Fransa’da reform yasalaştı ama mücadele sürüyor

113

Hükümetin krizi bahane ederek geçtiğimiz yıl açıkladığı emeklilik reformuna karşı toplumsal direniş, birçok engelleme çabasına ve yaşanan zorluklara rağmen sürüyor; ancak hareketin geleceği ile alakalı tedirginlik de gün geçtikçe artıyor. Bu tedirginliğin artmasında en büyük pay elbette hükümete, sendikalara, ana akım medyaya ve burjuva-reformist partilere düşüyor.

Hükümet’in grevdekilere ve eylemcilere yönelik saldırgan tavrı, sınıfı bölmeye yönelik politikaları, sendikaların direnişi sönümlendirecek eylem planları, grevdekileri yalnız bırakmaları, tabanın taleplerini göz ardı etmeleri, ana akım medyanın hükümet yanlısı propagandası ve burjuva-reformist partilerin ‘daha iyi bir reform mümkün’ sloganıyla sürdürdükleri reform yanlısı duruşları, neredeyse bir yıldır ülkenin yaklaşık yüzde 70’inin desteği ile süren direnişe büyük zarar veriyor.

Eylül ayında reform parlamentoda onaylandıktan sonra Senato’nun onayına sunulmuştu. Ekim ayının sonlarına doğru Senato’daki tartışmalar sürerken direniş sürekli grev halini alarak hükümet üzerindeki baskısını arttırmıştı. Özellikle; ulaşımdaki grev, limanlardaki blokaj ve petrol rafinerilerindeki işgal ülke ekonomisini iyice zora sokmuştu. Eylemlere katılım 3,5 milyonu bulmuştu ve greve katılım artmaya devam ediyordu. Bu durum karşısında Hükümet, Senato’ya tartışmaya son vermelerini ve kararlarını açıklamalarını söyledi. Ayrıca maddelerin tek tek oylanmamasını, reform paketinin bütün olarak oylanmasını istedi. Hükümet’in bu isteği elbette reformu istediği gibi kabul ettiremeyeceğine dair korkusu sebebiyleydi. Zira Senato’daki Sosyalist Parti’nin üyeleri reformu prensip olarak kabul etseler de birçok maddenin değiştirilmesini istiyorlardı. Eğer maddeler tek tek oylansaydı bu durum hükümete sorun yaratabilirdi. Hükümet’in isteği ile reform bütün olarak oylandı ve 153’e karşı 177 oy ile kabul edildi. Reformun Senato’dan onay alması elbette bir motivasyon kaybı yarattı ancak, bu Hükümet’in beklediği kadar da ciddi bir kayıp değildi. Reformun onaylanmasından hemen sonra yapılan eylemde bir önceki eylemde olduğu kadar katılımcı vardı ve beklenildiği gibi grevler Senato’nun kararından sonra son bulmadı. “Parlamento, Senato onaylamaya devam etsin, biz hâlâ sokaktayız”, “Parlamentonun yaptığını sokak bozar” sloganları ile sokaklardaydı bu sefer Fransa. Senato’da reformun onaylanması özellikle Sosyalist Parti’nin tabanında büyük hayal kırıklığına sebep oldu ve ilerleyen süreçte birçok kopuşa sebep olacağı da aşikâr. Hükümet bir yandan paketi Senato’ya kabul ettirirken diğer tarafta da sınıf birliğini bölmeye ve grevi kırmaya yönelik adımlar attı. Limanları bloke eden işçilere bakanların imzasını taşıyan, reformun onları kapsamadığını belirten ve grevi bırakmalarının iyi olacağı yazılı olan mektupların ulaştırıldığı ortaya çıktı. Sağlık çalışanlarına da aynı şekilde reformun onları kapsamayacağı söylendi ve grevi bırakmaları istendi.

