ABD emperyalizminden kopulacak mı veya nasıl kopulur?

Amerikan Senatosu’nun alt kanadı olan Temsilciler Meclisi’nin, biri 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermeni nüfus üzerindeki uygulamalarını soykırım olarak tanıyan, diğeri de Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırımlar içeren iki karar tasarısını kabul etmesi, Erdoğan hükümeti ile ABD arasındaki ilişkilerin görünürde kopma noktasına gelecek kadar gerginleşmesine yol açtı. İlişkiler kopar mı?

Hiç sanmıyoruz. Dalgalanır ama kopmaz. HDP dışındaki muhalefet liderlerine ve televizyon kanalları dahil tüm medyada görüş belirten “bilgelere” kulak verecek olursak Amerikan emperyalizmi Türkiye’yi batırmaya uğraşıyor ve Türkiye de buna karşı dimdik ayakta duruyor, durması gerekiyor.

Ama hiçbiri emperyalist bir ülkeye bağımlılıktan ve onun baskılarından nasıl kurtulmak gerektiğine ilişkin sahici önerilerde bulunmuyor. Tek dedikleri Türkiye hükümeti “dimdik” ayakta durmalı, ABD meclisinin kararlarını yok saymalı, Rusya’ya daha fazla yaklaşmalı, Suriye’de bildiğini yapmaya devam etmeli gibi lafzi öneriler. Sadece birkaç kişi ülkedeki Amerikan üslerine yönelik bazı önlemlerin alınabileceğinden söz etti, o kadar.

Dikkate alınmayan bir husus var: Tüm emperyalist güçler gibi ABD emperyalizminin dünya ve bizim gibi bağımlı ülkeler üzerindeki egemenliği sadece askeri ve politik gücünden kaynaklanmıyor. Onun asıl gücü küresel ekonomi üzerindeki egemenliği ve denetimi. Bu gücünü de başta Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve IMF olmak üzere benzeri küresel kuruluşlar aracılığıyla uygulamaya koyuyor. Bu örgütlerin koydukları kuralları çiğneyenler, ekonomik ve gerekirse politik ve askeri yöntemlerle cezalandırılıyor.

Dolayısıyla Amerikan emperyalizmden gerçek bir kopuş, sadece bir iki üssün kapatılması ve sert demeçlerin verilmesiyle değil, Türkiye’nin dünya ekonomisini denetleyip yönlendiren bu emperyalist kurumlardan ayrılmasıyla mümkün olabilir.

Ama Erdoğan hükümeti tipik bir Osmanlı politikası izlemekte ısrar ediyor: emperyalist ve yayılmacı büyük güçler arasındaki dengelere oynamak. Bugün birine yanaşıp yarın öbürüne başvurmak, yok Amerika’ydı yok Rusya’ydı olmadı Avrupa Birliği’ydi derken bunların aralarındaki çelişkilerin arasına sızıp kendini güvenceye almaya çalışmak. Bu politikanın sonucunda Osmanlı’nın kaderinin ne olduğunu biliyoruz.

Muhalefet partileri de isterik bir milliyetçi hezeyanla hükümetin bu çizgisinde birleşmiş durumdalar. Oysa bu burjuva önderliklerin hiçbiri emperyalizmden gerçek bir kopuşu önermiyor, zira bunu istemiyorlar, yapıları ve programları buna müsait değil. Biz emekçilerin ise ülkeyi emperyalist dünya örgütlerden çekip çıkaracak gerçek bir önderliğe ihtiyacımız var.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.