25 Kasım’da kadınlar Ankara’daydı!

146

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde kadına yönelik şiddetin sona ermesi talebiyle İşçi Cephesi’nden Kadınlar olarak biz de Ankara’daydık. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun ayarladığı otobüsle Ankara’ya varan bizler İzmir, Bursa ve Eskişehir’den gelen kadınlarla birlikte TBMM önünde taleplerimizi haykırdık.

Basın metninin okunmasıyla başlayan eylem meclise taleplerin sunulması için giren heyetin dışarı çıkmasına kadar devam etti. Basın metninde 25 Kasım’ın kısa bir tarihçesinin verilmesinin ardından sırf ‘kadın’ olduğu için şiddete maruz kalan kadınların üzerinde nasıl sürekli bir fiziksel, psikolojik, cinsel ve ekonomik şiddetin uygulandığı gerçeğinden bahsedildi. Metinde verilen istatistiki sonuçlarla durumun vahameti bir kez daha gözler önüne serildi: Kadın cinayetleri son 7 yılda yüzde 1400 oranında artış gösterdi, 2010 yılının ilk 10 ayında toplam 301 kadın vahşice katledildi, yılın ilk 7 ayında 478 kadına tecavüz edildi. Kadına yönelik sistematik bir şiddetin uygulandığından bahsedilen metinde ayrıca bu cinayetlerin politik de olduğu vurgulandı. TCK’nin 29. maddesince düzenlenen Haksız Tahrik İndirimi yasası ve benzeri yasalarla kadın ve lgbtt bireylerin cinayetlerinde indirimler uygulanarak bizzat devlet eliyle cinayetler meşrulaştırılıyor. Aile içi şiddete maruz kaldığı şikayetiyle devlet kurumlarına başvuran kadınlar evlerine geri gönderiliyor, sığınma talepleri göz ardı ediliyor- göz ardı edilmese bile Türkiye’deki 34 sığınma eviyle bu taleplerin sağlanamayacağı çok aşikar!”Kadınları korumayan devlet, ceza indirimleri veren erkek yargı, şikayetleri dikkate almayan kurumlar bu cinayetlerin faili, katillerin suç ortağıdır!” denildi.

Basın açıklaması sırasında “Erkek vuruyor, devlet koruyor”, “Kadın katillerine indirim değil ağır ceza!”, “Kadın cinayetlerini durduracağız” sloganları atıldı ve ardından her grubun temsili için birer kişinin katılımıyla oluşan 10 kişilik heyet meclise girip kadın milletvekilleri ile görüştü. İlk olarak CHP milletvekilleri Canan Arıtman ve Çetin Soysal’la görüşen heyet, haksız tahrik indiriminin yasalardan kadınlar lehine kaldırılmasını, kadın örgütlerinin denetiminde sığınma evleri ve kadın dayanışma merkezleri açılmasını ölümleri meşru gören ve katilleri suça teşvik eden basın kuruluşları hakkında hukuki yaptırımlar uygulanmasını istedi. Arıtman ise şiddetle mücadele için birlikte yasa teklifi hazırlama önerisinde bulundu. BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel de şiddetle mücadele adına kanun teklifi hazırladıklarını, bu konuda da kadın örgütlerinin önerilerini önemsediklerini söyledi. AKP Kadın Kolları’ndan Fatma Şahin heyeti uzun bir süre beklettiği ve sonunda görüşmeye gelmediği için Halide İncekara ile görüşüldü ve talepler sunuldu. Bütün bu görüşmeler sırasında dışarıda eylemine devam eden kadınlar polisin provokasyon çabalarıyla uğraşmak zorunda kaldılar. Gereksiz polis çokluğu tedirginlik yaratmayı amaçlıyordu ve kaldırım işgali gibi bir nedenle uzun süreli bir tartışma yaratıldı. Meclise ise CHP ve BDP milletvekillerinin davetiyle girmek isteyen kadınların ise büyük çoğunluğu geri çevrildi.

