Mercedes de Mendieta ile Arjantin’de Milei hükümeti, toplumsal mücadeleler ve Sol Cephe üzerine

Date:

Share post:

İşçilerin Uluslararası Birliği – Dördüncü Enternasyonal’in (İUB-DE) Arjantin seksiyonu Sosyalist Sol (Izquierda Socialista) önderlerinden olan ve aynı zamanda Sol Cephe (FIT-U) milletvekilliği görevini sürdüren Mercedes de Mendieta ile Arjantin’deki güncel siyasi tabloyu, Milei hükümetini ve Sol Cephe’nin bu süreçteki rolünü konuştuğumuz söyleşiyi okurlarımızla paylaşıyoruz.

Bugün Arjantin’de Milei’yi iktidara getiren koşulları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu anlamak için önce dünyaya bakmak gerekiyor. Arjantin’deki gelişmeleri yalnızca ülke içi dinamiklerle değil, dünya siyasetindeki genel eğilimler çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor. Bugün küresel ölçekte ciddi bir siyasal düzensizlik ve istikrarsızlık döneminden geçiyoruz. Bu dönemin en önemli özelliklerinden biri aşırı sağ hareketlerin yükselişi. Trump bunun en görünür örneklerinden biri olsa da, Javier Milei de aynı uluslararası dalganın bir parçası. Bu hareketlerin ortak özelliklerinden biri kadın haklarına yönelik saldırılar, demokratik hakların sınırlandırılması ve emek karşıtı politikaları birlikte savunmalarıdır. Milei hükümeti de tam olarak bu programı temsil ediyor.

Önemli noktalardan biri de Milei’nin seçimler yoluyla iktidara gelmiş olması. Yani Mussolini örneğinde olduğu gibi bir darbeyle değil, demokratik seçimler aracılığıyla iktidara geldi. Ancak buna rağmen programı son derece tehlikeli. Demokratik hakların daraltılması, kadın haklarının geriletilmesi ve emekçilerin kazanımlarına yönelik saldırılar bu programın temel başlıklarını oluşturuyor.

Arjantin açısından bunun tarihsel bir anlamı da var. Ülke, 1976-1983 askeri diktatörlüğünün ardından demokrasiye geçti ve o tarihten itibaren ağırlıklı olarak merkez sağ ya da Peronist merkez sol hükümetler tarafından yönetildi. Milei ise 2023 seçimleriyle birlikte Arjantin tarihinde ilk kez açık biçimde aşırı sağ bir hükümet olarak iktidara geldi.

Bu durum özellikle insan hakları mücadelesi açısından önem taşıyor. Çünkü Arjantin, diktatörlüğe karşı yürütülen mücadele sayesinde demokratik haklar ve insan hakları alanında önemli kazanımlar elde etmiş bir ülke. Bugün bu kazanımlar ciddi bir tehdit altında bulunuyor. Peki Arjantin gibi güçlü demokratik mücadele geleneğine sahip bir ülkede Milei gibi aşırı sağ bir aday nasıl iktidara gelebildi? Bunun tek bir nedeni yok.

İlk olarak, Milei’nin yükselişi dünyadaki genel aşırı sağ yükselişinin bir parçası olarak görülmeli.

İkinci olarak, pandeminin yarattığı ekonomik ve toplumsal yıkım Arjantin’de de önemli sonuçlar doğurdu. Üçüncü ve belki de en önemli neden ise Peronizmin yaşadığı derin kriz. Peronizm, demokrasiye geçişten bu yana ülkeyi en uzun süre yöneten siyasal akım oldu. Özellikle son dönemde merkez sol Kirchnerci çizginin temsil ettiği Peronist hükümet, ekonomik açıdan son derecede başarısız bir performans sergiledi. 2019 seçimlerinden sonra kurulan hükümet ülkeyi ağır bir ekonomik kriz içinde bıraktı. Görev süresinin sonunda enflasyon yüzde 211’e ulaşmıştı. Bu tablo, geniş toplum kesimlerinde büyük bir hoşnutsuzluk yarattı. Biz ise daha 2023 seçimlerinden önce, birçok kişinin Milei’yi yeterince ciddiye almadığı dönemde onun gerçek bir siyasal alternatif haline geldiğini ve ciddi tehlikeler taşıdığını söylüyorduk. Bu nedenle seçim sürecinde de Milei’ye karşı güçlü bir mücadele yürütülmesi gerektiğini savunduk. Ne yazık ki toplumun önemli bir bölümü eski hükümetleri cezalandırmak ve mevcut düzenden kurtulmak amacıyla Milei’ye oy verdi.

