Ey Diyarbakır motivasyonunu söyle bana!

148

Genelde Türkiye’de şirketlerin kullandığı bir metot vardır; çalışanlarının motivasyon düşüklüğünü fark eden firma, biraz da hani “yönetim bilimleri” kısmından haberdar ve bir insan kaynakları departmanına da sahipse, biraz kesenin ağzını açar ve muhtemelen “piknik” formatında çalışanları bir araya getirir, onlara yemek ısmarlar, konser ayarlar, dans ettirir, birtakım çekilişler ile ne bileyim kalemlikten, telefona değişen ödüller dağıtır. Bu tür eğlenceler genellikle şirket genel müdürlerinin konuşmasıyla başlar, onların kulaklarına daha önce “çalışanlara teşekkür edin” diye de fısıldanmıştır muhakkak, orada yarım ağızla bir de “sizin de katkınızla…” ile başlayan cümleler edilir. Sonra yeni dönem bilançoları, hedefler ve çalışanlardan beklentiler aktarılır, bunları yaparsanız şöyle şöyle ödüller de vardır denir. Çekilişlerde sona bir büyük ödül konur, ancak konan bu ödül diğer sebil şeklinde dağıtılan ucuz kalem-çakmaktan farklıdır, bir kişiye verilecektir. Bu arada bu eğlence, piknik neyse ona katılım da mecburidir neredeyse, orada da bir şekilde yoklama alınacaktır, öyle katılmama gibi bir durumunuz olamaz, yoksanız da ya izin yazacaksınız ya da en ufağından “onca şey hazırladık gelmediler demek” azarlamasına maruz kalacaksınızdır. Bu eğlence sonunda “çalışanının sıfırlanacağını” umut eden firma sahipleri mesela ertesi gün “ya peki ama bizim şu zamlarımızın düşüklüğü ne olacak?” ya da “fazla mesaiden hayatımız bitiyor, ne olacak?” serzenişini duymaya hiç mi hiç hazır değildir. Onun kafasında bütün “motivasyon” kaybı, bu eğlence ile bitmiştir.

Oysa bu “motivasyon kaybının” nedenleri bambaşka olabilir, hatta çalışanlar genelde karnını doyurma ve dans etme halini mümkünse genel müdürleri ile yapmak da istemezler. Dolayısıyla insan kaynakları departmanının elinde bu “piknik” sonrası ertesi gün motivasyon düşüklüğünün daha da derinleştiği bir çalışan profili kalması işten bile değildir.

Diyarbakır’da Mesut Barzani’nin de katılımı ile 18 Kasım’da oluşan bu buluşmanın, böyle bir “yönetim bilimi uzmanı”ndan mı çıktığı bilinmez ama gerçekte olan yukarıda anlattığımızdan farklı değil.

Kürtlerin yoğun katılımı ile de gerçekleştirilen bu “buluşma”da, sürgünde yaşayan Şivan Perwer ile İbrahim Tatlıses’in yaptığı düete, toplu nikah töreni de eşlik etti.

Başbakan konuşmasında, Kürtlerin tek temsilcisinin BDP ve PKK olmadığının altını ısrarla çizdi. Eğer “barış” sağlanırsa Kürtlerin çekilişten paylarına düşecek olan, muasır seviyeye gelmelerini sağlayacak yatırımların da eli kulağında olduğundan bahsetti. Barzani’yi Kürdistan bölgesinin devlet başkanı olarak da selamladı. Eğer kendi egemenlikleri sağlanırsa dağdakilerin de indirilebileceğini söyledi.

İslam kardeşliği temelinde bir arada olunduğunun yanında, yapılan yatırımların ne kadar insana dönük olduğu da ayrıca vurgulandı.

Konuşmada olmayanları ise mitingde bulunan-bulunmayan herkes sırasıyla söyleyebilir; Roboski katliamının hesabı yoktu mesela konuşmada, sonra Rojava’da devlet ile Barzani’nin el ele nasıl oradaki Kürt kalkışmasını boğmaya çalıştığı yoktu. Dağdakilerin “ne”ye karşılık indirileceği, hapishanelerde tutuklu olan ve sayıları binleri bulan Kürt siyasetçilerinin ne zaman ve nasıl özgür bırakılacağı da! Bunları soran ya da soracak olana da tıpkı kendi öncülleri gibi bölücüler yaftası yapıştırmakta imtina etmeyecekleri çok açık çünkü. Anadili sadece özel okullarda değil, hayatlarının her alanında kullanma iradesi gösteren insanlara da söyleyeceği şey ise yine, “size o kadar şey yaptık, daha ne istiyorsunuz?”dan başka şey değil.

Barışın ancak kendi istedikleri zeminde, kendi istedikleri kadar ve hatta giderek de sadece kendi istedikleri muhatapla yapılacağını, bunu da Kürt ulusal hareketine karşı bir tehdit unsuru olarak kullanılacağını, Kürdistan’da geliştirmeye çalıştıkları Hüda-Par ya da KDP-Barzani çizgisindeki yeni siyasi odakların da bu boşluğun doldurulması için palazlandırılmaya çalışıldığı aşikar. Neredeyse dillerine her durumda doladıkları şey bu durumda da geçerli sanırız; “Ah şu Kürtler ve onların istedikleri” olmasa Kürt sorunu diye bir şey kalmayacak!

Yorumlar kapalıdır.