Akbelen’de kamu yararı kimin yararı?

Akbelen’de tablo net; köylünün toprağı, zeytini ve yaşam alanı kömür için yok ediliyor. Bu yaşananları yalnızca çevre hassasiyeti diye anlatmak eksik kalır. Çünkü mesele birkaç ağacın kesilmesinden çok daha büyük. Devletin yasası, şirketin madeni ve köylünün yaşam hakkı aynı yerde karşı karşıya geliyor. İktidar bunu kamu yararı diye sunarken, şirketler enerji ihtiyacı diyor. Fakat Akbelen’de sorulması gereken soru basit: Bu yarar kimin yararı?

Akbelen’de ne oluyor?

İkizköylülerin Akbelen mücadelesi 2019’dan beri sürüyor. Limak ve IC İçtaş ortaklığındaki YK Enerji’nin kömür madeni sahasını genişletmek istemesiyle başlayan süreçte, 2023’te yoğun ağaç kesimleriyle Akbelen Ormanı fiilen yok edildi. 24 Temmuz 2025’te yürürlüğe giren 7554 sayılı yasanın ardından ise ilk hedef zeytinlikler oldu. Köylülerin deyimiyle bu süreç artık yalnızca orman değil, köylerin tamamını kuşatan bir yok etme meselesine dönüştü.

Son aylarda ise saldırı yeni bir aşamaya taşındı. 10 Ocak 2026’da Cumhurbaşkanı imzasıyla İkizköy dahil yedi köyde toplam 679 parsel için acele kamulaştırma kararı alındı. Ancak köylülerin ve avukatların açtığı davalar sonucunda Danıştay 6. Dairesi, acele kamulaştırmanın uygulanması halinde giderilmesi güç veya imkânsız zararların doğacağı nedeniyle bu acele kamulaştırma kararının yürütmesini durdurdu ve bu sayede Akbelen’de “acelelik” gerekçesiyle köylülerin toprağına el konulmasının hukuki dayanağı şimdilik ortadan kalktı.

Kamu yararı mı, şirket yararı mı?

İktidarın ve şirketlerin dilinde her zamanki gibi tanıdık kavramlar var; onlar da enerji arz güvenliği, ekonomik kalkınma, yerli kömür, kamu yararı şeklinde uzar gider. Fakat sorulması gereken şu: Kamu kim? Eğer kamu köylüyse, üreticiyse, zeytinlikse, ormandaki canlılarsa, su kaynaklarıysa, Akbelen’de alınan kararların kamu yararıyla ne ilgisi var?

Ve bugün Akbelen’de köylünün karşısına muhatap olarak şirket değil çoğu zaman jandarma barikatı çıkıyor. 30 Mart’ta acele kamulaştırma sürecindeki keşif heyetine karşı çıkan Esra Işık gece gözaltına alındı, 31 Mart’ta ise görevi yaptırmamak için direnme suçlamasıyla tutuklandı. 27 Nisan’da ilk kez hâkim karşısına çıktı ve mahkeme tutukluluğunun devamına karar vererek davayı 1 Haziran’a erteledi.

Zeytinlikler taşınmaz, yaşam taşınmaz

Bir zeytin ağacını yerinden söküp başka yere taşımayı çözüm diye anlatmak, köylünün emeğini, toprağın hafızasını ve ekosistemin bütünlüğünü hiç anlamamak demektir. Zeytin ağacı bir dekor ya da saksı bitkisi değildir. Kök saldığı toprakla, çevresindeki canlılarla, suyla, iklimle ve köylünün yıllara yayılan emeğiyle birlikte vardır.

Esra Işık’ın cezaevinden gönderdiği mesajdaki “Ben toprağımı savundum… Milas bir şirketten büyüktür” sözleri, bu mücadelenin özeti gibi. Çünkü Akbelen’de mesele yalnızca birkaç ağacın ya da birkaç parselin meselesi değil, şirketlerin kârı için köylerin, zeytinliklerin ve yaşam alanlarının feda edilip edilmeyeceği meselesi.

Ne yapmalı?

Danıştay’ın acele kamulaştırma kararının yürütmesini durdurması, Akbelen’de köylülerin mücadelesinin haklılığını bir kez daha göstermiştir. Şimdi bu karar eksiksiz uygulanmalı, zeytinlikleri ve tarım alanlarını madenciliğe açan düzenlemeler iptal edilmeli, Esra Işık serbest bırakılmalıdır. Köylülerin rızası olmadan hiçbir maden projesi yürütülmemeli, sözde raporlarla yasalarda boşluklardan yararlanılmamalı, enerji ve maden politikaları şirketlerin kârına değil, toplumun gerçek ihtiyaçlarına ve ekolojik sınırlara göre planlanmalıdır. Bu nedenle Akbelen yalnızca yerel bir direniş değil; toprağın, suyun, zeytinin ve yaşam hakkının şirket kârına karşı savunulduğu bir mücadeledir.

Yorumlar kapalıdır.