Milei iktidarının iki buçuk yılının bilançosu ne oldu?

Öncelikle şunu söylemek gerekir: Hükümet henüz programının tamamını hayata geçirebilmiş değil. Planladığı saldırıları bütünüyle gerçekleştiremedi. Bunun en önemli nedeni ise toplumdan yükselen direniştir. Buna rağmen önemli gerilemeler yaşandı. Arjantin uzun yıllardır protesto hakkının güçlü biçimde kullanıldığı bir ülkeydi. Bugün ise ilk kez gösteri hakkı sınırlandırılıyor. Eylemlere katılan insanlar gözaltına alınıyor, tutuklanıyor ve ciddi bir baskı ortamı oluşturuluyor.

Hükümet özellikle “anti-piquete” adı verilen düzenlemelerle sokak hareketini engellemeye çalışıyor. (ed.n. Arjantin’de 2001 isyanı sırasında işsiz emekçilerin gerçekleştirdiği yol kesme eylemleri büyük önem taşımıştı. Bu eylemleri gerçekleştirenlere “piquetero” adı veriliyordu.) Milei hükümeti bugün bu mücadele biçimini fiilen suç haline getirecek düzenlemeler hazırlıyor. Belirli sayının üzerindeki gösterileri yasadışı sayabilecek ve güvenlik güçlerine doğrudan müdahale yetkisi verecek uygulamaları hayata geçirmeye çalışıyor. Dolayısıyla bugün eylemlere yönelik baskılar geçmiş dönemlere göre çok daha ağır. Ancak aynı zamanda buna karşı sokakta gelişen ciddi bir direniş de söz konusu.

Milei, siyasi baskıların yanında elektrikli testere ile özdeşleşen ekonomi politikalarıyla da öne çıktı…

Evet. Milei seçim kampanyasını “elektrikli testere” simgesi üzerinden yürüttü. Bu, aslında neoliberal kemer sıkma politikalarının çok daha sert ve kapsamlı bir versiyonunu temsil ediyordu. Devlet harcamalarının radikal biçimde azaltılması, kamusal hizmetlerin tasfiye edilmesi ve sosyal devlet anlayışının ortadan kaldırılması hükümet programının temel eksenini oluşturdu. Bu doğrultuda eğitim, sağlık, sosyal yardımlar ve kamu hizmetleri başta olmak üzere hemen her alanda tarihte benzeri görülmemiş bütçe kesintileri uygulanmaya başlandı. Aynı zamanda emek piyasasına yönelik kapsamlı saldırılar gündeme getirildi. İş güvencesini zayıflatan düzenlemeler, çalışma saatlerinin uzatılmasına yönelik girişimler ve işçi haklarını gerileten reformlar bunların başında geliyor.

Ekonomik göstergeler de toplum açısından ağır sonuçlar doğurdu. Hükümet enflasyonla mücadeleyi temel hedef olarak ilan etti. Ancak uygulanan programın faturası emekçilere kesildi. Ücretler neredeyse yerinde sayarken temel tüketim ürünleri ve yaşam maliyetleri hızla artmaya devam etti. Sonuç olarak halkın satın alma gücü ciddi biçimde geriledi. İşsizlik de önemli ölçüde arttı. İki buçuk yıllık Milei döneminde yaklaşık 25 bin şirket kapandı. Düzenli ve güvenceli istihdam gerilerken geçici, güvencesiz ve düşük ücretli işler yaygınlaştı.

Öte yandan, bu ekonomik program yalnızca kemer sıkma politikalarından ibaret değil. Aynı zamanda Arjantin’in başta ABD olmak üzere uluslararası sermayeye ve IMF’ye bağımlılığını daha da artıran bir yeniden yapılanma süreci yaşanıyor. Ekonominin temel önceliği dış borçların ödenmesi haline getirildi. Bunun bedeli ise doğal kaynakların uluslararası sermayeye açılması oluyor.

Tüm bu saldırılara toplumsal muhalefetin cevabı ne oldu?