Sürece damgasını vuran bir başka durum ise Hükümet’in baskıcı ve saldırgan politikaları, polisin şiddeti ve sendikaların skandal olarak nitelenecek tavrı oldu. Paris’te 16 yaşında bir gencin polis tarafından plastik mermi ile gözünden vurulmasından sonra, her ne kadar Hükümet Sözcüsü şiddet kullanımını onaylamıyor gibi konuştuysa da eylemler bunun aksi yöndeydi. Direnişte olan liselilere plastik mermili silahlarla saldırılmaya devam edildi. Bir ay içinde yaklaşık 2600 kişi gözaltına alındı. Hükümet ülkedeki kaosun sebebinin “manipüle edilmiş gençler” olduğunu iddia ederken, sivil olarak eylemlere katılan ve olay çıkaran provokatör polislerin görüntüleri ortaya çıktı. Hükümetin emri ile polisler grevde olan birçok rafineriyi ve fabrikayı sabaha karşı bastılar. Yine hükümetin emri ile alelacele çıkarılan karara göre, Grandpuit petrol rafinerisinde grevdeki işçiler “vatana ihanet” ediyorlardı ve eğer hemen işgali bitirip işbaşı yapmazlarsa bu suçtan dolayı beş yıl hapse mahkûm edilebilirlerdi. Neyse ki, sendikaların avukatları hemen duruma müdahale ettiler. Haber duyulur duyulmaz ülkenin dört bir yanından otobüsler rafineridekilere destek vermek için hareket etti. Ancak sendikalar yola çıkan otobüsleri durdurup böyle bir desteğe ihtiyaçları olmadığını söyleyerek geri gönderdiler. İşçilerin desteğe ihtiyacı olmadığı doğru değildi ve ne yazık ki sendikaların bu yaptığı yüzünden işçiler polise karşı tek başlarına direnmek zorunda kaldılar. İşçiler sık sık sendikaların destek olmayışından yakınıyorlardı zaten, ancak bu olaydan sonra destek olmayan sendikaların köstek olmaktan çekinmediği de gözler önüne serilmiş oldu. Grevdeki işçileri yalnız bırakan ve destek olmayan sendikalar, bir yandan da ulusal eylem günleri için yapacakları çağrıyı erteleyerek, çağrıyı yaptıklarında da 10 gün sonrasına randevu vererek, hareketin sönümlenmesine sebep olabilecek bir yol izliyorlar. Tabandan gelen baskıya rağmen grevin örgütlenmesi için çalışmayan sendikalar sadece göz boyamak adına genel grevi söylemlerine katıyorlar. Tüm bu olumsuz duruma karşın kendi inisiyatifleri ile örgütlenen ve greve çıkan işçiler motivasyonlarını kaybetmiş değiller ancak, direnişi sürdürmenin gittikçe zor bir hal aldığını da ekliyorlar. Öğretmenlerinin ve personelinin bir kısmının grevde olduğu ve birkaç gündür öğrenciler tarafından bloke edilmiş halde olan Paris’teki bir üniversitenin genel kuruluna katılan grevdeki belediye işçileri delegasyonu; öğrencilere, öğretmenlere ve personele şöyle seslendi; “Direnişi sürdürmeniz bizim için hayati önem taşıyor; çünkü 12 Ekim’den beri grevde olan bizler maddi ve manevi birçok zorluk yaşıyoruz ve bize verilen destek her geçen gün azalıyor. İnancımızı ve kararlılığımızı kaybetmiş değiliz, ancak devam edeceksek ve kazanacaksak bunu ancak birlikte direnerek yapabiliriz.”

Senato’nun reformu onaylaması, hükümetin sınıf bölücü politikaları, şiddet ve baskılar, sendikaların hareketi sönümlendirmeye yönelik tavırları… Bunların hiçbiri halkın reformu reddediyor olduğu gerçeğini değiştiremedi. Ekim ayı sonunda yapılan ankette ülkenin yüzde 69’u reformun kabul edilemez olduğunu ve direnişi desteklediğini yineledi. Hükümet Sözcüsü Luc Chatel katıldığı bir televizyon programında, sunucunun bu anket sonucu hakkında ne düşündüğü sorusuna şöyle yanıt verdi:”Bazen halk bazı değişiklikleri istemeyebilir. Ama hükümetlerin sorumlulukları vardır. Bizim sorumluluğumuz krizle birlikte yürümez hale gelen emeklilik sistemini yürür hale getirmektir. Bugün bize karşı çıkanlar ileride bizi anlayacaklardır, bu sorumluluğu yerine getirmek zorundayız.”

Görülüyor ki hükümet, “halk için halka rağmen” diyor. Oysa ortada halk için yapılan bir değişiklik yok. Reformun kapitalizme yeni alanlar açmak uğruna halkın sosyal kazanımlarını yok etmek için yapıldığı aşikâr. Dolayısıyla yapılan değişiklik “halka karşı halka rağmen” bir değişikliktir. Tüm propagandalara ve hükümet yanlısı haberlere karşı Fransa bu gerçeğin farkında ve hükümetin yalanlarına prim vermiyor. Lakin en başta da belirttiğimiz üzere, süreç yukarıda örneklendirdiğimiz gibi birçok somut zorlukla boğuşuyor ve fabrikalarda, rafinerilerde, üniversitelerde direniş sürse de bu zorlukların nasıl aşılacağı konusunda kafalar karışık. Hatırlatmak gerekir ki; Fransa’da yalnızca ülkenin geleceğini değil tüm dünyadaki emekçilerin geleceğini etkileyecek zorlu bir mücadele veriliyor. Bunun içindir ki; dünyanın dört bir yanından Fransa işçi sınıfına destek haberleri geliyor. Bugüne dek birçok zorluğu aşarak süren direnişin şimdi bu düşüş döneminden çıkmanın yollarını bulması gerekiyor. Bu süreci aşmak için Fransa’daki Troçkist örgütler işçilerin inisiyatifi ele alması gerektiğini söyleyerek grev komiteleri kurulması için çağrı yapıyorlar. Bu gerçekleşebilirse hareket düşüş döneminden kurtulur ve süreç tam tersine dönebilir. Her halükarda söylememiz gerekiyor ki; Fransa işçi sınıfının bugüne dek sürdürdüğü direniş ve mücadele, şimdiden, kapitalizmin yapısal krizini işçi sınıfına ödetmeye çalışan hükümetlere karşı verilebilecek yegâne cevap olan reddedişin önemli bir örneği oldu.

Yorumlar kapalıdır.