İrlanda seçimlerinin işaret ettikleri

“Hemen yarın İngiliz ordusunu defedip Dublin Kalesi’ne yeşil bayrağı çekseniz bile, sosyalist bir cumhuriyet kurmadıkça, tüm çabalarınız boşa gidecektir. Ve İngiltere toprak sahipleri, kapitalistleri ve ticari kurumlarıyla size hükmetmeye devam edecektir.” – James Connolly

Şubat’ta gerçekleşen İrlanda Cumhuriyeti seçimleri, ülkenin geleneksel “iki partili” yönetiliş biçiminin artık kitleler nezdinde kabul görmediğini ilan etti. Fianna Fáil ve Fine Gael isimli iki burjuva partinin hükümet kurma görevini üstlendikleri uzun bir sürenin ardından, İrlanda’nın İngiltere’ye karşı sürdürdüğü silahlı bağımsızlık mücadelesinin başını çeken İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA) siyasal kanadı Sinn Féin %24,1 oranında oy alarak birinci parti oldu. Sinn Féin 1992 seçimlerinde %1,6, 2016’da ise %13,8 oranında oy almıştı. Dolayısıyla sandıkta son 30 sene içinde 13 kat, son dört sene içinde ise neredeyse iki kat büyüyen bir ulusal kurtuluş hareketi var karşımızda.

Fianna Fáil ve Fine Gael %22,1 oranında kalırken, üç Troçkist partiden oluşan Dayanışma ismindeki blok ulusal çapta %2,8 oy aldı. Troçkistlerin sanayi merkezi Dublin’deki oy oranları ise %7. Yeşiller Partisi %7,9, İşçi Partisi %4,6, Sosyal Demokrat Parti %3,4 oy aldı.

Sinn Féin bu baş döndürücü başarısına rağmen, her yerelde Teachta Dála (İrlanda’da milletvekillerine verilen ad) adayı çıkarmamak gibi affedilemez taktik hatası nedeniyle parlamentodaki en kalabalık grup olamayacak. Buna rağmen partinin parlamentodaki koltuk sayısı 23’ten 36’ya çıktı.

İrlanda seçimlerine genelde kapitalizmin, özelde ise İrlanda hükümetlerinin bu krizin faturasını emekçilere ödetmek istemesinin damga vurduğuna şüphe yok. Sandıklara gidip oy kullananlarla yapılan anketlerin sonuçlarına göre seçmenlerin %32’si ücretsiz sağlık hakkının, %26’sı ücretsiz barınma hakkının ve %8’i de emeklilik yaşının geriye çekilmesinin, yeni parlamentonun ilk görevleri arasında olması gerektiğini düşünüyor. Ek olarak Brexit tartışmalarıyla fraksiyonlara bölünen İngiliz burjuvazisinin İrlanda’ya yönelik artan müdahaleci yaklaşımlarının İrlanda emekçilerinde bağımsızlıkçı ve ulusalcı eğilimleri güçlendirdiğine şüphe yok.

Sinn Féin’ın yükselişi öncelikle cumhuriyetçi geçmişinden kaynaklanan bu prestijiyle açıklanabilir. Zira partinin seçim vaatlerinden birisi, yasal statü olarak İngiltere’nin özerk bir bölgesi olan Kuzey İrlanda’nın, Cumhuriyet’e katılması yönünde bir referandumun organize edilmesiydi. Kuzey İrlanda, Katolik İrlanda’nın geri kalanından farklı olarak İngiliz emperyalizmi tarafından asimile edilerek Protestanlaştırılmış bir bölge. Dolayısıyla cumhuriyetçi işçi sınıfının temel taleplerinden birini, Kuzey İrlanda ile birliğin ve bağımsızlığın sağlanması oluşturuyor.

Bu ulusal kaygıların haricinde Sinn Féin’ın başarısındaki bir diğer faktör, onun toplumsal eşitsizliğe eğilen seçim manifestosu oldu. Partinin manifestosunun başlığı şu şekildeydi: “İşçilere ve ailelere bir soluk verin – Değişim için Manifesto”.

Ancak seçimlerin işaret ettiği en önemli olgu, geleneksel işbirlikçi burjuva İrlanda partilerinin kitleler nezdinde eski inandırıcılıklarına sahip olmadığının anlaşılmasıydı. Bu bağlamda Sinn Féin’ın konumu, Kuzey Irak Kürt Federe Bölgesi’ndeki Goran Hareketi’nin yozlaşmış Kürt partilerine karşı elde etti mevzilerle karşılaştırılabilir.

Sinn Féin’ın sola dönen rüzgârın taleplerini karşılayabileceğine dair herhangi bir güvence yok. Bu parti uzun senelerdir iktidarda olduğu yerellerde uyguladığı neoliberal politikalar aracılığıyla zaten kapitalizmle bir dostluk ilişkisi içinde olduğunu ispatlamıştı. Bugünün görevi, hoşnutsuzluklarını geleneksel partilerinden vazgeçerek gösteren İrlandalı işçileri bağımsız, birleşik ve sosyalist bir İrlanda Cumhuriyeti bayrağı altında birleştirebilmek. Sinn Féin bunu gerçekleştiremez.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.