Sinter işçileri direnişlerini anlatıyor…

117

Mevcut haklarımızı kaybetmeye başlayınca hak arayışına girdik. Bu hak arayışının da örgütlü mücadeleyle mümkün olduğunu, bunun için de sendikalaşmak gerektiğini düşündük. Örgütlenme aşamasında 7-8 kişi öncülük etti. Örgütlenme dönemi 5-6 ay sürdü. Bu süreç içinde bir bilinçlendirme, farkındalık yaratıldıktan sonra bir sendikaya (Birleşik Metal İş) üyelik gerçekleşti.

Sendikaya üye olduktan sonra bizi işten çıkardılar. Fabrika önünde direnişe başladık ve hâlâ devam ediyoruz. Bir yandan da yasal süreç devam ediyor. İlk duruşmamız Mart’taydı. 8-9 duruşma oldu, hukuki süreç uzadıkça uzadı. Patron bu süreci uzatmak için elinden geleni yaptı, hâlâ da yapıyor; şahit gösterip mahkemeye getirmedi, en son hâkimin taraflı olduğunu söyleyerek reddi hâkim hakkını kullandı. Tabii patron, süreç ne kadar uzarsa işçide o kadar yılgınlık, kopma olur diye düşünerek tüm bunları yapıyor. Kendilerinin koydukları yasayı kendileri çok güzel kullanıyorlar.

Bu arada fabrikada üretim devam ediyor. İlk önce içeride işten atılmayan 70 işçi vardı, 15 işçi de sendikayı ve direnişi sattı içeri girdi. Çalışanlar halen asgari ücretle çalışmaya devam ediyorlar, hiçbir sosyal hakları yok ve maaşları da geç ödeniyor. İçeride sendikalı olup da çalışmaya devam edenler de vardı. Ama baskı altındaydılar ve bir süre sonra işten çıkarıldılar. Şu an içeride 8 kişi sendikalı olarak çalışıyor. Grev kırıcılar her zaman olduğu gibi çıkıyor. Patron, muhasebe müdürünün kardeşi üzerine taşeron firma kurdurdu. O firmalara işçi aldı ve imalata devam ediyor. 16 tane siensi tezgâhını Şekerpınar’daki başka bir taşeron firmaya taşıdı. Orada da imalat devam ediyor. Fabrikada da askeriye için ar-ge çalışmaları yapılıyordu. Çalışmalar sonuçlandı ve seri üretime geçildi. Şu an içeride askeri mühimmat üretiliyor. Aynı zamanda Alman Getrak, Fransız SP, Amerikan Coperland ve EAT firmaları için de üretim yapıyor.

Zaman zaman değişik yerlerde eylemliliklerimiz oldu; Taksim, Sarıgazi, Kartal, Ümraniye. Buralarda basın açıklaması ve çeşitli eylemlilikler gerçekleştirdik. Fiili eylemimiz halen kapıda sürüyor. 1 Mayıs’ta Sinter işçileri olarak Taksim’e çıktık. Direnişimizde ilk defa 1 Mayıs’a katılan arkadaşlarımız vardı. İlk defa gazla ve copla karşılaştılar. Çok heyecanlıydılar ve çok anlamlı buldular. Kendilerine bir güven geldi. Alana girebildik. Devletin istemediği şeyleri de yapmamız ve mücadele etmek gerektiğinin farkına vardılar. 15 Haziran’da Ankara Çalışma Bakanlığı’nın önünde basın açıklaması yaptık. Yaklaşık 50 kişiydik. Daha önce de 20 arkadaşımızı Ufuk Uras’ın daveti üzerine TBMM’ye yollamıştık. Onlar, Çalışma Bakanlığı’yla görüştüler ama bugüne kadar hiçbir sonuç alamadık.

Süreç içinde sayımız bayağı azaldı. Arkadaşlarımız en çok ekonomik sıkıntılardan dolayı direnişten koptular. Ailelerin ve toplumun bu konudaki bilgisizliği de işçi üzerinde bir baskı oluşturuyor. Direnişimiz başlayalı 6 ayı geçti. Başta 380 kişiydik, şimdi 40 kişiye kadar düştük. Bazıları iş buldu, bazıları köyüne geri döndü, bazıları kiralarını ödeyemedikleri için ev sahipleri tarafından dışarı atıldı. Bir kısmının aileleri dağılma noktasında, boşanma davaları açılmış.

İlk başlarda direnişimize çok destek veren, dayanışmada bulunan oldu. Bu destek ve dayanışma ziyaretlerinin sadece bir kısmı gerçekten sınıf mücadelesini benimseyen kişi ve kurumlar tarafından gerçekleştirildi. Halen onlar bizi arayıp soruyorlar. Bazıları da seçim öncesi olduğu için ziyaretimize oy almak amacıyla geldiler. Seçim sonrası artık gelmiyorlar. ATV, DESA, Meha, Kurt-İş direnişlerinden bize destek olmak için ziyarete geldiler. Biz de onları ziyaret ettik. ATV’nin cumartesi günleri yapılan yürüyüşlerine destek verdik.

Biz bilinçli işçiler, hayatlarının sermayenin kurduğu bir sistemin içinde öğütülüp gittiğini söylüyorduk diğer işçi arkadaşlarımıza. İçerideyken bunun farkında değillerdi. Yaşamlarının sermayenin belirlediği bir çerçeve içinde hareket ettiğinin farkına vardılar. Devlet yapısının da, mevcut sistemin de sermayenin kendisini korunak için oluşturduğu bir düzen olduğunu anladılar. Çünkü bu altı aylık süreç içerisinde uğradığımız haksızlığa, gasp edilmiş emeklerimize karşın; devletin, güvenlik güçlerinin ve yargının patrona hiç dokunmadığını gördük. Güvenlik güçlerinin bize karşı tehditkâr davranışlarını fark ettik, yargının da bizi süründürerek zaman içinde yok etmeye çalıştığını gördük. Bu direniş sırf fabrika önünde patrona karşı değil her şeyiyle sisteme karşı olduğunu anladık. Başta sendikal örgütlenmeye giderken sadece maddi menfaatler etrafında örgütlenen işçiler vardı. Şimdi bu örgütlenme tamamen sisteme karşı bir direniş sergiliyor.

Şunu tekrar belirtmekte yarar var; patrona yenilmeyen işçiler ailelerin baskısına ve ekonomik sıkıntılara karşı yenilmek üzereler. Sınıf mücadelesine inanan bütün kurum kuruluş ve kişileri direniş noktamızda desteğe bekliyoruz. Direnişimiz için bu şart.

Bütün zorluklara karşı yine de sisteme karşı direnmek gerektiğinin farkındayız. Bir noktada sisteme karşı direniş göstermezsek, bir şeyleri geri çevirmezsek sürekli üstümüze geleceklerini biliyoruz.

Direnişteki Sinter işçileri, Haziran 2009

Yorumlar kapalıdır.