Kadınlar Özgecan için haykırdı: Hepimiz Özgecan’ız!

17

Bugün de güne yüreklerimizi yakan bir haberle başladık. Onlarca şehirde binlerce kadının tek yürek olduğu ve sokaklarda öfkesini haykırdığı yerlerden biri de Kadıköy’dü. Üç gündür kayıp olan Özgecan’ın bedeni Mersin’de dere kenarında bulundu. Her gün çoğumuzun yaptığı gibi okulundan çıkmış evine gitmek için minibüse binmişti. Özgecan, o gün o minibüste gerçekleşen iki koşul nedeniyle bugün aramızda değil: son kalan yolcuydu ve kadındı. Biz kadınlar minibüste, otobüste son kalan yolcu olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyoruz. Bir saniye gözümüzü kırpmadan endişeyle yolu takip ederken, bir elimiz telefonda, bir yandan da kendimizi nasıl koruruz diye plan yapmaya çalışıyoruz. Özgecan kendisini tecavüzden çantasındaki biber gazını kullanarak korumaya çalıştı. Taksiye binerken tedirgin oluyoruz, yine elimiz telefonda, taksiciyle çok da göz göze gelmemeye çalışarak ve sohbet etmeye çekinerek endişeyle yolu takip ediyoruz. Sokakta yürürken yine aynı tedirginlik, yine aynı endişe, biri bizi takip ediyor mu acaba diye arkamıza bakıyoruz. Tüm bunlar bir kadının hayatını, hareketlerini, korkularını, konuşmalarını, karakterindeki en ince ayrıntıları şekillendiriyor. Bizler sokakta, evde, her alanda sadece kadın olduğumuz için, bedenlerimiz cinsel obje haline getirildiği için her an tacize, tecavüze uğrama, psikolojik ve/ya fiziksel şiddet görme, öldürülme tehdidi altında yaşıyoruz.

Bedenimizi, her türlü emeğimizi, kadın oluşumuzu her alanda sömüren erkek-egemen kapitalist sistemin ürünü erkekler tarafından yemek yapmadık diye, tecavüze uğramamak için direndik diye, okula gidiyoruz diye, minibüste son yolcu olabiliyoruz diye katlediliyoruz. Endişe ve korkuyla şekillenen hayatlarımızın sorumlusu çok açık: Erkek-egemen kapitalist sistemin ilmek ilmek ördüğü “hakim erkeklik” anlayışı, erkek-egemen devletlerin yasalarla ve yargı sistemiyle koruduğu erkekler. Hayatımızın merkezinde oturan ve artık içselleştirdiğimiz tüm bu korkuların sorumlusu yüzeyde göründüğü gibi salt erkek cinsiyeti değil, erkeklik kavramı. Erkeklik dediğimiz kavramın altında yatansa bundan beslenen ve dolayısıyla bunu her daim koyduğu yasalarıyla, kullandığı dil ile, cezai indirimleriyle, yandaş medyası ve devlet adamları ile destekleyen ve yeniden üreten erkek-egemen kapitalist sistem. Türkiye’de bu zihniyetin temsilcisi, koruyucusu ve kollayıcısı AKP hükümetidir. Devlet kadın düşmanı politikalarıyla bu zihniyeti her gün yeniden üretmektedir.

Özgecan katiline, tecavüzcü erkeğe direndiği için öldürüldü. Kadınlar her gün erkek şiddetine “hayır” dedikleri için öldürülüyor. Bizler, kadın katline “erkek” adalet değil gerçek adalet istiyoruz. Özgecan’ın katillerine ağır cezai yaptırımlar uygulanmalıdır. Ve biz gerçek katilimizi biliyoruz, o yüzden de haykırıyoruz, emeğimizi her gün hem evde hem işte sömüren, kürtaj hakkımızı gasp eden, ne giyip ne giyemeyeceğimize, kaç çocuk doğuracağımıza karışan, her gün içimizden en az 5 kadını öldüren katil erkekleri koruyan, erkek egemen devlet ve yargıya karşı mücadele etmeye devam edeceğiz, mücadelemiz hayatımızın mihenk taşıdır.

Yorumlar kapalıdır.