetmedi.

Bu süreci sonunda yeni bir “milli birlik ve beraberlik” teranesine dönüştüren AKP hükümeti bu açılım sürecinde TRT6 ve Şivan Perwer ile görüşme dışında tek bir somut adımla “açılmayı” beceremedi. Ve akıllarda TRT6’dan daha çok KCK tutuklamaları kaldı.

Elbette, 30 yıla yakın bir süredir devam eden ve on binlerce insanın ölümüne neden olan bir “kirli savaş”ın bir TV müzik kanalı ile çözüleceği yok.

Peki, adının Kürt açılımından, Milli Birlik Beraberlik Projesi’ne dönüşmesinden de rahatlıkla anlaşılacağı üzere hükümetin bu keskin dönüşünün sırrı nedir? Ve şiddet ve savaş çözümünün aslında bir işe yaramadığı da herkesçe malum olmasına rağmen, bu yöntem, neden bir kez daha masaya konan bıçak haline bürünüyor.

Genel olarak, bu sürecin temel belirleyeninin, seçim süresince büründüğü dile de bakılarak, AKP’nin bir türlü kazanamadığı Kürt kitlelerini artık gözden çıkardığı ve AKP kurmaylarının gözlerini Türk sağ-milliyetçi oylara çevirdiği yönünde bir genel kanı sıklıkla dillendiriliyor.

12 Haziran Genel Seçimleri’nin sonuçlarının analizlerine bakılırsa, –bu doğruysa– bunu kısmen de olsa başarmış görünüyorlar.

Elbette bu dönemin aynı zamanda böyle bir sonucu olmuş olabilir ancak bizce, bu “dönüşümün” temel nedeni; bir toplum mühendisliği ile, “daha fazla, en fazla kahraman biziz” hesabıyla oy oranlarının artmasını istemekten daha derinlerde.

Asıl sır hiçbir sırrın olmadığı

Bu süreci anlamak için dünya tarihinin yeni bir kaotik döneme girdiğini hatırlamak yerinde olur. Uluslararası burjuvazi, kimi burjuva ideologlarının da itiraf ettiği üzere, yazılı tarihinde geçecek en derin ve en uzun ekonomik krizine giriyor. Bu durumun, aynı zamanda merkez kapitalizminin çeperinde yedeklenmiş ülke ekonomilerinin havlu atmasına neden olacağı aşikâr.

Bu duruma bir de Avrupa’da başlayıp şiddetlenerek devam eden ve Tunus’ta başlayıp tüm Mağrip coğrafyasına yayılarak en sonunda burnumuzun dibine kadar gelmiş olan ve kiminde hükümetlerin devrilmesine, kiminde de ciddi alt üst oluşlara neden olan kitle seferberlikleri eşlik ediyor. Durum oldukça karmaşık görünüyor. Avrupa’da başlayan kitle hareketleri, Mağrip ülkelerinde gelişen ayaklanmaların muzaffer olmasından aldıkları güven ve esin ile yeniden mobilize oluyorlar.

Bütün dünya tarihinin bir komplolar dizisinin ürünü olduğunu söyleyenlerden değiliz. Durum bizler açısından çok net ve basit; kapitalizmin krizi derinleşiyor ve geniş yığınlar, eskisi gibi yönetilmek istemiyor!

Ya Tutarsa?

AKP hükümetinin kısmi ekonomik göstergelerinde yükselişler yakalamasının, açıklanan büyüme rakamlarının vs. bir süredir devam eden “ateşkes süreci” ile de bağlantılı olduğunu görmek durumundayız. Kısmi ekonomik büyümeye yaslanan ve bölgede ve Ortadoğu’da lider güç olma düsturu ile hareket etmeye çalışan hükümet, içerdeki derin sorunlarını da bir şekilde “çözmek” istiyordu. Bu nedenle yukarda anlatılmaya çalışılan açılım süreci başladı.

Barış gönüllülerinin karşılanmasının ardından yapılan fren, YSK protestolarındaki seferberliklerle de rejim açısından giderek büyüyen bir sıkıntıya dönüştü. AKP hükümetinin, -bölgedeki devrim ve ayaklanmalar da hesaba katıldığında- içerde gelişen kitle gösterilerini gittikçe sertleşecek/zorlaşacak yöntemlerle bastırmak ile uğraşmak yerine, ya da bununla birlikte, PKK ile Kandil ve civarında gövde gövdeye harp yapmayı olası tüm kayıp ihtimallerine rağmen, -taktik bir hamle olarak- tercih ettiği görünüyor.

Kuşkusuz bu “savaş” dönemini, giderek daha da içeriksizleştirilmiş barış ve anlaşma döneminin takip etmesi ise şaşırtıcı olmayacaktır.

Hükümetin tercih ettiği bu yol, tek yol olmadığı gibi, siyasi ve toplumsal sonuçları itibariyle evdeki hesabın çarşıya uymaması sonucunu doğurması da yüksek ihtimaldir.

Bu nedenle eğer Kürt sorununda tüm taraflar için onurlu bir çözüm ve halklar arasında toplumsal kalıcı bir barış isteniyorsa; Kürt halkının seçilmiş -tutuklu- temsilcilerine kapatılmaya çalışılan Meclis yolunun derhal açılması; bütün KCK tutukluları ve tüm siyasi mahkûmların derhal salıverilmesi; siyasal demokrasi için bu tutuklama ve mahkûmiyetlere yol açan ceza yasalarının demokratikleştirilmesi; her türlü askeri ve sınır ötesi operasyonlara son verilmesi çok daha isabetli bir başlangıç olacaktır.

Yorumlar kapalıdır.