Tarihte bu ay: İşçi sınıfına ve ezilenlere yönelik saldırılarla dolu bir tarih

Coğrafyamızda mart ayı, hafızasında oldukça trajik toplumsal olayları barındıran bir zaman dilimidir. Özellikle yakın tarihe bakıldığında, bu ayın ezilenlere ve emekçilere yönelik katliamların ve saldırıların sıkça yaşandığı bir dönem olduğu görülür.

Elbette emperyalizmin, devlet şiddetinin veya faşist saldırganlığın ezilenler için yarattığı tehdit, yılın belirli bir dönemiyle sınırlı değil. Ancak takvimler marta yaklaştığında, bu şiddet sarmalının tarihsel olarak yoğunlaştığı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tamamen tesadüfi de olsa, yakın tarihimizde mart ayının ortalarında gerçekleşen ve hafızalarımızda canlı tutmamız gereken pek çok olay bulunmakta.

16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önündeki solcu öğrencilere bombalı bir saldırı düzenlendi. Saldırıda yedi solcu öğrenci ölürken 40’tan fazla kişi yaralandı. Bu saldırı 1970’lerde yükselen devrimci öğrenci hareketine karşı gerçekleşti. Saldırıyı ülkücülerin düzenlediği bilinmesine rağmen adil bir yargılanma yapılmadı.

16 Mart 1988’de ise Saddam yönetimi, Halepçe’de Kürt halkının ayaklanmasını bastırmak amacıyla vahşi bir katliama imza attı. Kimyasal silahların da kullanıldığı bu kapsamlı saldırı sonucunda Halepçe kasabasında 5 binden fazla insan katledildi, daha fazlası yaralandı. Bu olay, Kürt halkının taleplerini bastırmak üzere devreye sokulan şiddetin en kanlı örneklerinden biriydi.

12 Mart 1995’te İstanbul Gazi Mahallesi’nde Alevi vatandaşların oturduğu bir kahvehanenin silahlarla taranması sonucu başlayan olaylar üç günlük bir ayaklanmaya yol açtı. Polis şiddetine ve provokasyonlara karşı başlayan büyük seferberlik Ümraniye’ye ve Ankara’ya kadar genişledi. Neticede 20’den fazla insan devlet eliyle katledildi. Katliamın faili olan dönemin emniyet yetkilileri ise sonrasında ödüllendirildi.

Görünürdeki tek benzerliği martta yaşanması olan bu katliamların tek ortak noktası elbette gerçekleştiği mevsim değil. Öğrenciler, işçiler, Kürtler, Aleviler tarih boyunca kapitalist rejimlerin, faşist odakların ya da diktatörlerin saldırısıyla karşılaşmıştır. Meseleye biraz uzaktan bakıldığında, yaşanan tüm bu saldırıların sömürü ve tahakküm ilişkilerinin doğrudan uzantısı olduğu ve birbiriyle derinden bağlantılı olduğu görülür. Tablo net: bir yanda silahsız, ezilen, emekçi kitleler; diğer yanda ise onların isyanlarını, itirazlarını, taleplerini bastırmak üzere harekete geçen egemenlerin şiddet aygıtları…

Her ne kadar bu tarih anlatısı karamsar görünse de burada temel maksadımız yalnızca bu katliamları anmak değil; emekçilerin ve ezilenlerin toplumsal hafızasının her daim diri kalması gerektiğini bir kez daha hatırlatmaktır.

Yorumlar kapalıdır.