JİTEM, Ergenekon ve İnternet Andıcı

127

Önce Ahmet Şık ve Nedim Şener, Oda TV Davası kapsamında tutuklandı. Ardından Hrant Dink davası “örgüt yok, cinayet bireysel” kararı verilerek sonuçlandı. Böylece bu davalarla doğrudan bağlı olan Ergenekon davası üzerindeki kara bulutlar daha da yoğunlaşmış oldu. Bu çerçevede Ergenekon davasına bakışta üç farklı görüş olduğu söylenebilir: 1) Ergenekon davası fasa fisodur. Gelişmeler bunu doğrulamaktadır. 2) Dava başlangıç olarak doğrudur ama sulandırılmaya çalışılmaktadır. 3) Davaya konu olan her şey başından sonuna kadar doğrudur…

Kuşku yok ki bu görüşlerin hepsinin birden doğru olma ihtimali yok. Ayrıca ortaya çıkan Balyoz Eylem Planı ve İnternet Andıcı gibi gelişmeleri de bu çerçevede dikkate almak gerekiyor. Pekiyi, öyleyse bu görüşlerden hangisi gerçeğe daha yakın? Tutumumuz ne olacak? Cevap için hafızalarımızı biraz yoklamak gerekiyor.

JİTEM

“Kahramanları intihar eden bir millet ayakta kalamaz. Kahramanları intihar eden bir ordu savaşma yeteneğini kaybeder.” Bu açıklama halen Ergenekon davası tutuklusu olan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e ait. Andığı kişi, hakkında çeşitli yargısız infaz iddiaları bulunan ve bu yüzden intihar ettiği söylenen eski JİTEM Diyarbakır Grup Komutanı Binbaşı Abdülkerim Kırca!

JİTEM! Susurluk Raporu’na göre 1981-1985’de, Soner Yalçın’a göre 1987’de Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı olarak, Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı adıyla kurulmuş bir devlet örgütlenmesi. Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’ya göre JİTEM’in varlığı resmi düzeyde kabul görmekte. Kurucusu olan Emekli Binbaşı Arif Doğan, JİTEM’i sonradan emekli Tuğgeneral Veli Küçük’e devrettiğini söylüyor. Veli Küçük, Yalçın Küçük’ün Silivri’yi kastederek, “İçerdeki herkes dimdik ayakta, hepsi cumhuriyet için savaşıyor…” açıklamasında “Veli Küçük Paşa Hazretleri de…” diyerek andığı kişi.

Pekiyi, Doğu Perinçek’in “kahraman”, Yalçın Küçük’ün “hazret” diye andığı bu kişilerin yönettiği JİTEM neden kuruldu? İddianameye konu olan itiraf ve ifadelere göre, PKK’ye karşı “etkin mücadele” sürdürebilmek için! Bir bakıma “devlet” hak-hukuk meselelerinin ayak bağı olduğuna kanaat getirip “durumdan görev çıkararak” devlet otoritesini tesis etmek amacıyla kolları sıvamış. İddianameye göre JİTEM’in karnesi; Kürt işadamlarının öldürülmesinden Türk Hizbullah’ının kurulmasına, gazete bombalamaktan yargısız infazlara kadar nice korkunç eylemleri kapsıyor.

JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan’ın bir kısmına katıldığını söylediği 29 cinayetin bazıları şöyle: Musa Anter, Vedat Aydın, Musa Toprak, Mehmet Şen, Talat Akyıldız, Zahit Turan, Necati Aydın, Ramazan Keskin, Mehmet Ay, Murat Aslan, İdris Yıldırım…” (Ahmet Şık, 3 Şubat 2005 – Radikal) Kuşkusuz bunlar özellikle sosyalistler için bilinenlerin doğrulanması. JİTEM’in cinayetleri Ergenekon davasının da konusu durumunda. Dolayısıyla Ergenekon davasına konu olan bu olay ve kişilerin sosyalistler tarafından görmezden gelinmesi, hatta kahraman-hazret vs ilan edilmesi söz konusu olamaz.

Ergenekon

Lakin Ahmet Şık ve Nedim Şener gibi Ergenekon ile isminin anılması ihtimal dışı görünen bir dizi kişinin davaya eklenmesi -haklı olarak- kafaları karıştırıyor. Başbakan Erdoğan’ın, “onlar gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu değil” ya da “bir kitap bir bomba kadar tehlikelidir” yönlü açıklamaları da bu kafa karışıklığını besleyen unsurlar. Hatırlanacağı üzere Deniz Baykal’ın kendisi Ergenekon zanlılarının avukatı olarak ilan etmesine karşılık Başbakan Erdoğan da “Ergenekon’un savcısıyım” demişti.

