Duvarcı Ustalarından bir tuğla daha: Nisan

688

Tarihin tekerrürden (tekrar) ibaret olduğunu iddia edenler ötede dursun. Mücadeleden imtina edenlere, kendini kurtarma derdiyle bencilliğin derinliklerine düşenlere değil sözümüz. Meydanlarda bize cennet vaat edenlerin cehennemini gördük. Savaşlar, katliamlar, ölüm ve açlıktan payımıza düşeni onurla sırtladık. Sarayların, fabrikaların, kısacası bu ülkenin her bir köşesinde kanımız var. Onbinlerce kardeşimizi vardiyadan toprağa verdik, vermeye de devam ediyoruz. Onların cenneti bizim cehennemimiz oldu.

Bize “yerli ve milli” edebiyatı çekenler, bu ülkede doğan her çocuğun sırtına uluslararası tekellerin alacak senetlerini yükledi. 3 çocukta ısrar edenlerin söyleyemediğini biz söyleyelim: Bu ülkede doğan her çocuk bin dolar borçla doğuyor. Derler ya çocuk rızkıyla gelir diye, gözümüzün önünde rızkımıza çöküyorlar. Üstelik sorsanız onlar doğru söylüyor, biz ne desek yalan! Milyonlarca işçiyi işten atıp, batmakta olan bankaları kurtarmak için kamu kaynaklarından trilyonlarca doları seferber edenler tek yolun bu olduğunu iddia ediyorlar. Biz, “Madem, kamu kaynaklarını kullanacaksınız o zaman bankaları kamulaştırın, tek bir devlet bankası kurun ve bu banka aracılığıyla yoksulları finanse edin” dediğimizde hayalperest oluyoruz. Onlar, onbinlerce işçiyi kriz bahanesiyle işten atmaktan geri durmuyorlar. Üstelik tek yolun bu olduğunu iddia ediyorlar! Biz, “İşten atmalar yasaklansın, var olan tüm işler işçiler arasında bölüştürülsün, 6 saat 4 vardiya olsun, işsizlik ancak bu şekilde biter” dediğimizde hayalperest oluyoruz. Onlar “Borç yiğidin kamçısıdır” diyerek bir yılda ürettiğimiz tüm zenginliğin yarısını uluslararası tekellere peşkeş çekince doğru olanı yapmış oluyor. Biz, “Dış borçları ödemeyi durdurun, bu kaynağı işsizlere iş yaratmak için kullanın” dediğimizde hayalperest oluyoruz. Onlar, işsizlik fonunu hazineye aktarıp saraylar inşa edince “milli” oluyor. Biz, “İşsizlik fonu işsizlere dağıtılsın” dediğimizde hayalperest oluyoruz. Ülkede başka sorun kalmamış gibi, gençlerin geleneklerinden kopartıldığı yalanını pişirip pişirip önümüze koyuyorlar. Biz, büyük şair Tevfik Fikret’in Kadim Tarih şiirini unutmadık oysa ki.

Doğruluk dilde yok dudaklarda;
Hayr ayaklarda, şer kucaklarda.
Bir hakikat: Hakîkat-i zencîr:
Bir belagat: Belâgat-i şernşîr.
Hakk kavinin demek, şeririndir;
En celi hikmet: Ezmeyen ezilir!

Doğruluk ne dilde ne dudakta,
Hayır ayaklarda, şer kucaklarda
Tek bir gerçek var:
Eli kolu bağlayan zincir
Sözü geçen şey tek: Yumruk
Güçlünün, kötünün yanında olmak hak da,
Apaçık olan şey tek: Ezmeyen ezilir!

Bu ülkenin tüm ezilenleri için bir tohum bu gazete. Baharın habercisi: Nisan. Ancak bir başlangıç değil, on yıllardır sürdürdüğümüz mücadelenin bir ürünü ve devamcısı. Onurlu bir yaşam için dünyanın her yerinde mücadelenin içindeyiz. Birikimimizi aktarmak, öğrenmek ve değiştirmek için yoldayız. “Böyle gelmiş, böyle gider” diyenlere inat, bu ülkenin sorunlarını çözmeye talibiz. Esas sorun, bize çözüm üretemezsiniz diyenlerin ülkeyi günden güne çözümsüzlük, umutsuzluk ve baskıyla boğuyor olmasında yatıyor. Çözeriz! Umutla, dayanışmayla, emek emek çözeriz! Dedik ya, baharın habercisi: Nisan. Bu ülkenin tüm ezilenleri hak ettikleri ülkede yaşayabilirler. Yolumuz açık! Apaçık olan şey tek: Ezmeyen ezilir!

Yorumlar kapalıdır.