Hükümetin 2019 yılı vaatleri ve gerçekler

“Yıl olmuş 2020, siz hâlâ işçiden ve onun haklarından başka bahsedecek bir şey bulamıyor musunuz? Ülke yangın yeri olmuş ve siz 2019’u işçinin-patronun arasında geçen bir yıl mı sanıyorsunuz?” diyenler var elbet.

Yılın kaç olduğunun bir önemi yok. Diyelim ki sıfır yılından iki bin yirmi yılına kadar asgari ücretle çalışıp maaşımızı hiç harcamazsak, 2020 yılına girdiğimizde biriktirdiğimiz para ile Ebru Gündeş ve Rıza Sarraf’ın Boğaz’daki yalısının ancak onda birini alabiliriz. Çünkü dünyada olduğu gibi Türkiye’de de başkasının emeğine el koymadan, yani patronlaşmadan zenginleşmek mümkün değildir.

Zenginleşmek bizim kulağımıza refaha erme, yeterli beslenme, alışveriş, ısınma, eğitim ve sağlık hizmetlerine kolayca erişmek gibi gelirken, kapitalizm için mesele öyle değil. 2019 yılında krize rağmen patronlar kâr etmeyi/zenginleşmeyi sürdürdü ve bunun karşısında biz işçi ve emekçileri daha çok çalıştırdılar, iş cinayetlerini serbestleştirdiler ve işsizliği artırdılar. Yani kapitalizmde zenginleşmek demek, patronun işçinin-emekçinin ürettiğine daha fazla el koyabilmesi demektir. Yani kapitalizmde zenginleşmek demek, işçinin yoksullaşması demektir.

Bu denli bir sömürü için patron bunu planlayacak bir hükümete ihtiyaç duyar. Kapitalizm altında tüm hükümetler işçiyi daha yoksul, bir avuç patronu ise ultra zengin yapar. İşte bu yüzden işçilerin insanca bir maaş, sağlıklı koşullarda çalışma, sendikalı olma gibi hakları ile demokrasi, doğa, hak, hukuk gibi alanlarda hep bir kardeşlik olmuştur. Kapitalist zenginleşmesinin adil bir yolu olmadığı için patron düzeni ne barış, ne demokrasi, ne adalet, ne de temiz bir doğa yaratabilir.

Patronların yönetimi altında geçen 2019 yılının kısa hikâyesi aslında bu. Ama gelin biz yine de 2019 yılına dair ne vaatlerde bulunulmuştu ve neler yaşadık sorusuna madde madde bakalım.

6 Mayıs 2018 tarihinde gerçekleşen AKP İstanbul 6. Olağan İl Kongresi’nde bizzat Erdoğan 24 Haziran seçimlerine ve dolayısıyla 2019’dan başlayarak nasıl bir gelecek vaat ettiğine dair uzun bir konuşma yapmıştı. Konuşması 24 Haziran Manifestosu olarak kayıtlara geçmişti. Bu manifesto ile hareket eden AKP-MHP bloku seçimlerden üstün ayrıldı. Şimdi seçimleri takip eden ilk yılda vaatlerini ne şekilde hayata geçirdiklerini görmek nasıl bir 2020’yi hayal ettiklerini anlamak açısından anlamlı olabilir.

1. Bağımsızlık vaadi: “Dışa bağımlılık azalacak, yerli ve milli savaş endüstrisi güçlenecek”

Erdoğan “Yeni dönemde Türkiye muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkacak, dışa bağımlılığımız azalacak” demişti. Bunun biricik dayanağı da yerli savunma sanayii idi. Oysa bırakalım dışa bağımlılığın azalmasını, dışa bağımlılık bir hayli arttı.

