Kır kökenli “yeni işçilerin” sınıf mücadelesine katılmalarını sağlamalıyız

31 Mart yerel seçimlerinde Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde belediye başkanlığına adaylığını koyan ve “İşçinin sorununu işçi çözer” sloganıyla tanınan Nuri Koç ile ildeki işçi sınıfı hareketi üzerine sohbet ettik. Nuri Koç, Manisa’daki yaygın sanayinin emek gücünü çoğunlukla kırsal kesimlerden gelen ve “yeni işçileşen” kesimler arasından topladığını, bunun da sınıf mücadelesi üzerinde önemli etkisinin olduğunu belirtiyor.

Nisan: Sevgili Nuri Koç, sen ildeki sanayileşmenin yeni bir işçi katmanı yarattığını ve bunun sendikalaşma ve siyasallaşma üzerinde etkili olduğunu söylüyorsun. Bunu biraz açar mısın?

Nuri Koç: Özellikle 1960’larda hızlanan özel sektör sanayileşmesi sürecinde de kırsal kesimlerden sanayinin bulunduğu büyük kentlere hızlı bir akım olmuştu. Bu insanlar gerek kent yaşamının etkisiyle, gerekse de sendikaların ve siyasal oluşumların çabalarıyla hızla sınıf bilinci kazanmışlardı. Sendikayı, hak istemeyi hızla öğrendiler, üstelik pek çoğu sınıf bilincinde yükselerek sosyalist oldu. Dolayısıyla o dönemde sendikaların ve siyasal partilerin sınıf içinde örgütlenebilmesi oldukça kolaydı.

Nisan: Ya şimdi?

NK: Büyük, metropol kentlerdeki sanayiler oralardan taşındı. O dönemin işçileri de emekli olup oralarda kaldılar. Tabii onların çocukları da kentlerde kaldılar ve onların proleterleşmesi gündemden düştü. Şimdi sanayi merkezleri örneğin Manisa veya Çorlu gibi eskinin taşra kesimlerinde kuruluyor. Buralarda da esas olarak kırsal kesimlerden gelen ve yeni işçileşen kişiler istihdam ediliyor. Bunlar henüz sendikal bilince, sınıf bilincine sahip değiller.

Nisan: Bunun etkisi nedir sence?

NK: Bunların çoğu işçiliği esas olarak bir ek iş olarak görüyor. Bu işçilerin bir ayağı geldiği yerdeki toprağında, tarlasında, bağında bahçesinde. Tabii bunlar kendi yaşamları açısından güvencelerinin olduğunu düşünüyorlar. Oysa aynı fabrikada çalışan ve toprağıyla bağları kopmuş, bağı bahçesi olmayan işçi için durum öyle değil. Onlar patronlara karşı mücadele edilmesi gerektiğini daha çabuk kavrayıp sindiriyorlar. Böylece aynı işyerindeki işçiler bölünmüş oluyor. Tarlasından meyvesi sebzesi gelen işçi, bundan yoksun olanın feryadını duymuyor. Bu da işçilerin mücadele birliğini bozuyor.

Nisan: Yani 1960’ların başlarına mı döndük gibi?

NK: Hayır, o kadar değil. Kuşkusuz aradan geçen bunca zaman içinde, tüm askeri darbelere ve baskı rejimlerine rağmen sendikalar, devrimci siyasal akımlar, öncü nitelikli işçiler pek çok deneyim ve bilgi kazandı. Yani 50 yıl öncesindeki sıfır noktasından hareket etmiyoruz. Bu dönemde de pek çok mücadele var ve onun bilinci yavaş yavaş filizleniyor, şekilleniyor.

Ama gerek sendikacıların gerekse de devrimci unsurların, eskinin taşrası olup şimdilerde büyük sanayi merkezlerine dönüşen yerlerde yoğunlaşan işçilerin sınıf bilincine ulaşması açısından yeni tezler ve girişimler geliştirmeleri gerekir. Bağ bahçe sahibi işçiler ile ücretinden başka hiçbir geliri olamayan işçiler arasındaki ayrımı gidermenin yollarını bulmak zorundayız.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.