Son iki buçuk yılda Arjantin’de çok önemli toplumsal direnişler yaşandı. Kamusal üniversitelerin savunulması için kitlesel seferberlikler örgütlendi. Gençlik hareketi önemli bir mücadele yürüttü. Kadın hareketi hak gasplarına karşı güçlü eylemler gerçekleştirdi. Bunların yanı sıra ülkede birkaç genel grev yapıldı. Bu grevler sendika bürokrasisinin isteksizliğine ve zaman zaman açık engellemelerine rağmen gerçekleşti. Dolayısıyla mücadele büyük ölçüde tabandan yükselen dinamiklerle gelişti.

Bugün geldiğimiz noktada Milei hâlâ belirli bir toplumsal desteğe sahip olsa da, iktidarının ilk dönemine kıyasla önemli ölçüde yıpranmış durumda. Toplum içinde ciddi çelişkiler birikiyor ve hükümet giderek daha fazla destek kaybediyor.

Burada altı çizilmesi gereken önemli noktalardan biri de Milei’nin bu programı tek başına hayata geçirmemiş olmasıdır. Milei devlet başkanlığı seçimini kazandı; ancak parlamentoda hiçbir zaman çoğunluğa sahip olmadı. Yeni kurulmuş bir hareket olduğu için mecliste oldukça sınırlı sayıda milletvekili bulunuyordu. Bu nedenle hükümet, bütün temel yasaları diğer sağ ve merkez partilerle kurduğu ittifaklar sayesinde geçirebildi. Emek karşıtı reformlar, madencilik şirketlerine tanınan ayrıcalıklar, doğal kaynakların uluslararası sermayeye açılması gibi kritik düzenlemelerin tamamı bu parlamenter işbirlikleri sayesinde kabul edildi. Üstelik bu desteğin bir bölümü Peronist milletvekillerinden de geldi. Bu nedenle Peronizmin bugünkü rolü oldukça çelişkili. Bir yandan parlamentoda Milei hükümetini eleştiriyor. Diğer yandan ise kritik oylamalarda birçok Peronist milletvekili hükümetin yasa tekliflerine destek veriyor.

Benzer bir durum sendikal alanda da yaşanıyor. Arjantin Genel İşçi Konfederasyonu (CGT), tarihsel olarak Peronizmin etkisi altında bulunuyor. Sendika yönetimleri zaman zaman hükümeti eleştirse de, mücadeleyi büyütmek konusunda ciddi sınırlamalar getiriyor ve toplumsal muhalefetin önünü açmak yerine onu denetim altında tutmaya çalışıyor. Bu nedenle bugün Arjantin’deki emek mücadelesinin önemli tartışmalarından biri, sendikal bürokrasinin aşılması ve mücadeleci bir işçi hareketinin nasıl güçlendirileceğidir.

Biraz da sizin de içinde yer Sol Cephe’den bahsedelim… Sol Cephe (FIT-U) ne amaçla oluşturuldu?

Sol Cephe, 2011 yılında üç Troçkist partinin oluşturduğu seçim ittifakı olarak kuruldu. 2019 yılında dördüncü bir partinin katılmasıyla bugünkü yapısına kavuştu ve bugün dört sosyalist partiden oluşan kalıcı bir siyasal ittifak niteliği taşıyor. Yaklaşık 15 yıldır varlığını sürdüren bu birliktelik, dünya ölçeğinde de dikkat çekici bir deneyim olarak değerlendiriliyor. Çünkü farklı devrimci örgütlerin uzun yıllar boyunca ortak bir seçim cephesini sürdürebilmesi oldukça istisnai bir örnek. Bugün Sol Cephe artık Arjantin siyasetinin kalıcı aktörlerinden biri haline gelmiş durumda.

Son dönemde Sol Cephe’ye desteğin arttığını düşünüyor musun?

Sol Cephe’nin toplumsal desteği geçmiş dönemlere kıyasla belirgin biçimde arttı. Kamuoyu araştırmalarında, Sol Cephe’nin önde gelen isimlerinden Myriam Bregman’a yönelik tarihsel olarak daha önce görülmemiş düzeyde bir ilgi olduğu gözleniyor. Bu yalnızca seçimlere ilişkin bir veri değil; aynı zamanda ülkede radikal sola yönelik algının değişmeye başladığını gösteren önemli bir siyasal gösterge.

