İflas eden OVP ve dikiş tutmayan enflasyon
2026 yılının ilk verileri önümüze düştü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ocak ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Ocak ayında aylık enflasyon yüzde 4,84 olarak gerçekleşti. Bu oran sadece basit bir istatistik değil, 28 bin liralık asgari ücretin daha ilk aydan 1.359 TL erimesi demektir. Asgari ücretin daha cebe girmeden buharlaştığının ilanıdır. Bugün 28 bin lira, bırakın yoksulluk sınırını, açlık sınırının dahi altında kalarak bir net sefalet ücreti haline çoktan geldi.
Mehmet Şimşek göreve başladığında yıllık enflasyon yüzde 38,2 seviyesindeydi. “Enflasyonu düşüreceğiz” bahanesiyle iki buçuk yıldır alım gücü eritildi. Krediler kısıldı, vergiler tabana yayıldı, kamusal hizmetler budandı. Peki, sonuç ne? Bugün yıllık enflasyon yüzde 30’un biraz üzerinde seyrediyor. Yani 7,5 puanlık bir düşüş için emekçiler bilinçli bir yoksullaştırma politikasıyla sınandı.
Bu bir başarı hikâyesi değil, planlı bir saldırı. Çünkü enflasyonun gerçek nedenleri kasıtlı olarak görmezden geliniyor. Enflasyonun sebebi işçinin aldığı üç kuruş zam değil, sermayenin dizginlenemeyen kâr hırsı ve ülkedeki devasa gelir adaletsizliğidir.
Bu ülkedeki toplam tüketimin yüzde 50’si, en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik kesim tarafından yapılıyor. Mehmet Şimşek’in yüksek faiz politikası, asgari ücretlinin ekmeğini küçültürken, bu rantiye kesimi etkilemiyor. Aksine, ellerindeki devasa finansal kaynakları yüksek faizle katlayan bu azınlık, faiz gelirleriyle tüketimlerine etkilenmeden devam edebiliyor.
Bir IMF’siz IMF programı olarak OVP’nin asıl amacı aslında enflasyonu düşürmek değil. Türkiye’yi “ucuz emek cenneti” yaparak Ortadoğu’da rekabet geliştirmek ve uluslararası sermayeye ülkenin yeraltı, yerüstü ve canlı emek kaynaklarını açmaktır. Bu program bir sermaye kalkanıdır. Öyle ki OVP’nin enflasyon hedefleri bahanesiyle aralık enflasyonu bilinci bir şekilde düşük tutulup tüm yüksek enflasyon oranları ocak ayına atılarak işçilerin zam talepleri de dizginleniyor.
OVP toplumsal anlamda iflas etmiştir. Geriye dönüp baktığımızda gördüğümüz enkaz şudur: Emekliler harçlık seviyesine inmiş maaşlarla hayata tutunmaya çalışıyor, işçiler her ay biraz daha borç batağına sürükleniyor. Bizler bu bilinçli yoksullaştırma programını reddediyoruz. Sermayenin kârlarını korumak için bizim soframızdaki lokmayı sayanlara cevabımız nettir: Soframızdan elinizi çekin! İşçinin alım gücü, TÜİK’in makyajlı rakamlarına ve hükümetin insafına terk edilemez. Ücretler yılda bir kez değil derhal her 3 ayda bir artırılmalıdır. Servet vergisi ile lüks tüketime yönelik vergiler artan oranlı uygulanmalıdır.
Yorumlar kapalıdır.