SSGSS yasası ile erkeğe tabi kılınmaya çalışılan, emeği ve kimliği göz ardı edilen, kendisine uygulanan her türlü şiddete karşı her gün mücadelesini sürdüren biz kadınlar bu 25 Kasım’da da meydanlardaydık. Aslında talepler ve yapılması gerekenler çok açık, bunun gerçekleşmesi ise yine mücadelesini sürdüren biz kadınlarla olanaklı.

İŞÇİ CEPHESİ

Basına ve Kamuoyuna

Bugün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. Bundan 50 yıl önce Dominik Cumhuriyetinde diktatörlüğe karşı mücadele eden üç kız kardeş olan Mirabel kardeşler tecavüz edilerek öldürüldüler! 1981’de ise Latin Amerika’dan ve Karayip’lerden kadın grupları bugünü “kadına yönelik şiddete hayır” günü ilan ettiler. Bugün bizim içinde kadınlara yönelik ‘şiddete karşı dur’ dediğimiz önemli bir gün. Biz hayatımızın her alanında sadece kadın olduğumuz için düzenli olarak şiddete maruz kalıyoruz. Şiddet sadece fiziksel değil, psikolojik, cinsel ve ekonomik olarak da uygulanıyor. Bedenimiz emeğimiz kimliğimiz yok sayılıyor ,erkeklere tabi kılınıyoruz.

Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri sistematiktir!

Kadının erkeğe tabi kılınmasının en acı bilançosunu kadın cinayetlerinin son 7 yılda yüzde 1400 oranında artmasıyla gördük. 2010 yılının ilk 10 ayında toplam 301 kadın vahşice katledildi. Yılın ilk 7 ayında 478 kadına tecavüz edildi, 722 kadın tacize uğradı. 6423 kadın aile içi şiddet nedeniyle hastaneye başvurdu. Öldürülen kadın sayısındaki artış çarpıcı. 2005’te 317 iken, 2006’da 663’e yükselmiş. 2007 yılında 1011 kadın öldürülürken 2009 ve 2010 kesin veriler olmamasına karşın sayı giderek artıyor. 2005-2010 yılları arasında cinsel saldırı mağduru kadınların sayısı 100 bini aşıyor.

Anadolu Üniversitesi’nin 1998-2006 yılları arasını kapsayan çalışmasına göre ise 8 yılda, 5bin 673 kadın intihar etti. İntiharların önemli bölümünün erkek baskısı ve şiddetinden kaynaklandığı düşünülünce, durumun bir tesadüf olmadığı; ruhsal bozukluk ya da eğitim eksikliği ile açıklayamayacağımız ortada. Bunlar yalnızca kamuoyuna, gazetelere taşınanlar. Biz durumun daha vahim olduğunun farkındayız.

Medyada verildiği şekliyle cinayetler, taciz ve tecavüzler tesadüfi durumların sonucu değil. Başlıklar hep birbirinin aynı “cinnet geçiren koca affetmedi!”, “kıskanç koca karısını kurşunladı” gibi. Medyanın dilinde her zaman bu olayları anlaşılabilir kılacak şeyler var. Kadın kesin bir şey yapmıştır, işte çok konuşmuştur, boşanmak istemiştir, hatta boşanmış birde hayatına devam etmiştir,çok para harcamıştır, cilveli saat sormuştur, imalarıyla haberler yazılıyor. Yani kadın cinayetleri medya tarafından meşrulaştırılıyor! Medya ne kadar bu cinayetleri toplumun değer yargılarıyla paralellik kurarak haklı çıkarmaya çalışsa da; biz kadınların üzerinde sistematik bir erkek baskısının olduğunu ve her gün üç kadının öldürüldüğünün farkındayız!

Kadın cinayetleri politiktir!

Kadınlar öldürülmeye devam ediyor. Katillerin cezalandırılması için açılan davalarda gösterilen sözde münferit nedenleri baz alan devlet, TCK’nin 29. maddesince düzenlenen Haksız Tahrik İndirimi yasası ve diğer pek çok yasa ile kadın katillerini adeta cesaretlendiriyor, ödüllendiriyor. Devletin cinsiyetçi bakış açısı ölümleri normalleştiriyor. Ceza indirimleri yalnızca kadın cinayetlerinde değil; lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüel cinayetlerinde, yani “nefret cinayetlerinde” de uygulanıyor. Devlet, bu cinayetleri meşrulaştırdığı için kadın katillerinin suç ortağıdır. Bu ortaklığı bozmak için bizler hukuken kasten öldürme cezalarını düzenleyen nitelikli hallerin içinde, cinsiyetinden, cinsel yöneliminden ve cinsiyet kimliğinden ötürü işlenen cinayetlerin eklenmesini istiyoruz.