Bu anlamıyla ortada bir davadan daha fazlasının, tam ifadeyle bir hesaplaşmanın olduğunu söylemek sanırız abartı olmaz. Lakin tam da bu nedenle bu kakofoni ve kafa karışıklığının bolca tuzak barındırdığını da görmek gerekir. Bir yandan çok açık ki Ahmet Şık ve Nedim Şener’e isnat edilen suçlamalar zaten neredeyse kimseyi tatmin etmiyor. Bu insanların bu davayla ne ilgisi var sorusu çok geniş bir çevrede yine -haklı olarak- dillendiriliyor. Bu konudaki haklı kaygı ve şüpheleri bizde taşıyoruz. Diğer yandan Ahmet ve Nedim eşittir Ergenekon davası olmadığı da ortada. Yani onlar masum öyleyse Ergenekon faso fiso sonucuna ulaşmak için bir neden yok. Aynı, Hrant davası bir sonuç vermedi, demek ki Ergenekon düzmece bir dava, sonucuna ulaşılamayacağı gibi. Bu anlamda Ergenekon davasının sulandığını ve/veya sonuç vermeyeceğini ya da hükümetin gerekli siyasi iradeye sahip olmadığını düşünmek ayrı bir tutum; bu davanın konusu olan yukarıda zikrettiğimiz örgüt ve cinayetlerin aslında düzmece olduğunu daha da beteri gerekli olduğunu söylemek ise apayrı bir tutum. Kafa karışıklığı eğer bu cinayetlerin varlığının toptan inkârına dönüşürse işte o vakit faso fiso aşamasına tam bir geri dönüş yapmış oluruz.

İnternet Andıcı

Oysa İnternet Andıcı davası kapsamında tutuklanan Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ örneği de göstermekte ki faso fiso aşamasına dönmenin bir bedeli var. Genelkurmay saklamıyor. İnternet sitelerinin bilgileri dâhilinde kurulduğunu, halkı bilgilendirmek dışında bir amaç taşımadığını ifade ediyor. On yıl önceden değil birkaç yıllık geçmişten bahsediyoruz. Benzerlerinin mevcut olup olmadığı da şüphe götürür. Bu tablo rejimin çok başlılığının, rejim içi güç ve iktidar mücadelesinin devam ettiğinin de bir göstergesi. Dolayısıyla İnternet Andıcı, İrtica ile Eylem Planı kapsamında anılsa da büyük tabloda amacın sadece AKP hükümeti ya da Fethullah Gülen ile sınırlığı olmadığı ortada. Söz konusu internet sitelerinin Kürt, Ermeni, Kıbrıs sorunu gibi “kırmızı çizgi” konulara yoğunlaşmış olması aslında asker-polis rejiminin ayak izlerini takip etmeye olanak veriyor.

JİTEM, Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı ve diğerleri arasındaki bağı kurmak bu açıdan çok önemli. Sapla samanı ayırmak zorundayız! Ne diyor Doğu Perinçek?: “İki tür cenaze kalkıyor Türkiye’de. Biri ‘Hepimiz Ermeni’yiz.’ Bu bir cenaze, neyin cenazesi? …düşman parmağını sokmuş, Ermeni’yiz diye yürütüyor… Bir de başka bir cenaze. Abdülkerim Kırca’nın cenazesi… Türk Ordusu kendini savunmayacak mı? Kahramanlarını korumayacak mı? …Önümüzdeki dönem her şey silahla çözülecek. Ve Türkiye’de bir iç savaş, kavga yaşanmaktadır. …Bugün Ordu ve emniyet Türkiye için birinci meseledir. Onun için TSK’ya yönelik bu psikolojik savaş karşısında kimse tarafsız kalamaz…”

Biz de tarafsız kalmıyoruz; Ergenekon davasının sulandırılmasına karşıyız ve tüm cinayetler açıklanıncaya kadar da davanın takipçiyiz. Bütün bu davalar bağlamında ve Kürt sorunu, Arap devrimleri ve dünya ekonomik krizi ışığında da yerimiz daima işçi sınıfının ve emekçi yoksul halkların bağrıdır.

Yorumlar kapalıdır.