“Yüzyılın davası”: Şapkadan çıkamayan tavşan!
İktidar tarafından “yüzyılın davası” olarak tanımlanan, CHP’li belediyelere yönelik çok suçlamalı dava başladı. Dava daha ilk duruşmadan itibaren usul tartışmalarına sahne oldu. Mahkeme heyetinin deneyimsizliğiyle “yüzyılın davası” tanımlaması izaha muhtaç bir çelişki oluşturdu. Herkesin sorusu şu: “Madem ülkenin dört bir yanını ahtapot gibi sarmış bir İmamoğlu suç örgütünden bahsediliyor, neden buna uygun deneyimli bir yargı heyetinin davayı yönetmesi sağlanmadı?” Aksi savunulabilir gibi değil. Çünkü her duruşmada mahkeme salonunun düzeninden kimlerin davayı izleyebileceğine dek bir kaos yaşandı. Birinci ayını doldurmak üzere olan davada şu ana dek kelimenin tam manasıyla dağ fare doğurmuş durumda.
Bir diğer konu, davanın dayandığı deliler. Dava iddianamesi büyük oranda gizli tanık ifadelerine ve HTS kayıtlarına dayanmakta. Gizli tanıkların bir kısmı şimdiden ifadelerini değiştirdi. İfadesini baskı altında verdiğini söyleyen de var, kendisine verilen sözlerin tutulmadığını ifade eden de. İddianameye bakıldığında gizli tanık ifadelerinin çoğunlukla birinci derece tanıklıktan öte söylenti ve duyuma dayandığı görülmekte. Gizli tanıklar dışında bir de etkin pişmanlıktan yararlananlar söz konusu. Etkin pişmanlık davanın başından itibaren en netameli konu oldu. Birçok sanık serbest kalma karşılığında kendisine bu yönde telkin ve teklif yapıldığını açıkladı. Doğru olabilir mi? İki ay öncesine dek davanın başsavcısı olan bugünün adalet bakanı, birkaç gün önce Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in itirafçı olacağını zikretti. Nitekim halen başsavcı olduğu Eylül 2025 ayında da “Etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyenler sürekli geliyorlar, kapılarda yatıyor” minvalinde açıklama yapmıştı.
Kuşkusuz, sormak gerekiyor. Madem dava iddia edildiği gibi çok sağlam delillere dayanıyor. Madem davada iddia edildiği gibi her şey ortada, her şey çok açık. Madem suç somut belgeler ve ilişkilerle sabit. Neden bunca gizli tanık ve itirafçıya ihtiyaç duyuluyor? Neden terörden yolsuzluğa, casusluktan sahte diplomaya dek çok sayıda suçlama yöneltiliyor? Neden çok güçlü, çok deneyimli bir yargı heyetiyle dava yönetilmiyor? Neden aleme ibret için bir yasal değişiklikle davanın televizyonlardan canlı izlenmesi sağlanmıyor? Neden eldeki somut delillerle bir an önce sonuca gitmek varken davayı yıllarca uzatabilecek dört bin sayfalık bir iddianame hazırlanıyor? Ve herkesin cevabını beklediği bir diğer soru: “Neredeyse bütün CHP’li belediyelerin yolsuzluğa battığı iddia edilirken nasıl oluyor da çeyrek asırdır görev yapan iktidar belediyeleri tertemiz kalmış olabiliyor?”
Soruların bizi götürdüğü nokta, ortada hedefi belli siyasi bir davanın olduğu. CHP’ye yönelik yargısal işlemlerin iktidarın en kuvvetli rakibini zayıflatmak için kullanıldığı. Bütün iktidar imkânlarının bu amaçla seferber edildiği. Tam ifadesiyle, iktidar için bu yargısal süreç bir seçim kampanyası işlevi görmekte. Tek başına davanın başsavcısının adalet bakanı olup iktidar partisi saflarına katılması dahi davanın siyasi niteliğini ortaya koymakta. Amaç net! İktidarda kalmaya devam edebilmek. Belli ki iktidar davanın bu siyasi niteliğini saklamakta bir beis de görmüyor. Aksine alenen görülsün istiyor. Bunu isteyerek de iktidar davanın doğrudan savcısı haline gelmiş oluyor. İktidar için bunca iç içe geçmenin taşıdığı riskler yok değil. Özgür Özel’in gündeme taşıdığı, adalet bakanının mal varlığı iddiası bunun bir örneği. Mal varlığı ifşası doğal olarak sadece bir kişinin servetinin kaynağını değil doğrudan davanın sahiciliğini de tartışmaya açmış oluyor. Bu çok önemli çünkü Türkiye “aya dört şeritli yol” şirinliğini geride bırakalı çok oldu. Hayat pahalılığı ve yapışkan enflasyon koşullarında her sorun ve tartışma hızla toplumsallaşma ve siyasallaşma dinamiği taşıyor. Ve iktidarca vaat edilen tavşanlar şapkadan bir türlü çıkmıyor! Ortada bir davadan çok daha fazlası var. Biri tamam, biri devam diyecek…
Yorumlar kapalıdır.