Hükümet ve yargı tecavüz suçlarını ve kadın cinayetlerini meşru saymaya devam ediyor!

16

2008’de onaylanan, bütçede 4,4 milyarlık tasarruf öngören Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasası hükümetin iddiasına göre herkese genel sağlık sigortası kapsamında “eşit şartlarda ücretsiz sağlık hizmeti” sunuyordu. Gerçekte olanın bu iddiadan uzak olduğunu yasanın ilk gündeme geldiği tarihten itibaren dile getirdik. Prim ödemeye dayalı bu yasa ile vatandaşlar her ay ödenecek bir sağlık vergisinden sorumlu tutuluyordu. Bu düzenleme asıl olarak sağlık sektörünün piyasaya açılmasına, hastanelerin kâr-zarar odaklı çalışan işletmeler haline gelmesine, hastanın müşteri olarak tanımlanmasına, bu alanda yapılan tüm alış-verişler sayesinde sektörün giderek genişlemesine hizmet ediyordu.

Sosyal sigorta kurumlarının parçalı yapısını eşitsizliğin kaynağı olarak gören hükümet bunları Sosyal Güvenlik Kurumu adı altında topladı ve bu kuruma sağlık hizmetiyle ilgili karar alma hakkı tanıdı. Eşitsizliğin giderilmesi bir yana hiçbir kurum hastanelere girdiğimiz anda, neden ayak bastı parası alındığını, başta ücretsiz olduğu iddia edilen aile hekimliği uygulamasına neden şimdi her randevu için 4 TL ve muayene için 3 TL ödenmesi gerektiğini, hastaneye sevk olunduğunda ise bu fiyatın 9 TL’ye çıktığını açıklayamıyor. Bu ücretin 15 TL olduğu özel hastanelere erişim ise çoğunluğumuz için hâlâ bir hayal.

Şimdiye kadar saydıklarımız sadece hastanelere geldiğimizde ödediklerimizin bir kısmı, giderken ödediklerimizi de unutmamak gerek. Reçete yazıldığında ek katkı payı ödemek zorunda olmamız, bu fiyatlara da sürekli zam yapılması, bu ücretin kimi zaman ilacın normal fiyatından bile pahalı hale gelmesi de Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın bize getirdiklerinden.

Sosyal Güvenlik Kurumu kendisine verilen karar alma hakkı ile meseleyi örneğin acile başvuran hastaları “hastalık hastası”; organ naklini ise estetik operasyon çerçevesinde bir lüks olarak tanımlamaya kadar vardırdı. Kısacası, bu genelgelerle GSS’den talep edilebilir ihtiyaç listesi giderek kısalıyor ve bu listenin neye göre belirleneceği konusunda bize bir söz hakkı tanınmıyor.

En başında belirttiğimiz gibi AKP hükümetinin bu reform paketinden kastı temel olarak “herkese eşit ve ücretsiz sağlık” değil aksine insan sağlığını bir tasarruf aracı olarak görüp sağlık hizmetini bir kâr odağı haline getirmekti. Yoksa son yıllarda sıkça bahsedilen “sağlık turizmi” piyasasını başka türlü açıklamamız mümkün olamazdı.

Ancak, 2015’te bu alandaki pazar payını 5 milyar dolara çıkarmayı hedefleyen hükümeti, performans yasasına tabii olan, her hastane sevkinde ve reçete yazımında maaşlarından kesinti yapılan hekimlerin, taşeron firmalarda güvencesiz çalışmaya mahkum hastane görevlilerinin direnişleri meşgul ediyor. İstanbul’daki Süreyyapaşa, Çapa ve Okmeydanı Hastaneleri başta olmak üzere diğer birçok şehirde de düzenlenen direnişler, giderek güvencesizleşen doktorların grevleri bahsedilen dönüşümün diğer bir yüzüdür diyebiliriz.

Yorumlar kapalıdır.