Sivas Davası zaman aşımından düştü, katliamcı zihniyet hâlâ yaşıyor

29

Sivas Davası 13 Mart’ta zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle düşürüldü. 7 sanıklı ek davada 2 kişi artık hayatta değil ve 5 kişi serbest. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi Dündar Örsdemir kararında “İnsanlık suçunda zaman aşımı olmaz ancak bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil sivil oldukları için davanın düşmesine karar verildi” dedi.

Dava sonucunu protesto eden 50 binden fazla kişi 31 Mart günü Kadıköy’de toplanarak “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, “Katil devlet hesap verecek” sloganlarıyla yürüdü.

Sivas’ta neler oldu?

Bundan 19 yıl önce, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli binlerce kişi tarafından kuşatıldı. Pir Sultan Abdal Şenlikleri için gelen 2’si otel görevlisi 35 kişi yakılarak öldürüldü. Göstericilerden de 2 kişi hayatını kaybetti. Yıllarca süren davada 124 kişi yargılandı. Beraat ve tahliyeler sonucu geriye kalan 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezası aldı. 33 sanık “laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma” suçundan idama mahkum edildi fakat idam cezasının kalkmasıyla ceza müebbede çevrildi. 8 sanık ise hâlâ kayıp…

Katliamcı zihniyet hâlâ yaşıyor

Çorum, Maraş, Dersim ve diğerleri… Unutturulmaya çalışılsa da devlet bürokrasisi ve burjuva partiler bugün de aynı katliamcı zihniyeti paylaşıyor. Yakın tarihte Hrant Dink Davası’nda gördüğümüz ilgisizlik şimdi de Alevilere yönelik provokasyonlarda devam ediyor.

Şubat’tan bu yana Adıyaman, Antep ve Erzincan’da Alevilerin oturduğu evlerin işaretlendiği haberleri yayınlanıyor. Erzincan’da bazı evlere ve okul duvarlarına “Kafir Aleviler hepiniz yanacaksınız” yazıları yazıldı. Çeşitli partilerden kınamalar geldiyse de elle tutulur bir aydınlatma girişimi yaşanmadı. Erdoğan her zamanki üslubuyla “Bir CHP milletvekili ne yaptı? 200 eve işaret konulduğunu, Adıyaman’da Alevi vatandaşlara ait evlerin işaretlendiğini söyledi. Bunu da internet yoluyla tüm Türkiye’ye, dünyaya ilan etti. Oysa hadise bambaşka. Sadece 25 eve işaret konulmuş. Bunların tamamı Alevi vatandaşlarımıza ait değil. Üstelik, Emniyet, istihbarat meselenin üzerine gittiler, halen takipçisiyiz.” dedi. Sadece 25 eve konduğuna vurgu yaparak olayı çarpıttı. Provokasyonlar hakkında hükümetten farklı bir yorum veya ciddi bir girişim gelmesi şaşırtıcı olurdu zaten. Biz biliyoruz ki Sivas Davası’nın avukatlığını yapan Refah Partisi üyeleri -ki en ünlüsü bir sonraki dönem Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan’dır- bugün Saadet Partisi ve AKP kadrolarında yer alıyorlar.

Nitekim Başbakan Erdoğan’ın zaman aşımı yorumu da oldukça manidar. Sivas’a gittiğinde birçok kez 18 yaşında, 19 yaşında, 15 yaşındaki kız çocuklarının babalarının hiçbir taksiratı olmadığı halde (!) idama mahkum oldukları için hüngür hüngür ağladığını anlatan Erdoğan konu hakkında şöyle konuştu: “Bunları göz ardı etmek suretiyle burada tek tarafa ben siyasi bir servis yapmayı doğru bulmuyorum. Bu tür ideolojik yaklaşımlar yanlış. Ankara Adalet Sarayı’nın önünde gösteri yapmak suretiyle belli bir fraksiyonun, ideolojinin borazanlığını yapmayı doğru bulmuyorum. Sivas Davası zaman aşımına uğradı ifadesini ben çok yanlış buluyorum. Sivas davası zaman aşımına uğramamıştır, 5 kişiyle alakalı zaman aşımı vardır. Sivas davasının içerisinde şu anda idama mahkum olduğu halde idam kalktığı için ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olan 33 kişi var. Bunun dışında ağır hapis cezasıyla cezalandırılmış onlarca kişi var. Bunlar hep gözden kaçırılıyor, saptırılıyor. Burada çok ciddi yanlışlar var.”

Tarihten kareler

Erdoğan, üstatlarının izinde bir Japon samurayı gibi kılıç sallıyor. Arka plandaki aktörleri yok sayıp, 33 kişiye verilen cezaya ideolojik işaret etmek ancak dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e yakışırdı. Çiller de halefi gibi vaka çarpıtmakta ustaydı: “Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır. Ölenler de çıkan yangın sonucu boğularak ölmüştür.”

Hatırlatmakta fayda var. “Olayda ağır tahrik var. Çatışma yok. Otel yangınında can kaybı var” diyen dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve “Bir futbol maçında da bu kadar insan ölebilirdi” diyen dönemin muhalefet lideri Mesut Yılmaz da kendi klasmanlarındaki liderliklerini hiçbir zaman kaptırmadılar.

Tarihin de gösterdiği üzere katliamcı zihniyet ne devlet kadrolarında ne de siyasi partilerde hiçbir zaman gerilemedi. İşçi ve emekçilerin mikrofonu eline almaya çalıştığı her dönem daha da baskıcı yöntemler uygulandı. Ekmeğimize göz diken yasalar ve hükümetler gibi, katliamlar da bu düzenin bir parçası. Bugün de aynı küresel politikalar tepemizde bir samuray kılıcı gibi bileniyor. Bir araya gelip omuz omuza vermezsek aynı kılıç bir gün bizim de başımızı almaya gelecek.

Yorumlar kapalıdır.