2026 Ocak ayı sendikal istatistikleri ne anlatıyor?
Özel sektörde 2026 Ocak ayına ait işkollarındaki işçi sayısı ve sendika üye sayıları yayımlandı. Bu verilerin patronlar tarafından zorla istifa ettirilen, işkolu değişiklikleri ile sendikal üyelikleri düşürülen, kayıtdışı veya esnaf kurye gibi modellerle çalışan nice emekçiyi kapsamadığı, mücadele ve örgütlenme halindeki binlerce işçinin buraya yansımadığını not edelim. Öte yandan Aziz Çelik’in araştırmalarına göre toplu iş sözleşmesi ile sendikal haklardan faydalanan işçilerin oranının yüzde 5 bile olamadığını da anımsayalım.
Her şeye rağmen 2013 yılından beri sendikalı işçi sayısında bir artış eğilimi ile karşı karşıyaydık. Bu eğilimden aslan payını başta Hak-İş olmak üzere hükümet ve patron işbirlikçisi çok sayıda sendikanın aldığını bilsek de, bu tabloya yansıyan azımsanamayacak sayıda işçinin bileğinin hakkıyla örgütlenip 2013 yılından bu yana örgütlü işçiler haline geldiklerini, yani artış trendinin istatistiklere yansıyandan daha düşük olsa da gerçek örgütlülükteki artışa da tekabül ettiğini söyleyebiliriz. Bu eğilime rağmen 2013 yılından beri ilk kez iki dönem üst üste sendikalı işçi sayısında bir azalma yaşandı.
Özel sektörde kayıtlı çalışan işçi sayısı son bir yılda 165 bin 649 azalırken sendikalı işçiler de 110 bin 757 kişi azaldı. Burada göze çarpan iki önemli hususu işaret ederek ana eğilimin değerlendirmesine geri dönebiliriz.
Birincisi, Hizmet-İş yaklaşık 5 bin üye farkla Türk Metal’i geçerek Türkiye’nin en çok üyeye sahip sendikası oldu. İletişim işkolunda ise toplam kayıtlı çalışan sayısı 89 binden 204 binin üzerine çıktı. Böylece henüz sektör barajını aşarak yetki almış olan Çağrı-İş Sendikası sektör barajının altında bırakıldı. Bu durum Türkiye’deki sendikal örgütlenme önündeki büyük engellerden birini bir kez daha işaret ediyor.
Toplam sayılar bir küçülmeye işaret eder ve krizin derinleşeceği düşünülürken tablonun daha da kötüleşeceğine dair beklentiler söz konusu olabilir. Ancak verilerin kanun değil sadece veri olduğunu, esas belirleyenin ise mücadeleler olduğunu hiç unutmamamız gerekir.
Sendikal istatistiklere bakarken kendimizi hava durumunu tahmin etmeye çalışan bir meteorolog gibi görebiliriz. Alçak ve yüksek basınç sistemlerine bakarak, genel seyri doğru yakalasak bile, küçük ama kritik bir değişkenin devreye girmesiyle tahminler sık sık alt üst olur. Denizden gelen ani bir hava akımı, ani bir cephe hareketi ya da önemsiz görünen bir sıcaklık farkı, atmosferin kritik bir eşiği aşmasına ve tüm tablonun tersine dönmesine yol açabilir. Sendika üye sayılarındaki düşüş eğilimi de benzer biçimde, değişmez ve kaçınılmaz bir kader olarak ele alınamaz. İşçi sınıfının mücadele kapasitesinin artması, sendikal bürokrasinin dahi azalan üye sayısına karşı hareket etmeye zorlanması gibi etmenler bu eğilimi tam tersine çevirebilecek güce sahiptir.
İşçinin alım gücü düşüyor. Emekçinin sofrasına yönelen birden çok el var. Ve bu eller şimdi de işçiyi işsizlikle tehdit ediyor. Sendikalardaki üye kaybına karşı iş güvencesinin sağlanıp, bugüne kadar yükü sırtlanan emekçiler için krizin faturasını patronlara ödetmek adına birleşik bir seferberliğin sağlanması; tabloyu tersine çevirebileceği gibi umutlu bir geleceğe kapı aralayabilir de.
Yorumlar kapalıdır.