Putin’den sınır ötesi operasyonun haracı olarak alınıp muhtemelen hiç kullanılmayacak olan S-400 füzelerinden sonra şimdi de Trump’ın gönlünü yapmak için Patriot’ların satın alınması konusunda pazarlık yapılıyor. Güvenlik harcaması adı altında yapılan her ödeme aslında ülke emekçilerini daha da çok dışa bağımlı hale getiriyor. “Yerli” denilen İHA’ları üreten Vestel ise o kadar küçük motorları ucuza üretmeyi başaramadığından yabancı patronlara bir hayli para kazandırıyor. Tüm bu teşebbüsler de bizi bağımsızlaşmaya götürmüyor. Pazara çıkıldığı vakit her anlaşma ABD’ye bir yaptırım olanağı olarak dönüyor. Tanesi 50 milyon dolar olan Atak adlı sözde yerli helikopterler tam Pakistan’a satılacakken, ABD’nin küçük bir müdahalesi ile satış durduruluyor. Bir asgari ücretlinin 2020 yıl para biriktirerek ancak pervanesini alabileceği (laf aramızda milli İHA’ların pervaneleri de yerli değil) helikopterleri satamayan patronların iflas etmesi gerekmez miydi? Hayır. Çünkü hükümet, işçi ve emekçilerden aldığı vergileri bu patronları kurtarmak için kullandı. Motoru, pervanesi, kablosu, patenti yabancı olan ve biz işçi emekçilerin vergileriyle yapılan bu üretim sonucunda 2019 yılı önce yabancı ve sonra da yerli patronlar için kârlı bir yıl oldu. Fakat bizi daha da bağımlı bir hale getirdi.

2. Hayat pahalılığına karşı mücadele vaadi: “Vergiler düşecek”

Eroğan “Vergiler düşürülecek… Vatandaşlarımızın kamu kurumlarına olan borçlarını yeniden yapılandırdık,” diyordu. Bu söz bir yönü ile haklı olabilir çünkü sözünü ettiğimiz büyük patronlar neredeyse hiç vergi ödemedi. Biz işçi ve emekçiler de vatandaştan sayılmıyorsak ortada bir aldatmaca yok. 2019’da hedeflenen vergiyi toplayamadığı için hükümet KDV ve ÖTV’leri artırıp vergi yükünü işçi ve emekçilere yüklemeyi sürdürdü. 2020 yılında ise KDV-ÖTV’den %20 daha fazla gelir hedefleyen hükümet böylece patronlara vergi affı, işçiye vergi yükü parolasını sürdürmek niyetinde.

3. “Genç işsizlik azalacak, kadınlara ayrımcılık son bulacak”

İş hayatına yeni atılan 18-29 yaş arasındaki gençlerimiz için teşvik olarak 1 yıl boyunca Bağ-Kur primlerini üstlendik,” diyen Erdoğan yine sözünün eriydi. Ama gençler değil patronlar için. Nereden mi anlıyoruz? Çünkü 2019’da istihdam 728 bin gerilerken, genç işsizlik zirve yapıp yüzde 27,3’e ulaştı. Kasa gençlere değil, patronlara açıldı.

Erdoğan’ın “Kadına karşı her türlü cahiliye adetini ayaklarımızın altına alacağız” vaadine karşı ise tarım dışı genç kadın işsizliğinin yüzde 41,7 ile rekor kırdığını söylemekle yetinelim.

4. “Bireysel özgürlükleri koruyacağız, her alanda adaleti tesis edeceğiz”

Tutuklu gazeteciler, KHK ile haksız yere işinden olanlar, Cumartesi Anneleri ve elbette ki yasaklanan grev ve direnişlere baktığımızda söylenen bireysel özgürlüğün aslında sadece sermayenin emeğimize el koyma özgürlüğü olduğunu anlıyoruz.

Patronların 2019’u yıkım yarattı, işçilerin 2020’si için

Hükümet 2020’de işçilerin, emekçilerin hak aramalarının önüne geçmek, iş cinayetlerini serbestleştirmek ve vergi yükünü emekçilere yıkmak için elinden geleni yapacağını ifade ediyor.

2020’de ise kalıcı ve güvenilir bir çözüm için işçilerin ve mücadelelerin birliğini sağlamak, karşımızda duran biricik çözüm olmayı sürdürüyor.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.