Sokaktaki mücadeleler niteliksel olarak güçlenirken, Arjantin’de ilk kez şu sorular geniş ölçekte tartışılmaya başlandı: Radikal sol ülkeyi yönetebilir mi? Eğer yönetirse bunu nasıl yapar? Bu tartışmanın ortaya çıkmasının temel nedenlerinden biri, hiç kuşkusuz Peronizmin yaşadığı tarihsel krizdir. Uzun yıllar boyunca merkez solun temsilcisi olarak görülen Peronizm artık geniş kesimler açısından inandırıcılığını büyük ölçüde yitirmiş durumda. Böyle olunca, iktidarda aşırı sağın bulunduğu bir dönemde insanlar ilk kez bu ölçüde radikal sola yönelmeye başladı.

Ancak bu gelişmeyi yalnızca Peronizmin çöküşüyle açıklamak eksik olur. Sol Cephe’nin yükselişinin en önemli nedenlerinden biri, yaklaşık 15 yıldır tutarlı ve kesintisiz bir mücadele hattı izlemesi. Bugün Milei hükümetinin saldırdığı bütün temel haklar konusunda Sol Cephe en başından itibaren net bir muhalefet yürüttü. Parlamentodaki milletvekillerini de bu mücadeleyi güçlendirecek şekilde kullandı ve aynı zamanda sokaktaki direnişlerin aktif bir parçası oldu. Dolayısıyla bugün toplumun önemli bir kesimi Sol Cephe’yi yalnızca seçim dönemlerinde ortaya çıkan bir yapı olarak değil, mücadele içinde kendini kanıtlamış bir siyasal alternatif olarak görmeye başlıyor.

Bu nedenle Arjantin’de bugün yalnızca seçim sonuçları değil, solun nasıl bir ülke yönetimi önereceği de ciddi biçimde tartışılıyor. İçinden geçtiğimiz dönem gerçekten tarihsel bir moment oluşturuyor. İlk kez bu kadar geniş toplumsal kesimler yüzünü sola dönüyor. Bunun doğal sonucu olarak Sol Cephe içinde de önemli stratejik tartışmalar yürütülüyor.

Bizim, yani Sosyalist Sol’un yaklaşımı oldukça açık: Her şeyden önce Sol Cephe büyütülmeli ve işçiler, gençler ve kadınlar için gerçek bir siyasal alternatif haline gelmelidir. Bu alternatif yalnızca seçim odaklı değil; IMF ile ilişkilerin koparılmasını, dış borç ödemelerinin reddedilmesini, emekçilerin çıkarlarını temel alan devrimci bir programı savunan güçlü bir toplumsal hareket olmalıdır. Bu nedenle bugün bütün siyasal faaliyetimizi şu temel slogan etrafında örmeye çalışıyoruz: “Arjantin’i sol yönetebilir ve yönetmelidir.”

Sosyalist Sol’un bugün güncel çalışmaları neler?

Son dönemde ülkenin birçok eyaletinde toplantılar düzenliyor, “Arjantin’i sol yönetebilir ve yönetmelidir” perspektifi doğrultusunda geniş siyasal tartışmalar yürütüyoruz.

Uluslararası alanda da aktif bir çalışma yürütüyoruz. Özellikle Küresel Sumud Filosu kampanyasına katılımımız kamuoyunda önemli bir karşılık yarattı. Bu kampanyada öncü bir rol üstlenmemiz, partimizin yalnızca Arjantin siyasetiyle sınırlı olmayan, enternasyonalist bir perspektifle hareket ettiğini somut biçimde gösterdi. Geçtiğimiz yıl Gazze’ye destek amacıyla düzenlenen uluslararası girişime milletvekilimizin katılması da bu yaklaşımın önemli bir örneğiydi. Biz parlamentodaki temsilimizi yalnızca yasama faaliyeti olarak değil, dünya ölçeğinde süren sınıf mücadeleleriyle dayanışmanın bir aracı olarak görüyoruz. Eğer bugün dünya siyasetinin en önemli mücadele başlıklarından biri Filistin ise, sosyalist milletvekillerinin de bu mücadelenin yanında yer alması gerektiğini düşünüyoruz.

Aynı dönemde partimiz özellikle gençlik içinde önemli ölçüde büyüdü. Kadın hareketi ve lgbti+ hareketi içindeki etkimiz de giderek güçleniyor. Milei hükümetinin kadınlara ve lgbti+ haklarına yönelik saldırıları düşünüldüğünde, bu alanlarda güç kazanmak yalnızca örgütsel değil, aynı zamanda politik açıdan da büyük önem taşıyor.

