Ekvador dersleri

87

30 Eylül’de Ekvador’da Rafael Correa hükümetinin çıkardığı Kamu Personeli Yasası’na karşı başlayan ve bizzat devlet başkanının öfkeli protestoların ve göz yaşartıcı bombaların etkisi altında Polis Hastanesi’nin bir odasında koruma altına alınmasıyla gelişen polis ayaklanması, dünya solunda yankı ve tedirginlik uyandırdı.

Sol partilerin ve akımların önemlice bir çoğunluğu polislerin başkaldırısını Correa hükümetine karşı başlatılmış bir darbe girişimi olarak görerek -bu arada Venezüella ve Küba başta olmak üzere bütün Latin Amerika ülkeleri, Avrupa Birliği ve ABD dahil- derhal “demokratik olarak seçilmiş” devlet başkanının ve Ekvador hükümetinin yanında yer aldı. Ama Bolivya içinde ve dışındaki bir dizi devrimci sol parti ve akım ise, polislerin başlatmış olduğu bu eylemin Ekvador’daki rejime karşı düzenlenen planlı bir darbe girişimi olmadığını, ama devlet başkanının bu protesto hareketini kendisine karşı “oligarşinin ve emperyalizmin” düzenlediği bir darbeymiş gibi göstererek durumdan kitlelere karşı uyguladığı baskı rejimini daha da ağırlaştırmak için yararlandığını ileri sürdü.

Bu birbirine taban tabana zıt iki tutum kuşkusuz savunucularını kâğıt üzerinde de olsa (Ekvador içinde elbette fiilen) barikatın karşılıklı iki yanına yerleştiriyordu. Devrimci Marksistler olarak bizler elbette her türlü karşıdevrimci asker-polis darbe girişiminin karşısında yer almak ve kitleleri darbe girişimcilerine karşı seferber olmaya çağırmak durumundayız. Ne var ki, bu ilkeyi kendimize eksen olarak alıp durumu tahlil ettiğimizde, son yıllarda emperyalizmle işbirliğini derinleştiren, ülke kaynaklarını Ekvador oligarşisinin ve emperyalist tekellerin sömürüsüne açan Correa hükümetinin, gerçekten onların adına başlatılan bir asker-polis darbesiyle karşı karşıya kalıp kalmadığı oldukça tartışmalı bir sorun halinde karşımıza çıkıyor.

Zira her şeyden önce polislerin ayaklanmasının, Correa’nın iddia ettiğinin aksine, hiç de “planlanmış” olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Öyle ki, her darbe girişiminin klasik önceliklerini oluşturan iktidarın bütün sinir merkezlerinin (parlamento, hükümet binaları, radyo-TV kuruluşları, vs.) ele geçirilmesi, iktidar görevlilerinin ve muhtemel muhalefet liderlerinin tutuklanması, kent merkezlerinin işgal edilerek yollara arama-kontrol ekiplerinin yerleştirilmesi, anayolların kesilerek büyük kentlere giriş-çıkışların denetim altına alınması, sivil hükümetin lağvedilip yeni bir cunta hükümetinin ilan edilmesi gibi girişimlere 30 Eylül’de rastlanmadı. Correa, korumalarıyla birlikte hastane odasına çekildiğinde de göstericiler devlet başkanına ne yapacaklarını bilmiyorlardı: Onu öldürmek bir yana, hastanede kaldığı 12 saat boyunca tüm dünyayla telefon aracılığıyla irtibata geçmesini bile engellemediler.

