Özel okullarda eğitim emekçisi olmak
Eğitim emekçilerinin çalışma koşulları, özellikle özel okullarda, çoğu zaman kamuoyunun gözünden uzak kalıyor. Parlak tanıtım broşürleri, yüksek ücretli kayıt politikaları ve “nitelikli eğitim” söylemleri, bu kurumlarda çalışan öğretmenlerin ve diğer eğitim çalışanlarının yaşadığı zorlukları görünmez kılabiliyor.
Oysa özel okullarda çalışan eğitim emekçilerinin deneyimleri, çoğu zaman güvencesizlik, yoğun iş yükü ve mesleki değersizleşme ile şekilleniyor.
Özel okul öğretmenlerinin en temel sorunlarından biri iş güvencesi eksikliği. Birçok eğitim emekçisi, sözleşmelerinin her yıl yenilenip yenilenmeyeceği belirsizliğiyle çalışıyor. Bu durum yalnızca ekonomik değil, psikolojik bir baskı da yaratıyor. Sürekli performans baskısı altında çalışmak, öğretmenleri mesleki gelişime odaklanmaktan çok “işini kaybetmeme” kaygısına sürüklüyor.
Özel okullarda eğitim hizmeti, çoğu zaman “müşteri memnuniyeti” anlayışıyla yürütülüyor. Bu durum öğretmenlerin rolünü yalnızca eğitimci olmaktan çıkarıp, aynı zamanda sürekli erişilebilir bir hizmet sağlayıcıya dönüştürüyor. Ders saatleri dışında yapılan veli görüşmeleri, hafta sonu etkinlikleri, tanıtım günleri, sosyal medya içerikleri ve raporlama süreçleri çoğu zaman resmi çalışma saatlerinin dışında yürütülüyor. Ancak bu emek her zaman karşılık bulmuyor. Fazla mesai çoğu zaman görünmez kalıyor, hatta “kurum kültürü”nün bir parçası olarak normalleştiriliyor.
Özel okullarda öğretmenlerin eğitim süreçlerine dair karar alma yetkisi sınırlı olabiliyor. Hazır programlar, standartlaştırılmış içerikler ve kurumsal beklentiler, öğretmenin sınıf içindeki özgürlüğünü daraltabiliyor. Bu durum yalnızca öğretmenin mesleki tatminini azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda eğitimin niteliğini de etkiliyor. Öğrenci başarısı, veli memnuniyeti, kurum imajı… Özel okulların eğitimden ziyade bir ticarethane gibi yönetilmesi, öğretmeni en çok yıpratan unsurların başında geliyor. Tüm bu başlıklar öğretmenin performansına bağlandığında, eğitim emekçileri sürekli ölçülen ve değerlendirilen bir pozisyonda kalıyor. Bu durum, mesleki tükenmişlik riskini ciddi biçimde artırıyor Öğrencinin “müşteri” olarak görüldüğü bir sistemde öğretmenden not verirken “cömert”, disiplin uygularken “görmezden gelen” olması bekleniyor. Bu durum, öğretmenin mesleki onurunu zedelerken eğitimin niteliğini de içten içe kemiriyor.
Özel okulların sunduğu eğitim hizmetinin kalitesi, doğrudan o kurumda çalışan eğitim emekçilerinin çalışma koşullarıyla bağlantılıdır. Güvencesiz, aşırı yük altında ve değersiz hisseden bir öğretmenin sürdürülebilir biçimde nitelikli eğitim sunması beklenemez.
Eğitim emekçilerinin haklarının korunması, yalnızca çalışanların değil, öğrencilerin ve toplumun da yararınadır. Çünkü eğitim bir hizmet değil, kamusal bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun en büyük taşıyıcıları ise öğretmenlerdir.
Eğitim emekçilerinin yaşadığı kriz, sadece öğretmenlerin değil, velilerin ve öğrencilerin de sorunudur. Ekonomik kaygı taşıyan bir öğretmenden, okul aidiyeti ve yüksek performans beklemek çok da doğru olmaz. Özel okulların parlak vitrinlerinin arkasında çalışan eğitim emekçilerinin sesine kulak vermek, yalnızca bir dayanışma meselesi değil, aynı zamanda bir hak alma mücadelesine destek vermektir. Sigortalarımızın eksik yatırılmasına, kıdem tazminatı hakkımızın gasp edilmesine, mobbingin bir yönetim biçimi haline gelmesine artık sessiz kalmamalıyız. Özel okul öğretmenlerinin maaşlarının, kamudaki meslektaşlarının maaşlarından az olmamasını sağlayacak yasal düzenleme derhal hayata geçirilmelidir. Bu mücadeleyi de yürütecek olan tüm eğitim emekçileridir.
Diyarbakır’dan bir eğitim emekçisi
Yorumlar kapalıdır.