Ara seçim anayasal zorunluluk, erken seçim siyasi gereklilik, ama yeterli mi?

CHP uzun süredir iktidara erken seçim çağrısı yapıyor. Özgür Özel her fırsatta erken seçim çağrısıyla iktidara meydan okuyor. Sayısı yüzü geçen CHP mitinglerinin hemen hepsinde de bu erken seçim çağrısı dile getirildi. Erken seçim çağrılarına bugünlerde ara seçim talebi de eklenmiş durumda. İktidar bu çağrılara “erken/ara seçim yok” cevabı veriyor. 

İktidarın “erken seçim yok” açıklaması bir politik manevra. Erdoğan aday olmak istiyorsa mutlaka erken seçim olmak zorunda. Bir bakıma CHP’nin erken seçim çağrısı Erdoğan’a üçüncü kez aday olabilme imkânı vermek anlamına geliyor. Çünkü erken seçim için meclisin en az üçte iki çoğunluğunun kararı gerekli. Cumhur İttifakı’nın böylesi bir çoğunluğu yok. Erdoğan’ın aday olmasını sağlayacak bir erken seçim kararı için bu yüzden CHP ya da DEM partiden birinin desteği gerekli.

CHP zamanından birkaç ay önce yapılacak bir erken seçim kararına destek vermeyeceğini açıkladı. Bu durumda iktidarın gönlüne göre bir zamanda yapılacak bir erken seçim kararı için DEM Parti’nin mutlak desteği gerekiyor. Diğer iki seçenekten biri iktidarın yeter sayı için başka partilerden milletvekili transferi yapması. AKP bunu uzun süredir yapıyor. Ama yeterli sayıya ulaşılamazsa ne olacak? Diğer bir seçenek anayasal değişiklikle cumhurbaşkanlığı görev süresini Erdoğan lehine düzenlemek. Bu seçenek ihtimal dışı değil ama diğer seçenekler içinde en zoru.

Koşullara ve eldeki verilere göre bir sıralama yapılırsa: 1) Seçimler zamanında yapılacak ve Erdoğan aday olamayacak. 2) Cumhur İttifakı CHP’nin önerdiği bir tarihte yapılacak bir erken seçim çağrısına onay vermek zorunda kalacak. 3) DEM Parti bütün bu denklemde kilit konumda olacak. Bu olası tablo iktidarın “Terörsüz Türkiye” diye adlandırdığı, Öcalan’ın “barış ve demokratik toplum projesi” olarak tarif ettiği süreçle seçimlerin iç içe geçtiği anlamına geliyor. 

Öcalan’ın silahlı mücadeleye son verme çağrısına, PKK’nin sembolik silah bırakma ve kendini tasfiye kongresine, Suriye’de Kürt siyasetinin Şam’a entegre olmasına rağmen iktidarın halen beklenen somut adımları atmamış olması bu ihtimali daha da kuvvetlendirmekte. Kayyum politikasına son verilmesi, seçilmiş belediye başkanlarının görevine iadesi ve başta Selahattin Demirtaş olmak üzere politik tutsakların özgürlüğüne kavuşması çoktan gerçekleşmeliydi. Süreç terörle mücadele yasasında demokratik yönde düzenlemelerin yapılması, Kürt siyasetinin kriminalize edilmesine son verilmesi, PKK üyelerinin siyasi-sosyal entegrasyonu ve Öcalan’ın “umut hakkı”yla ilgili somut adımlarla ilerlemeliydi.

Bunların hiçbiri olmadığı gibi CHP’nin kapatılması dahil her seçeneğin masada olduğu, CHP’li belediyeler üzerinden kayyum politikasının genişleyerek devam ettiği, bir bütün olarak olağanüstü hal politikalarının egemen olduğu daha da koyulaşan bir antidemokratik rejim gerçeği söz konusu. Müneccim olmaya gerek yok. İktidar her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmaya devam etmek istiyor. Ama neredeyse bütün devlet aygıtını kontrol ediyor olmasına rağmen olası bir seçimde başarıyı garanti edemiyor. Bunun için en güçlü iktidar adayı CHP’yi paramparça etmeye çalışıyor. Ama bunu da yeterli görmüyor. Aynı anda “Terörsüz Türkiye” projesiyle Kürt siyasal hareketini kendi iktidarının devamlılığı için politik olarak içermeye yönelik bir taktik izliyor.

İktidar şu ana kadar Kürt siyasetini İmralı parantezine sıkıştırarak ve düşük profilli bir tutuma hapsederek bu taktiğini kendi açısından başarıyla uygulamış görünüyor. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Kürt siyasi hareketi seçimlere giden süreçte iktidar aleyhine bir pozisyon aldığı an “Terörsüz Türkiye” projesi sıkıntıya girer. Tam da bu nedenle bir erken seçim çağrısından önce iktidarın her kesimi birbirinden izole etmeye ve mümkünse kavgalı hale getirmeye dayalı “böl, parçala, yönet” planını işlevsiz kılacak bir politik açılım ortaya koymak gerekiyor. Bunun yolu siyasal demokrasiyi merkeze alarak karşılıklı olarak ortak sorunların sahiplenilmesi ve demokratik temelde çözümü için somut birlik ve dayanışma zemininin sağlanmasıdır. Kuru ve işlevsiz açıklamalarla bu sağlanamaz.

Yorumlar kapalıdır.