Öte yandan, hükümete karşı başkaldırıyı başlatanlar, o güne değin Correa rejiminin kitle protestolarını bastırmakta kullandığı ve Kamu Personeli Yasası’nın sadece kendilerini ilgilendiren yanlarına (beş yılda bir verilen 800 dolarlık kıdem ikramiyelerinin ve liyakat nişanlarının iptali) karşı çıkıp, kazanılmış haklarını savunmak için gösteriler düzenleyen diğer kamu emekçilerinin üzerine saldıran polis teşkilatı görevlileri olduğundan, onların bu başkaldırısını bir “halk isyanı” olarak görmek olanaklı değil. 30 Eylül’de Quito’da bir grup polisin korporatist isteklerle ayaklanması karşıdevrimci bir protesto eyleminin ötesine geçememiştir. İsyancılar, sadece diğer Latin Amerika ülkelerinden ve emperyalist güçlerden destek bulamamakla kalmamışlar, polis teşkilatı ordu genelkurmay başkanlıklarının “yasal devlet başkanını ve seçilmiş hükümeti” desteklediklerini açıklamalarının ardından tamamen yönelimsiz kalmışlar ve nihayet, gereksiz derecede gösterişli ve kanlı bir askeri operasyonla teslim alınmışlardır.

Devlet başkanı Correa’nın bir bölüm polisin başlattığı bu isyanı ısrarla planlı bir darbe girişimi olarak göstermesine ve Ekvador halkını bu girişime karşı seferber olmaya çağırmasına karşın (2002’de Venezüella’da Chavez’e karşı düzenlenen darbe sırasında on binlerin sokaklara dökülmesi örneğinde olduğunun tersine) Quito sokaklarına sadece birkaç yüz Correa taraftarının çıkması, bu konuda politik ve sivil kitle örgütlerinin, sendikaların ve yerli halk organlarının büyük ölçüde isteksiz davranması, Correa rejimi ile onu iki kez iktidar yapan kitleler arasında gelişmekte olan uzaklaşmaya dikkatleri çekti. Gerçekten de Correa hükümetinin son dönemde kabul ettiği bir dizi yasayla ülke kaynaklarını oligarşinin ve emperyalist tekellerin sömürüsüne ve denetimine açması emekçi ve yerli halk yığınları arasında hoşnutsuzluklara ve protestolara neden olmakta.

2009’da hükümetin parlamentoya bile sunmadan kabul ettiği en tartışmalı yasalardan olan Hidrokarbür Yasası ile Madencilik Yasası, ülkenin maden, petrol ve gaz yataklarını çok uluslu şirketlerin yağmasına yol açmakta, maden bölgelerindeki ekolojik dengeyi ve yerli halk toplumları dokusunu bozmakta. Bu yasalara karşı özellikle Dayuma ve Quito’da gerçekleştirilen halk protestolarını ise rejim şiddet kullanarak bastırmış, benzer Su Yasası’nı ise kitle seferberlikleri karşısında geri çekmek zorunda kalmıştı. Correa hükümetinin neoliberal saldırıları Yüksek Öğrenim Yasası’yla özelleştirmeleri üniversitelere kadar yaygınlaştırmış; Yerel Yönetimler Yasası da, belediyeleri halk üzerindeki vergileri arttırma, eğitim ve sağlık sistemlerini özelleştirme yetkileriyle donatmıştı.

Dolayısıyla bugün Ekvador’da kitlelerin karşı karşıya oldukları en büyük saldırı, oligarşi ve emperyalizmle bağlarını her gün biraz daha güçlendirmekte olan Correa rejiminden kaynaklanmakta. Ülkedeki proleter, emekçi ve yerli halk yığınlarının önündeki en önemli görev ise, diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi, rejimin ülke kaynaklarını çokuluslu şirketlerin yağmasına açan neoliberal yasalarına ve demokratik özgürlükler üzerinde geliştirdiği baskı uygulamalarına karşı; ekonomik zenginliklerin devletleştirilmesi, emperyalist şirketlerin ülkeden kovulması, dış borç ödemelerinin durdurulması ve bir işçi ve halk hükümeti organlarının yaratılması doğrultusunda mücadele etmek. Ekvador’da ve Latin Amerika’da devrimci Sol’u sağcı popülizmden ve liberal sol hareketlerden ayrıştıran eksen buradan geçiyor.

Yorumlar kapalıdır.