Bugün Milei hükümeti ciddi bir siyasal kriz yaşıyor. İktidara gelirken temel vaadi, sert kemer sıkma politikaları sayesinde enflasyonu düşürmek ve ekonomiyi istikrara kavuşturmaktı. Ancak aradan geçen süre içerisinde bu vaatlerin önemli bir kısmı gerçekleşmedi. Toplumun geniş kesimlerinde belirgin bir hayal kırıklığı oluşmuş durumda. Bununla birlikte Peronizmin yaşadığı kriz de devam ediyor. Bu nedenle, hükümetten memnun olmayan bazı seçmenler bile “Peronizm geri dönmesin” düşüncesiyle yeniden Milei’ye oy verebileceklerini ifade ediyor. Dolayısıyla bugün Arjantin’de çelişkili bir tablo söz konusu. Bir yandan Peronizmin krizi Sol Cephe’nin güç kazanmasının önünü açıyor; diğer yandan aynı kriz, aşırı sağın belirli bir toplumsal desteği korumasına da neden oluyor.

Filistin’e verdiğiniz destek, Milei’nin Siyonizmle ilişkisi düşünüldüğünde oldukça kritik…

Arjantin’de tarihsel olarak önemli bir Yahudi nüfusu bulunuyor. Ancak Milei kadar açık biçimde Siyonizmi destekleyen bir devlet başkanına daha önce pek rastlanmadı. Bunun tek istisnası olarak zaman zaman Carlos Menem dönemi gösterilebilir.

7 Ekim sonrasında ise bu tutum daha görünür hale geldi. Seçimlerin hemen ardından parlamentoda yapılan tartışmalarda neredeyse bütün siyasi partiler İsrail’e destek veren bir çizgide konumlandı. Bu atmosferde açık biçimde karşı tutum alan tek siyasal güç Sol Cephe oldu. Bu nedenle üzerimizde ciddi bir siyasal baskı oluştu.

Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Filistin’le dayanışma bizim açımızdan 7 Ekim sonrasında başlayan bir politika değildi. 7 Ekim öncesinde de Arjantin’de Filistin direnişini en istikrarlı biçimde savunan yapı Sol Cephe’ydi. Bunun içinde de özellikle Sosyalist Sol uzun yıllardır parlamentoda ve sokakta Filistin halkıyla dayanışmayı sürekli gündemde tutuyordu. 7 Ekim sonrasında dünya çapında Filistin’le dayanışma eylemlerinin büyümesiyle birlikte biz de bu süreci daha ileri taşımaya çalıştık. Milei’nin Netanyahu hükümetiyle kurduğu yakın ilişkiye karşı “Milei beni temsil etmiyor” sloganıyla geniş bir kampanya örgütledik. Bu kampanya, Arjantin’de Filistin’le dayanışma hareketinin büyümesine önemli katkılar sundu.

Geçtiğimiz yıl Arjantin’de Filistin’le dayanışma hareketi tarihsel olarak görülmemiş ölçüde büyüdü. Bu süreçte feminist hareket önemli bir rol oynadı. Feminist örgütler hem Filistin’le dayanışmada hem de hükümet karşıtı toplumsal mücadelelerde en dinamik güçlerden biri haline geldi. Eylemlerde sürekli yer aldılar ve uluslararası dayanışmanın örgütlenmesinde önemli sorumluluklar üstlendiler. Biz de etkili olduğumuz sendikalarda Filistin’le dayanışmayı büyütmeye yönelik kampanyalar yürüttük.

Aktardığın tablo, Arjantin’de bir yandan krizleri bir yandan da sosyalist siyaset açısından fırsatları işaret ediyor…

Kesinlikle. Bir tarafta Javier Milei’nin neoliberal ve otoriter programı, diğer tarafta toplumsal meşruiyetini önemli ölçüde yitirmiş Peronizm bulunuyor. Bu tablo, Sol Cephe açısından hem ciddi sorumluluklar hem de yeni olanaklar yaratıyor. Toplumsal mücadelelerin büyümesi önemli ama tek başına yeterli değil. Bu mücadelelerin ortak bir siyasal programa bağlanması ve işçi sınıfı, kadınlar, gençler ve ezilenler adına gerçek bir alternatifin inşa edilmesi gerekiyor.

Bu nedenle Sosyalist Sol olarak, içinde bulunduğumuz dönemi yalnızca bir kriz dönemi olarak değil; aynı zamanda devrimci sol açısından tarihsel bir fırsat olarak değerlendiriyoruz.

Son Yazılarımız