Kadınlar öldürülmeye devam ediyor. Katledilen kadınların çoğu can tehlikesinin olduğunu öldürülmeden önce devletin herhangi bir kurumuna bildirmiş oluyor. Devletin kurumları ise hiçbir bir önlem almayarak kadınları ölüme itiyor. Devlet, başvuru yapan kadınları dikkate almıyor. Kadınlar en yakınlarındaki erkek tarafından katledilirken, devlet yeterli sayıda ve gerekli donanıma sahip kadın sığınma evi açmayarak kadınların öldürülmesine sebep oluyor. Türkiye’de yalnızca Ağustos ayının başından bu güne kadar 27 kadın katledilmişken, 7’si belediyeler tarafından işletilen 34 kadın sığınma evi var. Katledilen kadınların sayısı, açılan kadın sığınma evi sayısının yüzlerce katı kadar. Diyoruz ki, Kadın cinayetleri sistematiktir.

Artık yeter! Kadınları korumayan devlet, ceza indirimleri veren erkek yargı, şikayetleri dikkate almayan kurumlar bu cinayetlerin faili, katillerin suç ortağıdır!

Ayrıca Başbakan’ın “üç çocuk doğurun”, ” kadın erkeğin tamamlayıcısıdır” sözleri de hükümetin kadına bakış açısını göstermekle beraber, kadının ev içi emeğini görmezden gelen, kadını kocaya, babaya bağlı kılan SSGSS yasası, Teşvik ve İstihdam Paketi de kadını eve, güvencesiz ve esnek çalışmaya mahkum etmiştir. Öte yandan eşcinselliği hastalık olarak gören ve nefret cinayetlerine ilişkin hiçbir yasal düzenleme yapmayan hükümete sesimizi duyurmak, taleplerimizi haykırmak için buradayız.

Biz Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak, sistematik bir biçimde artan kadın cinayetlerine karşı, kadın cinayeti faillerinin hak ettikleri cezayı almalarını sağlayacak etkin soruşturma yöntemlerinin benimsenmesi ve başta TCK olmak üzere ilgili tüm yasalarda kadınlar lehine düzenlemeler yapılması, kadın ölümlerini meşru gören ve katilleri suça teşvik eden basın kurumları hakkında gerekli yaptırımların düzenlenmesi ve uygulanması, kadının cinsiyet rollerini pekiştiren ve kadınlar aleyhine hüküm tesis eden başta adli tıp kurumu olmak üzere tüm kurumların lağvedilmesi taleplerimizle binlerce kadının imzasını aldık ve şimdi onları meclise sunacağız.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak, 6 Ağustos 2010 tarihinden itibaren her hafta Cuma günü yürüdük. Toprağa gömdüğümüz her kadın bedeni için yürüdük. 15 hafta boyunca Taksim Meydanı’nda toplanıp Galatasaray Meydanı’na kadar yürüdük. “Asla yalnız yürümeyeceksin” diye haykırdık. Kadın cinayetlerinin önlenmesi için taleplerimiz gerçekleştirilene kadar eylemliliklerimize devam edeceğiz!

Yaşasın kadın dayanışması!

Örgütleyici Kurumlar:
Emekçi Hareket Parti’li Kadınlar
Ev İşçileri Dayanışma Derneği Girişimi
İstanbul
LGBTT Sivil Toplum Girişimi
İşçi Cephesi’nden Kadınlar
Kadın Kapısı
Özgürlük ve Dayanışma Parti’li Kadınlar
Sosyalist Kadın Meclisleri
Sosyalist Demokrasi Parti’li Kadınlar
Yeni Demokrat Kadın

Destekleyen Kurumlar
Devrimci Anarşist Faaliyet’ten Kadınlar
Emek Parti’li Kadınlar
İHD Kadın Komisyonu

Yorumlar kapalıdır.